yazılariktibasMichael K. Smith yazdı: İsrail'in Pasifik'teki İnsanlığa Karşı Suçları

Michael K. Smith yazdı: İsrail’in Pasifik’teki İnsanlığa Karşı Suçları

İsrail, Guatemala’dan Şili, Arjantin ve Paraguay’daki diktatörlüklere kadar Güney Konisi’ndeki baskı rejimlerinin güçlenmesinde önemli rol oynadı. Kolombiya’da çeteleri, Meksika’da “Kirli Savaşı” besledi. Yaptıkları muhalifleri, köylüleri, öğrencileri zorla kaybetme, işkence ve yargısız infazı yaratarak Güney’i kana buladı

Orjinal yazının kaynağıCounterPunch
alıntı yapılan kaynakbirgun.net
Kategori:

“Bize demokrasinin, uluslararası hukukun, insan haklarının ve insan onurunun var olduğunu ve hala dimdik ayakta olduğunu; Filistin halkına yönelik soykırımın ise yalnızca bir sapma, küresel demokratik vahanın içindeki bir istisna olduğunu anlatmaya çalışacaklar…”
– Meksikalı gazeteci Sasi Alejandre

“Latin Amerika, İsrail tarafından silahlandırılan, eğitilen ve yönlendirilen rejimlerin Filistin’e uyguladığı devlet terörü taktiklerinin aynısını yaşamıştır.”
– Jack McGrath, Washington Report On Middle East Affairs

İsrail, Filistin üzerindeki Britanya Mandası sırasında 1939’da Nikaragua’daki Somoza diktatörlüğünün Siyonist paramiliter örgüt Haganah’a yaptığı silah sevkiyatları olmasaydı belki de hiç kurulamayacaktı.

Bu yardımın sağlanmasından dokuz yıl sonra Haganah, Irgun ve Lehi’nin desteğiyle Filistin’i haritadan sildi; İsrail devletini kelimenin tam anlamıyla Filistin’in bulunduğu toprakların üzerine inşa etti ve aynı zamanda Avrupa’dan Nazileri yeni kurulan Yahudi devletinin silahlanmasına yardımcı olmaları için devşirdi.

Bundan bir süre sonra İsrail, Latin Amerika’daki kanlı baskı süreçlerine destek vermeye başladı.

İsrail, 1954’te Guatemala demokrasisini deviren Castillo Armas’ın ordusunu bizzat eğitti; daha sonra aynı eğitim ve silah desteğini Şili, Arjantin ve Paraguay’daki askeri diktatörlüklere vererek tüm Güney Konisi boyunca baskı rejimlerini güçlendirdi.

Aynı zamanda Kolombiya’daki paramiliter grupları finanse etti ve Meksika’nın “Kirli Savaşında” kullanılan taktikleri ve silahları geliştirdi; bu süreç zorla kaybetmeleri, işkenceyi ve yargısız infazları içeriyordu ve öğrenci protestoculara, siyasi muhaliflere ve köylülere karşı yürütüldü.

Orta Amerika bağlantısı daha erken kurulmuştu. İsrail 1950’lerde Nikaragua’daki Somoza hanedanına otomatik silahlar, tanklar ve askeri uçaklar göndermeye başladı. Sandinista Devrimi’nin iktidara gelmesinin ardından İsrail, okullara, tarım kooperatiflerine ve sağlık kliniklerine saldıran, kokain ticaretiyle bağlantılı güçlerin silahlandırılması ve eğitilmesinde kilit bir aracı haline geldi.

Bölgedeki en kanlı İsrail politikası 1970’lerden 1990’lara Guatemala’ya yönelikti. Yerli Maya halkı, Avrupa kökenli elitlerin egemenliğine karşı ayaklandı; bu elitler ise acımasız bir Mestizo ordusu tarafından korunuyordu. Tel Aviv’in sağladığı silahlar, istihbarati ve işkence yöntemleriyle, Guatemala mahkemelerinin soykırım olarak tanımladığı süreçte 200 bin insan öldürüldü, 1 milyondan fazlası yerinden edildi.

Guatemalalı subaylar da kırsalda toplu katliamları, kentlerde ise gerilla ağlarının tasfiyesini mümkün kılan karşı-ayaklanma yöntemlerinin arkasındaki gücün İsrail olduğunu açıkça dile getirdi.

Bu tür baskı, o noktaya gelindiğinde bölgede yerleşik bir İsrail politikası haline gelmişti. 1972’de Tel Aviv, El Salvador ordusunun, gizli polisinin ve ölüm mangalarının hizmetine girmişti; ertesi yıl El Salvador, İsrail’den askeri uçak sevkiyatı alan ilk ülke oldu.
1975’ten 1979’a kadar  -El Salvador’un iç savaşa sürüklenmesinden hemen önceki son yıllarda- İsrail, ülkenin askeri ithalatının yüzde 83’ünü sağladı. İki ülke arasındaki anlaşmalar napalm, askeri teknoloji ve eğitim gibi alanları kapsıyordu.

