
Dünya Kupası, ABD’nin ne kadar kötü bir ortak ev sahibi olduğunu şimdiden ortaya koydu. Afrika’nın önde gelen hakemlerinden Somalili Omar Artan’a ABD’ye giriş vizesi verilmedi; aynı şekilde Filistin Futbol Federasyonu başkanına da vize verilmedi.
İranlı futbolcular Meksika’da tutuluyor; yalnızca maç günlerinde ABD’ye girişlerine izin veriliyor ve hemen ardından ülkeyi terk etmek zorunda bırakılıyor. İran heyetinden bazı isimlerin ülkeye girişi tamamen engellendi ve İranlı taraftarlara ayrılan biletler iptal edildi.
Iraklı bir futbolcu ülkeye girişte göçmenlik yetkilileri tarafından yedi saat boyunca sorguya alındı. Özbekistan, Güney Afrika ve Senegal oyuncuları da tacize uğradı ve geciktirildi. Faslı taraftarların büyük bölümü hiçbir gerekçe gösterilmeden toplu halde vize alamadı; birçok başka ülkenin vatandaşları için de vize reddi oranları son derece yüksek.
“Sporla aklama”, spor kulüplerinin ve ülkelerin spor aracılığıyla itibarlarını parlatma girişimini ifade eder. Trump yönetimi ise bu eğilimin tersine giderek imajını yumuşatmaya hiç çalışmıyor, aksine sertliğini açıkça sergiliyor.
Dave Braneck’in de belirttiği gibi Donald Trump, “küresel meşruiyet inşa etmek ya da içerdeki insan hakları ihlallerinden dikkatleri başka yöne çekmek konusunda kayıtsız.” Buna rağmen dünya futbolunun yönetim organı FIFA’nın başkanı Gianni Infantino tarafından övgüyle karşılanıyor. Hatta Infantino geçen yıl Trump’a, Nobel Barış Ödülü’nü alamamasına adeta teselli olarak, absürt bir “FIFA barış ödülü” verdi.
KİRLİ İŞ BİRLİĞİ
Infantino’nun Trump’a verdiği destek, Gazze’nin “yeniden inşası” için başkanın Barış Kurulu’na FIFA tarafından taahhüt edilen 75 milyon doları da içeriyor. Bu para sözde futbol altyapısını desteklemek için ayrılmış durumda; buna Gazze’nin enkazı ve ölülerinin üzerine inşa edilecek 20 bin kişilik bir stadyum da dahil. Trump’ın bu kurulu, Filistinlilerin etnik temizliğini kolaylaştıran ve İsrail’in soykırımını fiilen meşrulaştıran bir araç olarak geniş kesimler tarafından görülüyor.
Bu temel meselelerden kaçınan Infantino, yakın zamanda düzenlenen bir FIFA kongresinde İsrail ve Filistin futbol federasyonlarının başkanlarını tokalaştırmaya çalışmak gibi yüzeysel girişimlerle yetinmeyi tercih ediyor ki Filistinli temsilci bunu kesin bir şekilde reddetmişti. Şimdi ise Eylül ayında düzenlenecek bir turnuvada Filistinli genç futbolcuların İsrail’e karşı oynaması için baskı yapıyor.
Futbol dünyasının İsrail’i meşrulaştırması Infantino ve Trump’la sınırlı değil. Dünyanın en zengin futbol kulüpleri İsrail ve onu destekleyen aktörlerle iş yapmaya devam etmekte hiçbir sakınca görmüyor; bazıları bu uğurda kendi çalışanlarını ve taraftarlarını bile denetliyor.
Buna örneklerden biri Arsenal. Kulüp, yirmi iki yıl aradan sonra İngiltere Premier Lig şampiyonluğunu kazandı. Ancak Mark Bonnick’in kutlamalara katılıp katılmadığı bilinmiyor. Hayat boyu Arsenal taraftarı olan ve kulüpte yirmi iki yıl çalışan Bonnick, Gazze’deki soykırımı protesto eden sosyal medya paylaşımları nedeniyle 2024 Noel arifesinde kulüpteki malzeme sorumlusu görevinden çıkarıldı.
Arsenal, İsrail yanlısı kampanyacıların iddialarına rağmen Bonnick’in antisemitizm suçu işlemediğini kabul etti (Yahudi ırkçılık karşıtı aktivistler de bu görüşteydi) ve resmi soruşturma da herhangi bir usulsüzlük tespit etmedi. Buna rağmen kulüp, Bonnick’in “kulübün itibarını zedelediğini” öne sürerek işten çıkarma kararını sürdürdü. Bonnick şu anda haksız fesih davası açmış durumda.
Bonnick’in durumu, İngiltere merkezli War on Want adlı kuruluşun yayımladığı “Kırmızı Kart: İngiltere Premier Lig’in İsrail’in Filistinlilere yönelik suçlarını spor yoluyla aklaması” başlıklı raporda yer verilen pek çok örnekten sadece biri. Raporda birçok kulüp ele alınırken özellikle kulüplerin (ve ligin kendisinin) kurumsal sponsorlarına dikkat çekiliyor. Bu sponsorlar arasında İsrail’le ticaret yapan, hatta bazı durumlarda doğrudan İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ile çalışan büyük teknoloji şirketleri ve finans kuruluşları da bulunuyor.
