yaklaşımlarÖzkan YıkıcıSuriye ateşine odun atan çok - Özkan Yıkıcı

Suriye ateşine odun atan çok – Özkan Yıkıcı

Önemli bir hatırlatmayı yapmam gerektiğine inanarak konuya yaklaşacağım: Kıbrıs’ta yaşamanın, burada olanların gerçekleriyle farkına varmanın önemi tartışılmazdır. Tekrar edeyim; burada yaşayarak olanların gerçek öneminin farkında olmaktan söz ediyorum. Öyle ki sömürgesel uygulamalar, iki taraflı değişken ilişkiler, direkt Türkiye-Yunanistan müdahaleleri, fiilen son söz söylemede Britanya ve ABD gerçeklikleri savrulmasında bir yakın tarih yazıldı. Uygulamaları direkt yaşadık. Önemli bir birikim de olması, benzer konularda kolayca yorum yapmayı oluşturması gerekirdi.

Bırakın istenilen noktaya gelmeyi, gerçeklerimizi dahi konuşmayarak, olayı salt karşıta indirgeyerek kendimize has bir gerçeklikle tarihimizi yazdık. Bu da kolayca anlamamız gereken, en basitiyle bölgesel gelişmelerden dahi haberdar olmama noktasına çakılıp kalmamıza dek geldi. Son Orta Doğu gelişmeleri ve direkt Kıbrıs’ta da tanıdığımız güçlerin direkt belirleyici rollerine rağmen, hiç bilgisiz ve alakasız olma derecesi, emperyalist sömürgecilik kültürünün ne denli etkin olduğunun da kanıtıdır.

Son gelişmelerle devam edelim. Tabii ki bunların önemli bir kısmı bizde haber dahi olamama uzaklığındadır. Oysa Suriye doğu komşumuzdur. Dün üç Türkiye yetkilisi Şam’a gitti. Dışişleri, savunma ve istihbarat başkanları Şam’a gidiyor ve yetkililerle görüşüyor. Elbet Şam’a gitmeden önce Türkiye Dışişleri Bakanı Fidan, açıkça SDG’ye zamanın daraldığı ültimatomunu çekti. Aynı anda Meclis’te Cengiz Çandar, Erdoğan’a “Fidan’ın ipini çek biraz.” diye yüksek sesle dilekte bulundu. Tam da bunlar olurken Halep şehrindeki iki Kürt mahallesi ekseninde çatışma haberi geldi. Ölen sivillerden söz edilmektedir. Fakat iki taraf da müdahale ederek şimdilik çatışma duruldu. Bazı kaynaklar ise çatışmayı Türkiye’nin eğittiği, “Millî Ordu” adıyla oluşan kuvvetlerin tetiklediği bilgilerini dolaştırıyor. Yine bundan üç ay önce benzer Fidan açıklamaları sonrası Halep’in bu semtlerinde oluşan çatışmaların da aynı kesimce çıkarıldığı iddiaları epey konuşulmuştu.

Başka bir açıdan: Türkiye’de “çözüm süreci” denilmektedir. PKK feshi ile devlet terörünün bitirilmesi konuşturulmaya çalışılıyor. O da başka bir konu; orada da mesele salt Türkiye değil, Suriye’deki SDG konusuna gelip çattı. Tüm bunlar, Suriye’de bir kaynamanın üstüne odun taşındığının beklentilerini geliştirdiğini anlıyoruz.

Başka bir Suriye penceresi ise İsrail’dir. Türkiye yetkililerinin SDG konusunda İsrail ile ittifak yaptığı algısını kullanan epey kesim var; doğrusu buna inananlar da yaygındır. Fakat şu basit gerçeği kimse sorgulamıyor: İsrail artık Golan Tepeleri’ni haritasına koydu. Şam’a yaklaşan yerleri de ya tampon bölge ilan ediyor ya da Hermon Dağı gibi stratejik yerler olarak üst kuruyor. Nedense onca “Kürt-İsrail ekseni” diyen kesime rağmen, Şam’daki HTŞ ile Türkiye yetkilileri, direkt İsrail’in uygulamalarına ses çıkarmıyor. Hatta kabul etme noktasına geldikleri de anlaşılmaktadır. Bir karşıt paranoya ekseni kurgusuyla birilerine karşı tavır oluşturmaya devam edilmektedir.

