yazılariktibasTürkiye güvenilmez olunca, vazgeçilmezliği para etmiyor - Barçın Yinanç

Türkiye güvenilmez olunca, vazgeçilmezliği para etmiyor – Barçın Yinanç

Orjinal yazının kaynağıt24.com.tr

Savaş, enerji nakil hatları ve tedarik zincirleri açısından Türkiye’yi ön plana çıkarabilecek bir ortam yarattı. Ama güven olmayınca, vazgeçilmezlik havada kalıyor. Göçmenleri otobüslere doldurup Avrupa’ya gönderirim diye tehdit eden bir iktidarın yarın “kızdırmayın beni kapatırım şalteri” demeyeceğinin garantisi yok

Sanırım hükûmette bir kesim şöyle düşünüyor: “İsmail Arı tutuklanır, dünyada ortalık toz duman; kimsenin ruhu duymaz, Avrupa’nın falan da umru olmaz.”

Doğrudur. En Türkiye karşıtı Batılı liderin bile İsmail Arı tutuklanmış dendiğinde kafayı kaldırıp Türkiye’ye odaklanacağını sanmıyorum. Türkiye demokraside vitesi geriye aldığından beri, eleştirel seslere baskı rutin haber oldu. 

Halbuki tam da şu günlerde, Batılı liderlerin kafayı kaldırıp Türkiye’ye odaklanacakları bir fırsat penceresi açıldı.

ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı savaş nedeniyle Avrupa’nın hem enerji ağı hem tedarik zinciri alarm veriyor.

Tam da “Asya ile Avrupa’nın kavşak noktasında, başta enerji olmak üzere her tür tedarik zincirinin en güvenli kilit halkası Türkiye” reklamının yapılacağı fırsat dilimindeyiz.

Orta Koridor’un önemi

Malûm, Türkiye yıllardır Asya’yı Kazakistan ve Kafkaslar üzerinden Avrupa’ya bağlayan Orta Koridor projesini pazarlamaya çalışıyor.

Bu projenin rakipleri son savaşta ciddi yara aldı. Çin’in Kuşak ve Yol Projesi’ne alternatif olarak geliştirilen Hindistan, Orta Doğu, Avrupa Koridoru (IMEC) projesinin güzergâhında Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, İsrail’in Hayfa Limanı, Kıbrıs ve Yunanistan var.

Körfez ülkelerinin hali ortada. İsrail deseniz, Netanyahu hükûmeti olmasa belki de İran savaşı çıkmayacaktı; yani sorunun kökeninde zaten İsrail’in politikaları var.

Gelelim Kıbrıs – Yunanistan ikilisine…

AK Parti iktidarı ilk on yılında Kıbrıs konusunda izlediği siyasetle Rum tarafının aslında çözüm istemeyen taraf olduğunu ortaya çıkardı. Moral üstünlük elde etti. Kimse gelip Ankara’ya Kıbrıs konusunda ağzını açamadı. Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY)  Rusya’yla yakın ilişkiler içinde olması da Türkiye’nin elini güçlendirdi.

Ancak 2010’lu yılların ortasından itibaren, Türkiye’nin hem Avrupa hem Amerika’yla ilişkileri bozuldukça, Yunanistan ve Rum yönetimi, hem askeri hem de siyasi olarak Türkiye’nin yerini doldurma misyonuna soyundular. 

“İncirlik Üssü’nün kullanımında sorun mu yaşıyorsunuz; buyurun gelin bizim üsleri kullanın” dediler.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması ise tam bir dönüm noktası oldu. Bu ikilinin Rusya ile ilişkileri koptu ve sadece kurumsal olarak değil, artık zihinsel olarak da Batı bloğunun içine beton çaktılar. 

“AK Parti Türkiye’sine güven olmaz; gelin siz sırtınızı bize dayayın. Türkler istikrarsızlık, biz ise istikrar üretiriz,” dediler.

Bu arada İsrail ile de muazzam bir askeri işbirliği içine girdiler.

İsrail’le can ciğer kuzu sarması olmanın bedeli

Kaderin cilvesine bakın. 

Bir dönem Avrupa Birliği ülkeleri “Türkiye’yi üye yaparsak, istikrarsız Orta Doğu’ya komşu oluruz” diyordu. 

Şimdi Rum Kesimi gerek İngiliz üsleri, gerekse İsrail’le yakınlığı nedeniyle İran ve vekillerinin hedefi olup istikrarsızlığı AB’nin içine taşımış oldu.

Türkiye’nin, savaşta İran’a karşı hasmane bir dil kullanmadığı gibi İsrail karşıtlığı ortada. Kürecik Üssü ise savunmacı amaçlar için kullanılıyor.

Rum kesimi ise İsrail’le can ciğer kuzu sarması. Rum tarafındaki üsler taarruz amaçlı kullanıldı.

Yani Türkiye’nin kendisini ön plana çıkarabilecek ortam var. Böyle bir ortamda neden Avrupa alternatif olarak Türkiye’yi görmez?

Çünkü güvenmiyor. Evet, Türkiye’yi vazgeçilmez bir ortak olarak görüyor. Ama güvenilir bir müttefik olarak görmüyor.

Geçenlerde Macaristan Başbakanı Victor Orban, Rusya konusunda tek başına AB’yi kilitledi. 

AB başkentleri ikinci bir Orban istemiyor.

Hatırlayalım. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bütün göçmenleri otobüslere doldurup Avrupa’ya gönderirim diye tehdit etti. 

Hatta, 2020’de Suriye’de 30’u aşkın Türk askerinin hava bombardımanında şehit olması mevzu edilmesin diye Suriyeli göçmenler otobüslerle Yunanistan sınırına götürüldü.

