yazılariktibasPrabhat Patnaik yazdı: Neoliberalizm ve Aydınlar

Prabhat Patnaik yazdı: Neoliberalizm ve Aydınlar

Orjinal yazının kaynağıPeoples Democracy
alıntı yapılan kaynakbirgun.net
Kategori:

Hindistan gibi üçüncü dünya ülkelerinde neoliberal kapitalizmin önemli bir özelliği, emekçi halk ile aydınlar arasında yarattığı uçurumdur.

Hindistan’da sömürge döneminde aydınların önemli bir kısmı, halkın sömürgecilik tarafından maruz bırakıldığı sefaletin altını çizmeyi kendilerine görev edinmişti ve elbette birçoğu sömürgeciliğe karşı aktif direnişe katılmış, bu süreçte hapis ve yoksunluk yaşamıştı.

Bunun sonucunda halkın saygısını kazandılar ve bu saygıyı bağımsızlık sonrasında da yönlendirici (dirijist) kalkınma döneminde, kalkınma stratejisinin halkın yaşamı üzerindeki etkilerini dürüst ve eleştirel biçimde gözlemleyerek sürdürdüler.

Kapitalizm öncesi toplumlar, normal zamanlarda bile halkın aydınlara belirli ölçüde saygı göstermesiyle karakterize edilirdi; Hindistan gibi ülkelerde bu durum, aydınların sömürge karşıtı mücadelede ve bağımsızlık sonrası dirijist dönemde oynadığı rolle daha da güçlenmişti.

Neoliberalizm ise bu durumu değiştirir. Amaç, yerli tekelci sermayenin uluslararası finans kapitalle bütünleştiği, toplumun alışıldık ve geleneksel kapitalist çizgiler doğrultusunda yeniden şekillendirildiği sınırsız bir kapitalist düzen kurmaktır.

Bu süreç aydınların konumunu çeşitli şekillerde değiştirir:

Birincisi, kapitalizmin özü, toplumsal dayanışma duygusunun kalıntılarını parçalamak ve toplumsal grupları kendi çıkarını kollayan bireyler toplamına indirgemektir. Bu nedenle aydınlar da artık halkın sözcüsü olarak değil, kendi başının çaresine bakmaya çalışan bireyler olarak konumlanır.

Kariyer kaygıları ve hem ülke içinde hem de dışında ortaya çıkan kişisel yükselme fırsatlarından yararlanma isteği, aydınların başlıca uğraşı haline gelir.

İkincisi, neoliberalizm öncesi dönemde aydınların toplumsal rolü, benimsedikleri belirli bir teorik perspektifle destekleniyordu; bu perspektif anti-emperyalizmdi.

Doğru, aydınların farklı üyeleri arasında teorik konumlanışlar bakımından önemli farklılıklar vardı; ancak çoğunun ortak noktası, mevcut emperyalizm gerçekliğini kabul etmeleriydi. Bu yaklaşım halkta karşılık buluyor ve üçüncü dünya aydınlarını Batı’daki egemen teorik geleneklerden ayırıyordu.

Neoliberalizmle birlikte bu teorik farklılıkları ortadan kaldırmaya ve dünyada tek bir görüş etrafında uzlaşma yaratmaya yönelik yoğun çaba ortaya çıkar; bu görüş Batı’da egemen olan ve genellikle Dünya Bankası ile IMF tarafından desteklenen görüştür. Bu görüşe göre üçüncü dünyanın kalkınması, emperyalizme karşı çıkarak değil onu benimseyerek sağlanabilir.

Teorik alandaki muhalif sesler her yerde bastırıldıkça ve Batı’daki egemen söylem artık üçüncü dünyada yeni ortaya çıkan seslerle aynı dili konuşmaya başladıkça, üçüncü dünya aydınlarının daha geniş bir kesimi için merkez ülkelerde istihdam olanakları açılır; ancak aynı zamanda bu aydınların üçüncü dünya halklarından uzaklığı da artar. Bunun nedeni, üçüncü dünya halklarının deneyimlerinin, merkez ülkeler ile üçüncü dünya aydınları arasında geliştirilen bu teorik uzlaşmanın sonuçlarıyla örtüşmemesidir.