Konu şu: Suriye, net olarak salt Şam’daki HTŞ yönetimi değildir. Hatta Şam, bırakın yönetmeyi, Alevi katliamından Dürzi sorununu ateşlemeye dek yeni sorunlar da geliştirdi. Karşısında yerel, örgütlü ve önemli bir güç olarak SDG bulunmaktadır. Yine Şam yönetimi, dış desteğe rağmen hâlâ ülkede etkin değildir. Şeriatla yönetme gidişatı da açıkça uygulanmaktadır. Buna rağmen başta Türkiye ve Amerika’dan da destek almaktadır.

Konu salt iç durumlar da değildir. Örneğin güneyin önemli toprakları İsrail’in elindedir. Üstelik açıkça, başta Golan Tepeleri’ni ilhak ettiğini de çekinmeden açıklıyor. Kuzeyde ise %9’luk toprak Türkiye’nin kontrolündedir. Kendine has bir yapılanma kurmaktadır. Eğittiği “Millî Ordu” adıyla da bir gücü vardır. Amerika’nın da üsleri bulunmaktadır; son sözü onların söyleyeceğine herkes inanıyor. Yetmedi: Şam’daki yönetime bağlı veya destekçisi birçok cihatçı kesim vardır. On binlerle ifade ediliyor. Bunlar “gözü kara cihatçılar” olarak da isimlendiriliyor. Kimse ülkedeki Şiilerin ne olacağına, yabancı milislerin konumuna değinmiyor. Ama gündem SDG’dir. Çünkü Türkiye’nin anti-Kürt gerçekliği burada politik olarak öne çıkarılıyor. Herkes örgütlenip katliam yapsa da Kürtlere bu hak istenmez. Tabii Kıbrıs politikasıyla hiç kıyas yapılmaz. Çünkü burada da açıkça Kuzey’in resmen ayrışması ve ilhaklaşması savunulmaktadır.

Yukarıda kısaca özetlediğimiz bir Suriye vardır. Batılı blok ısrarla, hem de cihatçı denilen El Kaide kökenli HTŞ yönetiminde ısrarlı gibidir. Onları tanıyor; katliamlarına göz yumuluyor. Aynen işgal ve ilhaklar yokmuşçasına kabullenildiği gibi. Hatta İsrail ile anlaşma yapma aşamasında olunduğu da belirtiliyor. HTŞ ise ülkeyi kontrol edecek güce sahip değildir. Zaten idare edecek bir yapısı da yoktur. Dış destekle oradan oraya savrulmaktadır. Fakat önemli bir açmaz vardır: Şam yönetimini destekleyip tanıyan kesimlerin beklentileri çakışmamaktadır. Önemli çelişkiler vardır. Son sözü söyleyecek olan Amerika ise oldukça kabarık dosyalarla uğraşmaktadır. Bu karmaşada, tıpkı Afrin operasyonunda olduğu gibi, Türkiye’ye Suriye’ye girme müsaadesi verilen durumlar da olmaktadır.

Tüm bunlar krizler üretmektedir. Şimdilik sınırlı sıcak çatışmaların yaşanması da nefes almanın bir aracıdır. Ama Suriye içindeki aktörlerin farklı beklentileri vardır. Ne yazık ki son söz, ta uzaktan Trump’ın dudaklarından dökülecek kelimelere kalmıştır. Bölgesel güçler ise “fırsat bu fırsat” diyerek, güç gösterileriyle Suriye’den alabileceklerini almaya çalışmaktadır. Tabii ki Kürt konusu çok denklemli bir bilmecedir. Komşu tüm ülkelerin Kürt gerçeği vardır. Sorun buradan da korku yaymaya hazırdır. Savaşlar, krizler ve uzlaşmalarla bağlantılı günlerle Suriye ısınmaya devam edecektir. İhtiyaç duyulan ateşe ise odun taşıyacak çok aday da vardır.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özkan Yıkıcı yazdı: İspanya-Fas hattında neler oldu

Bir haftadır İspanya'nın Afrika topraklarındaki küçük bir yerleşimindeki gelişmeler,...

Özkan Yıkıcı yazdı: Trafik katliamından genel sistem gerçeğine

Normal yaşamla en anormal kötü koşullar kolayca dönüşür. Sanki...

Özkan Yıkıcı yazdı: Unutulmaması gereken ülkelerden biridir: Irak

Yakın tarihle Ortadoğu tamamlanınca, emperyalist çağın planlarıyla alakalı uygulama...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bozulan iklim koşullarında siyaset de ısınırken

Temmuz ayına ve yaşadığımız haftaya artık elvedayı çekiyoruz. O...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,913TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Nolan’ın Odyssey’si: Denizden Gelen Düşman Biziz

Düşman ufkun ötesinde beklemiyor. Nolan'ın Odyssey'sinde, o, muzafferlerle birlikte...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Canlı yayın