İsrail’in sıkça başvurduğu yakıp yıkma (scorched earth) stratejileri, özellikle Orta Amerika’nın kaynaklarını ve tarım ürünlerini yok etmeye odaklanıyordu; amaç, halkın gerilla hareketlerinin kendilerini sürdürebilecekleri maddi temeli ortadan kaldırmak, böylece yerinden edilmiş nüfusu küçük ve kontrol edilebilir alanlara sıkıştırarak hedefli baskıya açık hale getirmekti.

Sivil katliamlar bu politikanın ayrılmaz bir parçasıydı; Soğuk Savaş boyunca neredeyse sistematik biçimde tekrarlandı. Bunlar arasında en bilinenlerden bazıları şunlar: yüzlerce sivilin El Salvador ve Honduras orduları arasında sıkışarak parçalandığı ve öldürüldüğü Rio Sumpul katliamı; Operation Scorched Earth (El Salvador) sırasında cesetlerin kısmen asitte eritilip nehre atılması ve 1981’de yaklaşık bin Salvadorlunun kilisede vurulduğu, tecavüze uğradığı, başlarının kesildiği ve diri diri yakıldığı El Mozote katliamı.

Ayrıca Başpiskopos Óscar Romero ve Ignacio Ellacuría gibi, Hristiyanlığı yoksulların ve ezilenlerin mücadelesiyle ilişkilendiren ilerici din insanları da suikastlara kurban gitti. Romero, İsrail tarafından eğitilen Roberto D’Aubuisson’un emriyle öldürüldü.

Bunlar rastlantısal şiddet olayları değil, belirli bir siyasi hedef doğrultusunda yürütülen sistematik bir baskı politikasının parçalarıydı. İşçi örgütleri, köylü dernekleri, kooperatifler, sendikalar ve yoksulların yanında yer alan kurtuluş teolojisinden etkilenen kilise bünyesindeki İncil çalışma grupları gibi, halkın yaşam koşullarını iyileştirmeye çalışan yapıların temsil ettiği tabandan demokrasi tehdidini bastırdı.

El Salvador iç savaşının sona erdirilmesi 1992’de gerçekleşti. Ancak sınıf mücadelesi, savaşın temel nedeni, çözülemedi. Toprak ve diğer hayati kaynaklar hala ufak bir azınlığın avuçlarında yoğunlaşmış durumdaydı. Bunu, yaklaşık otuz yıl süren çete şiddeti izledi. Bu süreçten sonra Nayib Bukele, ülkenin suç sorununu çözme vaadiyle başkan seçildi. El Salvador nüfusunun yüzde birini oluşturan ayrıcalıklı gruba mensup Bukele, Hristiyan Filistinli kökenlere sahip ve Gazze’nin probleminin İsrail değil Hamas olduğunu savunuyor.

Bu grubun birçok üyesi iç savaş sırasında devrimci cephelerde savaşmıştı. Örneğin FMLN gerilla güçlerinin genel komutanlarından biri olan Schafik Handal. Bukele’nin kendi ailesi de FMLN siyasi partiye dönüştükten sonra partiyle işbirliği yapmış, kendilerine ait pazarlama şirketleri aracılığıyla yıllarca iletişim çalışmalarını yürütüp Mauricio Funes’in 2009’da başkan seçilmesine yol açmıştı.

FMLN daha sonra Nayib’i siyasi hayata kazandırarak 2012’de San Salvador belediye başkanı, yedi yıl sonra ise devlet başkanı olmasına destek oldu. Kendisine anti-Marksist, sistem karşıtı ve “cool” bir diktatör profili çizen Bukele, bugün FMLN’nin karşı koyduğu askeri diktatörlüğün mirasını sürdürmekte. İktidarı Washington’a ve İsrail silahlarına bağlı.

Bukele’nin Savunma Bakanı René Merino, 2022 yılında İsrail ekipmanlarını içeren 1,2 milyon dolarlık yeniden silahlanma programı sırasında şöyle demişti: “Çetelere karşı savaşta iyi sonuçlar elde edebilmek için kurumumuzu donatmamız gerekiyordu. Bugün Silahlı Kuvvetlere 800 adet Arad tüfeği sağlıyoruz.”

Bukele’nin siyasetinin sonucu bugün her 40 Salvadorlu yetişkinden birinin hapiste olması. Salvador dünyadaki en yüksek tutukluluk oranına sahip. Tutukluların birçoğu, mahkumlarının şiddete uğradığı, aç bırakıldığı, aşırı kalabalık dev bir hapishane olan CECOT’ta tutuluyor. CECOT, bir hapishaneden çok bir toplama kampını andırıyor. Mahkumlar muhalifler, aşırı yoksullar ve ABD topraklarından kaçırılarak El Salvador’a getirilen Venezuelalılar.