Bu süreçte, tüm kusurlarına rağmen onlarca yıl boyunca alternatif ve ilham verici bir model sunmuş olan Sovyetler Birliği’nin çöküşünün rolü asla küçümsenmemelidir.

Üçüncüsü, neoliberalizmin ayırt edici özelliği olan özellikle eğitim gibi ekonominin önemli alanlarında özelleştirme ve dolayısıyla metalaştırma akademik yaşamın eleştirel bir faaliyet olarak sürdürülmesini zayıflatır. Yeni durumda hızla çoğalan özel eğitim kurumlarının amacı öğrencileri pazarlanabilir birer meta olarak üretmek olduğundan, üçüncü dünya toplumlarında eğitimin temel amacı -Antonio Gramsci’nin sözleriyle sömürgeden kurtulmuş halklar için “organik aydınlar” yetiştirmek- tamamen ortadan kalkar.

Bu kurumlarda akademisyenler, öğrencilere eleştirel sorgulama kazandırırsa cezalandırılır; öğrenci örgütleri de caydırılır. Tüm bunlar aydınları halkın yaşamından daha da uzaklaştırır ve onları uzmanlaşmış entelektüel meta üretiminin ayrı bir dünyasına hapseder. Kısacası neoliberalizm, aydınları halkın yaşamından koparır.

Birkaç gün önce Batı Bengal’de BJP hükümetinden üst düzey bir bakan, geçmişte ülkenin entelektüel merkezleri olan Presidency College ve Calcutta University’nin sönük kurumlara dönüştüğünden yakındı. Ardından Batı Bengal’in kaybolan akademik itibarının özel sektör yardımıyla yeniden kazanılabileceğini öne sürdü.

Batı Bengal’in akademik standartlarda neden geride kaldığı analizinin yüzeyselliği, eğitimin kamu kaynaklarından yoksun bırakılması ile ortalamaya düşmesi arasındaki bağlantıyı görmemesinden anlaşılmaktadır. Üstelik bunu, bütçeden ciddi bir harcama yapmadan yükseköğretimi canlandırmak isteyen neofaşist hükümet temsilcisi olarak dile getirdi!
Neoliberalizm altında aydınlarla halk arasında oluşan uçurumun önemli bir sonucu vardır: neofaşizmin yükselişi için uygun bir zemin yaratır.

Elbette neofaşizmin yükselişinin arkasında birçok temel faktör vardır; en başta, neoliberalizmin kriz koşullarında hegemonyasını korumak isteyen tekelci sermayenin neofaşistlerle kurduğu ittifak gelir.

Ancak çoğunluk içinde azınlığa karşı nefret üretmek, halkı bölmek ve dikkatleri başka yöne çekmek amacıyla yürütülen neofaşist propaganda, aydınların sözlerinin halk nezdindeki ağırlığı neoliberal dönem öncesindeki kadar güçlü olsaydı bu denli etkili olamazdı.

Aslında neofaşist fikirler aydınlar arasında geniş bir kabul görmez; ancak bu fikirler halk arasında belirli bir karşılık bulabilir. Bunun nedeni, her ne kadar baskın olsalar da aydınlar içindeki anti-faşist seslerin yalnızca sindirme yoluyla susturulmaları değil, aynı zamanda neoliberal kapitalizmin aydınlarla halk arasında yarattığı uçurum nedeniyle görece etkisiz hale gelmeleridir.

Aydınların halk nezdindeki güvenilirliğinin kaybı, neofaşizmin yükselişinde önemli bir kolaylaştırıcı faktördür. Neoliberalizm bu nedenle neofaşizmin zeminini birçok açıdan hazırlar. Bunların en önemlisi elbette kaçınılmaz olarak yarattığı krizdir. Neoliberal rejim altında toplam işgücü içindeki yedek emek ordusunun göreli büyüklüğü azalmamakta, aksine GSYH büyümesi görünürde hızlansa bile artmaktadır. Bu nedenle emek verimliliği artarken reel ücretler yükselmez.