SUÇ ORTAKLARI
Rapor, altı sponsorunun soykırıma ortak olduğu değerlendirilen Liverpool’u en kötü örnek olarak gösterirken, Arsenal da hemen arkasından geliyor. Kulüp, daha önce de Ruanda ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) hükümetleriyle yaptığı sponsorluk anlaşmaları nedeniyle (kendi taraftarlarının bir kısmı dahil) eleştirilmişti; bu iki devlet de hem kendi ülkelerinde baskı uygulamakla hem de yurt dışında çatışmaları körükleyip kaynak yağmasına karışmakla suçlanıyor.
Arsenal formalarında “Visit Rwanda” (Ruanda’ya git) sloganı yer alıyor; oysa Ruanda devleti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde altın ve koltan gibi kaynakları ele geçirmek için kitlesel cinsel şiddet ve katliamlar gerçekleştiren milisleri destekliyor. Kulübün stadyumu Emirates havayolunun adını taşıyor; oysa BAE, çalınmış altın karşılığında Sudan’da ağır savaş suçları işleyen güçlere para ve silah sağlıyor.
Ruanda’nın önümüzdeki sezon forma sponsorluğundan çekilmesi bekleniyor, ancak yerine gelecek sponsor daha ilerici değil. Yeni sponsor, İsrailli bir personel ve bordro şirketi olan Deel. Şirket halihazırda Arsenal’in insan kaynakları “partneri” ve kulüp genelinde yoğun şekilde tanıtılıyor. Deel yöneticileri İsrail ordusuna güçlü destek açıklamaları yaptı ve bizzat askeri personele malzeme sağladı.
Buna karşılık Brighton altyapı antrenörlerinden Tomer Hemed, Gazze’de İsrail askerleriyle birlikte çekilmiş fotoğraflarını paylaşıp “İnsanımsı hayvanlar insan değildir!!! Canavarlar! Acı çekerek ölsünler!” ifadelerini kullandı. Bin Brighton taraftarı kulübe şikâyette bulundu, ancak Arsenal’deki Mark Bonnick’in aksine Hemed hakkında herhangi bir yaptırım uygulanmadı.
Arsenal ve Brighton bu konuda yalnız değil. Manchester City doğrudan BAE’ye ait ve bu durum kulübü Sudan ve başka yerlerde BAE destekli suçlarla daha da yakından ilişkilendiriyor. Filistin bağlamında ise Manchester City başkanı Haldoon el-Mübarek, Trump’ın söz konusu Gazze “Barış Kuruluna” katıldı. Aynı kurulda, Newcastle United’ın çoğunluk hissesine sahip şirketin başkanı olan Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman da yer alıyor.
IRKÇILIK KÜLTÜRÜ
Tam bir boykot çağrısını güçlendiren unsurlardan biri de İsrail futbolunun ırkçı niteliği; bu durum, devletin genel kültürel yapısını da yansıtıyor. Haziran 2023’ten Haziran 2024’e kadar İrlanda’nın gol rekorunu elinde bulunduran Robbie Keane tarafından çalıştırılan Maccabi Tel Aviv’in taraftarları, düzenli olarak “IDF kazansın, Arapları s…” şeklinde sloganlar atıyor. Hind Rajab Vakfı, bu taraftarların aynı zamanda askeri semboller, milliyetçi sloganlar ve asker portreleri içeren “ayrıntılı tribün koreografileri (tifo)” hazırladıklarını belgeliyor.
Bu taraftarlar arasında, İsrail ordusuyla bağlantılı sert çekirdek bir grup da bulunuyor; bu grup deplasmanlarda şiddet arayışına giriyor, genel holiganlık faaliyetlerinin yanı sıra 2024’te Atina ve Amsterdam’da Filistinlilere ve Müslümanlara yönelik saldırılara karışıyor. Kasım 2023’te, Keane’in kulüpte olduğu dönemde, Maccabi takımına, aynı zamanda yedek asker olan kulüp çalışanlarının Gazze’ye roket atarken görüntülendiği bir “motivasyon videosu” izletildi. Takım bu görüntüleri alkışladı.
BİR JESTTEN FAZLASI
Eleştirmenler bir futbol maçını boykot etmenin yalnızca sembolik bir siyaset olduğunu iddia edebilir. Ancak eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, yakın arkadaşı Jeffrey Epstein’a İsrail’e yönelik bir futbol boykotunun “ülkenin kaderini değiştirme konusunda en büyük potansiyele sahip” olduğunu söylemişti.
Daha geniş güç odakları sorumluluk almaktan kaçınsa bile, bireylerin ve sivil toplumun sembolik jestleri önem taşır. Barcelona son lig şampiyonluğunu kazandığında, henüz on sekiz yaşındaki olağanüstü yetenek Lamine Yamal, üstü açık kutlama otobüsünde Filistin bayrağı salladı.
Bu jest İsrail hükümetinin tepkisini çekti; Savunma Bakanı Israel Katz bunun nefret kışkırtıcılığı olduğunu iddia etti. Eğer önemsiz bir hareket olsaydı, buna itiraz etme gereği duymazdı.
Gazze’de savaşın yıktığı binaların üzerine Yamal’ın bir duvar resmi çizildi; bu da sembolik dayanışmanın fark edildiğini ve değer gördüğünü gösteriyor. Belki Dünya Kupası sırasında da İsrail, göçmen hakları ya da diğer meseleler etrafında futbolculardan Trump’ın otoriterliğine ve Infantino’nun dalkavukça iş birliğine meydan okuyan benzer dayanışma jestleri görürüz.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