Bu cezaevi modelinde El Salvador, her mahkum için 20 bin dolar almakta ki bu ülke için son derece kârlı bir düzenleme. Hedef suçla mücadele değil, Bukele diktatörlüğünün kabul etmediği her kesim olduğu için de sınırsız büyüme potansiyeline sahip.
El Salvador iç istihbarat belgelerine göre Bukele’nin hapsettiği kişilerin yüzde 36’sının daha önce herhangi bir suç kaydı yok.

Hukuk dışı Bukele modeli, Latin Amerika genelinde zorba iktidar heveslerinin hayranlığını kazandı. Şili’de Pinochet çizgisine yakın Jose Antonio Kast, anayasal güvenceleri askıya alma vaadiyle başkanlığa aday olmuştu. Ekvador’da Daniel Noboa kalıcı olağanüstü hal uyguluyor, Bukele tarzı mega hapishane planlarını ilerletiyor. Kosta Rika ve Paraguay’da gözaltı ve sert ceza uygulamaları giderek yerleşik hale geliyor. Arjantin’de Milei açıkça İsrail faşizmini desteklerken “sıfır tolerans” suç politikası mahkumların aşağılayıcı koşullarda kamuya teşhir edilmesini içeriyor.

Öte yandan Latin Amerika’daki büyük protesto hareketleri kazanılan acı tecrübelerin ardından şunu çok iyi biliyor: “bir daha asla” diyenlerin bazıları aslında kendi çıkarlarına hizmet ettiğinde “defalarca ve sürekli” diyor. Çünkü Filistin’de imhayı mükemmelleştirirken bir yandan bu Latin Amerika geneline ihraç ediliyor.

Kısa zamanda Bukele’nin zindanlarının, “Hepimiz Filistinliyiz” inancıyla hareket eden, ABD’den kaçırılan muhalifleri de barındırmaya başlaması bir sürpriz olmayacaktır.

Çeviren: Yusuf Tuna KOÇ 


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Prabhat Patnaik yazdı: Neoliberalizm ve Aydınlar

Hindistan gibi üçüncü dünya ülkelerinde neoliberal kapitalizmin önemli bir...

Ertan Erol yazdı: Küba’da nasıl bir dönüşüm?

Geçtiğimiz ay ‘plan 176 önlem’ olarak adlandırılarak kabul edilen...

Ela Ava yazdı: “Rota yeniden oluşturuluyor”

ABD’nin 7-8 Temmuz’da NATO zirvesi sürerken İran’a yeniden başlattığı...

Bayazıt İlhan yazdı: Gizil nekropolitika

Pek çoğumuza yabancı gelebilecek bu kavram Prof. Dr. Feride...

Ishmael Reed yazdı: 250. Yılda Kahramanlar, Canavarlar

Kutuplaşmış Amerikan medyası, 4 Temmuz’a giden hafta boyunca kurucu...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,926TakipçilerTakip Et
908AboneAbone Ol

Son eklenenler

Taner Akçam yazdı: Sommerloch ya da Türkiye üzerine nasıl konuşmalı?

Almanca habercilikte kullanılan “Sommerloch” kavramı vardır. Terim, yaz aylarında,...

Şener Elcil yazdı: Şov Yapmaya Devam ve Raskolnikov Sendromu

Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis, 2019 Temmuz ayında, Kıbrıs’a yaptığı ziyarette Türkçe konuşan...

Prabhat Patnaik yazdı: Neoliberalizm ve Aydınlar

Hindistan gibi üçüncü dünya ülkelerinde neoliberal kapitalizmin önemli bir...

Ertan Erol yazdı: Küba’da nasıl bir dönüşüm?

Geçtiğimiz ay ‘plan 176 önlem’ olarak adlandırılarak kabul edilen...

Kavel Alpaslan yazdı: Komünizm bitti de antikomünizm bitmedi mi?

Geçtiğimiz hafta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ‘aşırı-solu’ güncel...

Özkan Yıkıcı yazdı: Emperyalist gerçeklikte İran’a karşı olan saldırılar

Kapitalist sistem neoliberal sürece geçerken, kendi resmi ideolojik bakışını...

Kiriakos Cambazis yazdı: Kıbrıs sorununun bugünkü aşaması ve reddiyeci güçler

Bu günlerde, bir İngiliz gazetesinin Maria Angela Holgin'in öneriler...

Dionysis Dionysiou yazdı: Kıbrıs sorununda “Türk çözümü” ve kim destekliyor?

Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs sorununda yeni bir girişimine dair tartışma,...

Canlı yayın