“Kızdırmayın beni, kapatırım şalteri”

Avrupa bunu yapan bir iktidarla, örneğin elektrikte entegre sisteme geçmek ister mi? “Kızdırmayın beni kapatırım şalteri” demeyeceği ne belli?

Güvenilir olmadığı sürece, Türkiye’nin vazgeçilmezliği ne yazık ki para etmiyor. Güvenilmez ve fakat vazgeçilmez olma hali, Türkiye’nin yedekte tutulmasına yol açıyor. “Yedekte tutalım, çok sıkışınca kapısını çalarız,” deniyor.

AB; İsmail Arı, Alican Uludağ ve başka gazetecilerin tutuklanmasını kınayan açıklamalar yapmıyor. Eskiden olduğu gibi kimi Avrupa başkentleri Türk büyükelçilerini Dışişleri’ne çağırıp girişimde bulunmuyor.

Sessiz kalmaları, umursamadıklarından ya da “her şeye rağmen Türkiye’yle çalışırız” dediklerinden değil. Tersine, artık kanıksadıkları için hareketsiz kalıyorlar.

Ama bunun bir bedeli oluyor. Muhalefet mekanizmasına dönük baskılar bu güvenilmezlik duygusunu pekiştirdiği gibi daha sıkı bir işbirliğinin önüne geçiyor.

Halbuki, Türkiye’de denge-denetleme mekanizmaları gereği gibi işlese yani yargı bağımsız, muhalefet etkili, basın işlevsel olsa; iktidarın kafasına göre popülizm yapamayacağı, müttefiklerini fütursuzca tehdit edemeyeceğinden hareketle, Ankara’da iktidara güvenmek daha kolay olurdu. Yani etkin bir muhalefet, Türkiye’nin uluslararası ve bölgesel marka değerini artırırdı.

“Kendine fazla güvenen, seçim dönemlerinde oy kazanmak için bize olmadık hakaretleri eden, tehditler savuran bir iktidar var ama muhalefetiyle, basınıyla, sivil toplumuyla iktidarını zapt-i rat altında tutacak bir sistem de var Türkiye’de,” denirdi. Böylece enerji koridorları ya da tedarik zincirinde önemli misyonlar üstlenmesine yeşil ışık yakılırdı.

Muhalefet şunu söyleyebilir: AK Parti iktidarda kaldığı sürece, güven telkin edemeyecek, güven telkin etmediği sürece de önünde açılan fırsat kapılarından yararlanamayacak. 

Ben bu kadar ileri gidemem.

Ama şunu söylerim: Bırakın, demokrasi konusunda vitesi ileri almayı, iktidar vitesi boşa alsa yani muhalefet partileri, basın, sivil toplum kuruluşları üzerindeki yıkıcı baskısını frenleyip, topluma nefes aldırsa işte o zaman belki Türkiye’nin “güvenilmezliği” geri plana düşüp “vazgeçilmezliği” daha fazla önem kazanırdı. O zaman ülkenin önünde açılan fırsatlardan daha fazla yararlanma imkânı doğardı.

Korkarım, seçimler sonuna kadar böyle idare edelim diyerek geri viteste gaza basılacak; ülkemizi refaha kavuşturacak bölgesel projeler ise ne yazık ki askıda kalacak.

Diğer yazıları

Batı Marksizmi” Neydi (ya da Nedir)? — Marx Memorial Library

Rockhill’e göre Batı Marksizmi yalnızca emperyal üstyapının organik bir...

Washington Bolivya’yı istikrarsızlaştırdı, şimdi de ganimelini istiyor — Gary Wilson

19 Mayıs’ta Bolivya hükümeti, cumhurbaşkanı Rodrigo Paz’a karşı süresiz genel greve giren madenciler,...

Biyoçeşitlilik varsa yaşam var! — K. Bülent Ongun

22 Mayıs 1992 tarihinde kabul edilen Birleşmiş Milletler Biyolojik...

Buğday sevinci — Abdullah Aysu

En önemlisi, bu yılın olası rekolte yüksekliği, bir ıslah...

Savaş ekonomisi ve İran’da işçilerin yaşamı — Siyavaş Şahabi

Savaşta devletler askeri hedeflerden, altyapıdan, caydırıcılıktan, boğazlardan, müzakerelerden ve...
4,452BeğenenlerBeğen
1,541TakipçilerTakip Et
3,958TakipçilerTakip Et
845AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özne, Demokrasi ve MENA Bölgesinde Tarihsel Mücadele – Çağla Elektrikçi

Baf’ta 105 yaşındaki bir kadının oy kullanması, yalnızca bir...

24 Aralığ 1963 Girne Asger Hasdanesi ve Türg Yerleşimci Kolonyalizmi – Halil Karapaşaoğlu

24 Aralıg 1963 Girne Asger HasdanesiGirne Asger Hasdanesi’nin temelleri...

İsyancıların yenilgiler tarihi – Neşe Yaşın

Bizim adımıza karar veren eril figürler; sert bakışlarla bizi...

Tiyatro Taraf mı?.. Tarafsız mı?… – Yaşar Ersoy

Tarih boyunca tiyatro kimi zaman egemenlerin karanlık iktidarlarının devamına...

Pazar öğleni medyada oyalanırken – Özkan Yıkıcı

Pazar, tatil günü. Yerel medyaya bakarsanız zaten anlarsınız. Hele...

Batı Marksizmi” Neydi (ya da Nedir)? — Marx Memorial Library

Rockhill’e göre Batı Marksizmi yalnızca emperyal üstyapının organik bir...

Washington Bolivya’yı istikrarsızlaştırdı, şimdi de ganimelini istiyor — Gary Wilson

19 Mayıs’ta Bolivya hükümeti, cumhurbaşkanı Rodrigo Paz’a karşı süresiz genel greve giren madenciler,...

Canlı yayın