Kıbrıs iktibasŞener ElcilFışkılık - Şener Elcil

Fışkılık – Şener Elcil

Orjinal yazının kaynağıozgurgazetekibris.com
Kategori:

Türkiye’den çok değerli bir gazeteci dostum, röportaj yapmak için geçtiğimiz günlerde aramıştı.
Söz arasında ne yaptığımı sorduğunda, “bahçede ot temizliği yaptığımı” söyledim; “hayatını ülkendeki yabani otları temizlemeye adadın da ne oldu?” diye lafı yapıştırdı.

O anda aklıma değerli dostum Adnan Eraslan’ın “fışkılık” lafı geldi. “Sen fışkılığın ne olduğunu biliyor musun?” diye sorunca; bilmediğini söyledi.

Kıbrıslılar, gübre ve çöplerin toplandığı yere fışkılık derler” dedim. “Fışkılıkta yabani otları yok etmek çok zordur. Sen temizlersin, onlar daha gür çıkar, sürekli uğraşmak zorundasın” dedim ve rahmetli Sırrı Süreyya Önder’in adamızın kuzeyinin Türkiye’yi yönetenler tarafından nasıl “kalın bağırsağa” dönüştürüldüğünü anlattığını hatırlattım.

Peki sizin insanınızın hiç mi suçu yok?” diye sorunca, kendi kendimi sorgulamaya başladım.

İnsanlarımızın güçten ve menfaatten yana tavır aldıkları gerçeğinden hareketle ne kadar yağcı, yalaka olduklarını, menfaat uğruna en yakın arkadaşlarını bile satmaktan çekinmediklerini, ülkemizde yaşadığımız sıkıntıların sorumlusunun da kişisel menfaatleri toplumsal menfaatlerin üstünde tutan, bu kişilerden ve onları sorgulamadan destekleyenlerden kaynaklandığı gerçeği ile bir kez daha yüzleştim.

1989 yılında, öğretmen olarak görev yaptığım köye, o dönemin UBP’li hükümet yetkilileri ziyaret yaparlar. Toplantıda söz alan bir bakan “Maraş şehrinin namusumuz olduğunu, Maraş’ı Rumlara verirsek oradaki portakal bahçelerine Rumların bizim mezarımızı kazacağını” söyler.

Toplantıda bulunan halktan insanlar da bunu hiç sorgulamadan coşkuyla alkışlarlar. 2003 yılında sınırların açılmasından bir süre sonra, o eski bakanla güney Kıbrıs’ta Maraş’ın yanındaki Paralimni’de Kokkinos Süpermarket’te maydanoz alırken karşılaşıp, selamlaşınca bu olayı hatırladım.

Öğretmen Koleji’nde öğrenci iken, arkadaşlarla hazırladığımız tiyatro oyununun oynanmasına izin vermeyen Kaymakam, Eğitim Bakanı olunca, bu defa da iki toplumlu koroda görev alan arkadaşlarımıza soruşturma açar ve Kamu Hizmeti Komisyonu’nda aylarca yargılanmalarına neden olur.

Sınırların kapalı olması nedeni ile iki toplumlu koronun, Pile’deki çalışmalarına bu arkadaşlarımızın, Bakanlıktan izin almadan katılmaları suçlama nedenleri arasındadır.

O dönemin yalaka basını ve rejimin paralı gazetecileri, öğretmen arkadaşlarımıza ateş püskürür. Gün gelir sınır kapıları açılır ve Güven Varoğlu arkadaşımla güneyde olduğumuz bir gün bu eski bakanla bir markette karşılaşıp selamlaşırız.

Suçlu bakışlarla ve daha biz bir şey söylemeden, karısını göstererek, “yengeniz istedi, geldik” der.

UBP’nin genel sekreteri iken, ayartılarak başka parti kurdurulan malum şahıs, verdiği bir beyanda, bizim Rumlarla “iş birliği yaptığımızı ve vatan haini” olduğumuzu söyler.

Olayı yargıya taşıdığımız zaman, duruşmalardaki sorgusunda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni her cümlesinde yücelterek, güneyin Rum Yönetimi olduğunu ve reddedilmesi gerektiğini vurgular.

Yıllar sonra bir arkadaşımın işi için, güneydeki kimlik dairesi müdürü ile görüşmeye gittiğimizde, müdürün kapısında o kişiyle karşılaşırız. Malum şahıs, hiç utanmadan yüzüme bakar ve yanımızdan uzaklaşır.

Kimlik Dairesi müdürü ile konuştuğumuzda, bu şahsın eşinin Türkiye vatandaşı olduğunu ve çocuklarının vatandaşlık sorunu yaşadığını, sorunu çözmek için kendisi ile görüşmeye geldiğini, AKEL ve CTP’den üst düzeyde birilerinin aracı olduğunu bize söyler.

Pandemi dönemi Avrupa’da okuyan öğrencilerimiz, önlemlerin gevşemesi nedeni ile tekrardan okullarına dönme telaşı içine girerler.

Ortada aşı kartlarının tanınması ve Avrupa Birliği’nin kabul ettiği aşı çeşitleri ile ilgili ciddi bir sorun vardır.
Kıbrıs Cumhuriyeti bu konuda gerekli tedbirleri aldığından, o dönemin Dışişleri Bakanı Nicos Christodoulitis ile iletişime geçip, sorunun aşılmasına yönelik olumlu yanıt alıyoruz.