Bu durum üretimde artı değerin payını artırır ve tüketim talebini çıktı düzeyine göre baskılayarak aşırı üretim krizine yol açar. İşte bu kriz, şirketler ile Hindutva ittifakının ve tekelci sermayenin neofaşizmi desteklemesinin zeminini oluşturur. Ancak neoliberalizm bu sürece başka yollarla da katkı sağlar; bunların en önemlilerinden biri, halkın aydınlara duyduğu genel güvenin aşınmasıdır.

Marksizm, neoliberalizmin neofaşizmin yükselişindeki rolünü tanıma konusunda neredeyse benzersizdir. Liberal analizler bu yükselişi yalnızca toplumsal ve tarihsel faktörlere indirger, ancak olgunun politik ekonomi köklerine hiç değinmez. Bu eksiklik ise anti-neofaşist mücadeleyi zayıflatır.

Neofaşizmin iktidarı sürdürmeye yönelik manevraları seçim yoluyla aşılmış ve iktidardan uzaklaştırılmış olsa bile, ekonomi neoliberal karakterini koruduğu ve yarattığı kriz devam ettiği sürece neofaşizm her zaman yeniden iktidara dönecektir; ABD’de Trump’ın yeniden seçilmesinde olduğu gibi.

Bu nedenle neofaşizme karşı mücadele, onu ortaya çıkaran koşulların aşılmasını gerektirir; bu da neoliberal kapitalizmin ötesine geçmeyi zorunlu kılar. Aydınlar bu gerçeğin farkına varmalı ve halkla bağlarını yeniden kurma sorumluluğunu üstlenmelidir. Onları sadece neofaşizmin tehlikeleri konusunda uyarmak yeterli değildir; neoliberalizmin onları mahkûm ettiği durgunluk ve işsizlik krizinden çıkaracak alternatif bir ekonomik program ortaya konmalıdır.

Neofaşizm ancak neoliberalizmin aşılmasıyla yenilgiye uğratılır.

Çeviren: Yusuf Tuna KOÇ


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özge Güneş yazdı: Kapıdaki tehlike El Niño

İstanbul’da geçen hafta evleri, işyerlerini ve yolları su altında...

Ertan Erol yazdı: Brezilya’da ‘beklenmedik’ sonuç

Brezilya’da genel seçimler ve başkanlık seçimlerinin ilk turu tamamlandı....

Önder İşleyen yazdı: Sokakların çağrısı

Büyük kriz sonrası uzun bir çalkantı döneminden geçiyoruz. Eski...

Dr. Cengiz Başkaya yazdı: Çağımızın insanı; homo plasticus

İnsan soyu tarih boyunca birçok aşamadan geçti. İlk aşama...

Ümit Akçay yazdı: COP31’e doğru: Antroposen, kapitalosen ve ekolojik emperyalizm

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 Küresel Riskler Raporu, çarpıcı bir çelişkiye...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,896TakipçilerTakip Et
970AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Şöylesine bir yazı: Pile festivali etrafında dolanmak

Bazı arkadaşlar arada şöyle eleştiri yapıyor: “Hep ağır yazı...

Volkan Yaraşır yazdı: Kötülüğün sıradanlığı ve Hannah Arendt

Naziler bir mayalanma döneminin ardından sokakların fethiyle iktidara geldiler....

Hayri Kozanoğlu yazdı: Dünyanın tüm gençleri birleşin

Karl Marx’ın “Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor-komünizm hayaleti” sözünü hatırlatırcasına...

Özge Güneş yazdı: Kapıdaki tehlike El Niño

İstanbul’da geçen hafta evleri, işyerlerini ve yolları su altında...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: “Rum Gibi Düşünenler”

“Rum gibi düşünenlerin Kıbrıs'ı yönetmesine asla izin vermemelisiniz”             AKP...

Şener Elcil yazdı: Bölgemizde Kısa Bir Gezinti

İçinde bulunduğumuz coğrafyada yaşananların temel çıkış noktası, İsrail Devleti’nin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Fransa’da isyan

Sık sık dış konularda uğradığım ülkelerden birisi de Fransa...

Çağla Elektrikçi yazdı: Kuzey Kıbrıs’ın gerçekten neye ihtiyacı var?

Kuzey Kıbrıs yeni bir seçim dönemine girerken, kamuoyundaki tartışmalar...

Canlı yayın