Olayı kamuoyuna basın yolu duyurduğumuzda hem hükümetin hem de muhalefetin üst düzey yetkililerinden telefonlar alıyoruz.

Kendileri ve aileleri için kuzeyde bulunmayan “Biontech” aşısını bulup aşı olmuşlar ancak kuzeydeki aşı kartı uluslararası tanınmadığından, onu Kıbrıs Cumhuriyeti’nde kaydetmek için ne yapmaları gerektiği ile ilgili yardım istediler.

Aşıyı nasıl buldunuz?” diye sorduğumda ise “bir şekilde hallettik” dediler.

Yıllar önce Burhan Nalbantoğlu Hastanesi’ne bir işim düştüğünde, oranın bodrum katındaki atölyede çalışan, teknisyen yakınımı ziyarete giderdim.

Her gidişimde, orada oturup, zaman geçiren bir kişi ile karşılaşıp, bazen sohbet ediyorduk. Bir gidişimde, bu adama hastanedeki görevinin ne olduğunu ve ne iş yaptığını sordum. “Ben UBP’liyim” dedi. Aldığım yanıta şaşırarak, “anlamadım” dedim. Adam “Ben “UBP’liyim. Yetmez mi!” dedi.

Güneydeki Amerikan Hastanesi’ne acil tedavi için bir arkadaşıma randevuyu iki hafta sonrası için zorlukla aldım. Arkadaşımla doktorun yanına girdik. İngilizcesinin düzgünlüğünden doktorun İngiliz Okulu mezunu olduğunu tahmin ederek, okulun yönetim kurulunda görev yaptığımı söyleyince, sohbete başladık.

Rum doktor, Kıbrıslı Türklerden çok hastası olduğunu ve Kıbrıslı Türk bir gazeteci dostunun ona devamlı hasta gönderdiğini, o gazeteci aradığı zaman hiç beklemeden randevu verdiğini söyledi.

O malum gazetecinin, kuzeyde her gün bizi Rumculuk ve vatan hainliği ile suçlayan dönek, eski bir solcu olduğunu öğrendik.

Kuzeyde kalan bazı anıt, dini ve kutsal yerlerin restore edilmesine yardımcı olduğumuz ve bizimle tanışma maksatlı Omorfo Metropoliti bizi yemeğe davet etti.

Yemeğin başında ilk kez bir papazla yemek yiyeceğimizden bende ve arkadaşlarımda çekingenlik vardı. Bunu fark eden Metropolit Neofidou, “çekinecek bir şey yok, siz bu masada yemek yiyen ilk Kıbrıslı Türkler değilsiniz. Ben Bizans müziğini çok severim. Bildiğiniz gibi Türk sanat müziği onun devamıdır. Biz en az ayda bir (ismi bende saklı sağ parti başkanı) ile ve (ismi bende saklı Girne’deki Rum mülklerini pazarlayan emlakçı) ile bu masada çalıp söylüyoruz” dedi.

Sağ ve sol fark etmeksizin, onlarca örnek sıralayabilirim.

Bir gün önce Rum tarafının siyasetini eleştirip, bildiri yayınlayan sendikacıyı, aradığımda, Baf’ta kimlik dairesinde olduğunu söylemesinden tutun da, Annan Planı döneminde bize hakaret eden siyasetçinin, elinde çantalar dolusu ekmek kadayıfı ile Rum Savcı Tornaritis’e gitmesine, 22 Ocak’ta Afrika Gazetesi’ne saldırganları arasında olup, bu gün bize “Kıbrıslılık” dersi verenlere, sınır kapıları açılıncaya kadar sinek avlayan, ancak kapılar açılınca iş yapmaya başlayıp, hala daha Rumlara ve bize söven esnafına, aldığı para kadar konuşan sözde gazetecisinden, iş değil reklam yapan sendikacısından, yediği ganimeti ve düzenin rantını örtmek için bize çamur atanlara kadar örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Türkiye’den arayan gazeteci arkadaşım şunu da söyledi: “Düşmanı dışarda arama senin insanın yavşak


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Şener Elcil yazdı: Siyasi Körler Ülkesi

Uzun yıllardan beri yurtdışında yaşayan, ancak Kıbrıs’tan hiç kopmayan, yurtsever...

Şener Elcil yazdı: Şov Yapmaya Devam ve Raskolnikov Sendromu

Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis, 2019 Temmuz ayında, Kıbrıs’a yaptığı ziyarette Türkçe konuşan...

Şener Elcil yazdı: Piyasa Açıldı

Kıbrıs gibi yarı kurak bir iklimde çiftçilik yapmak, tarımla uğraşmak çok zor bir iştir. Yaptığınız...

Şener Elcil yazdı: Çamaşır Makinesi Sendikacıları

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’da yaptığı son toplantıda “Siz,...

Şener Elcil yazdı: Muhalif Olmak – 2

İnsan onuruna yakışmayacak, her türlü kirli işin ekonomi diye...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,913TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Nolan’ın Odyssey’si: Denizden Gelen Düşman Biziz

Düşman ufkun ötesinde beklemiyor. Nolan'ın Odyssey'sinde, o, muzafferlerle birlikte...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Canlı yayın