yaklaşımlarÖzkan YıkıcıSiyasal iklimde sıcak günler dokunurken - Özkan Yıkıcı

Siyasal iklimde sıcak günler dokunurken – Özkan Yıkıcı

Son birkaç gündür, kendi mahallemde Kıbrıs’la alakalı siyasal sıcak günler yaşıyoruz. Bunu en basitiyle, sabahleyin trafikteki yol kapanmalarıyla da yansımasını görüyoruz. Dibimize kurulan külliye sayesinde, yönelen bazı tepkiler, bizim mahallenin karşı tarafında izlenmesini de kolaylaştırdı.

Birkaç gündür sabahleyin başlayan protestolar, grev uygulanma tutumları, külliyede meclis önüne gelen kitlelerle adeta kitlesel hareket şeklini de alıyordu. Katılım iyi. Hele de KKTC koşullarına göre alışılmamış bir kitlesel eylem vardı. Üstelik tepki de var ama klasik şekliyle de alışılan devamındaki dağılma, birkaç gündür ikindiyi bile bulmayan toplanma şekliyle de gerçekleşiyordu. Hele bugün, kitleler engellemelere karşın meclis bahçesine girdiler. Daha sonrası ise gösterilen karşı tutumun yarattığı patlama ile meclis içine dek girildi. Şarkılar söylendi. Ama sonrasında arabulucularla ve bazı uzlaşı havası sonrası meclisten çıkıldı. Bu da olaylardaki spontane patlama ile siyasal seçeneksizlik eksikliklerinin adeta pratikteki karşılığıydı.

K. Kıbrıs’ta zaman zaman grevler oldu. Olacağı da var ama hiçbir zaman sistemi sorgulayan ve devamında değişimi dayatan seçeneğe ulaşmadı. Nitekim son eylemlerin de özünde, koltukçuların aldıkları talimatla resmen uygulamak istemeleri sonucu çıktı. Dokunulan, alınan ücretlerdi. Hem de en örgütlü denilen kesimin olduğu alana dokunuluyordu. Tabii önemli dezavantaj da vardı. Makamcılar kısa zaman öncesi yeni teslimiyet hamleleriyle göreve geldiler. Öyle bir teslim oluş ki partileri dahi onları seçmedi. Kendileri dayatma talimatla başbakanlığa oturdu. Gösterilen tutumlar, yandaş örgütleri dahi rahatsız ediyordu. Öyle skandallar ortaya saçıldı ki artık bir yerden fışkıracak sinerji oluşturdu. İnanılmaz kıyaklarla teslimiyet tutsaklığı bir arada işliyordu. Nitekim sadece girilen üç seçimi dahi kaybetti.

Kısa zaman içinde, adanın teslimiyet haritası yeniden oluşturuluyordu. Öyle ki iletişimden laikliğe dek resmen yapısal teslimiyetler oldu. Partide dahi tüm işler talimatla ve koordinasyonlarla belirleniyordu. Öyle bir parti düşünün ki yüzde 65 oyla seçtikleri başkanı, hem de başbakan olmasına rağmen, bir gecede tepetaklak teslim olup koltuğu teslim ediyor. Seçtirtilen ise parti içi en az oyu alan şahıs oluyordu.

Son kriz salt şu koltukçu veya bu makamcının sınırıyla açıklanamaz. Teslim olmanın ve ilhaklaşma dönüşüm adımlarının sonucudur. Fakat oluşan tepki, sistemin değişmesi değil, sadece kendine dokunma nedeniyle çaresizliğin çıkışı oldu. Öylesi kesimler bir araya geldi ki iktidarın beslediği örgütler dahi eyleme imza attı. Fakat hedef değişim değildi. Geneldeki normal muhalif tepki idi istenen. Tepki adeta şunu işaret ediyordu: “Bu kararlarla bize dokunuyorsunuz, dokunmayın.”

Ancak makamcılar buranın dinamikleriyle değil, talimatla geldikleri için tutumları başkaydı. Öyle başka ki koltukta kalma şanslarının teslimiyetle mümkün olduğunu biliyorlardı. Sunduklarının ne olduğunu belki de aralarında okumayanlar dahi varken, şu kafalarında net idi: “Bizi buraya getiren Türkiye’dir.” Onun için ona bakıp iş yapmalıyız.

Kendi tabanlarını dahi dinlemediler. Gelen talimatı tıpkı ötekiler gibi uygulamak istediler. Fakat dokunulan paraydı. Sömürgesel gerçeklik ve parasal durumu birlikte düşünemediler. Düşünmeleri de gerekmezdi. Onlar düşündükleri için değil, talimatı yerine getirdikleri için makamlara geldiler. Hatta önemli makamcılardan biri makamda değilken, Antalya toplantısına makamcı olarak çağrılarak koltuğa oturdu.

Tepkide ise sendikalar vardı. Değişik sendikalar pek de rastlanmayan duruşla bir araya geldiler. Çünkü dokunulan maaştı. Üstelik sorunlar da durmadan tırmanarak artıyordu. Koltukçular ise gelen talimatla Türkiye ayağını garantiye alırken, kendi içlerinde destekleyip ayrıcalıklı işe aldıklarına da güveniyordu. Ama dedikleri olsa da yine de fire verdi. Hele de uygulanan tutum ile karşıtı aşağılatıp adeta yok sayma aleyhlerine işledi.

Sonuçta pratiklerle yapılanlar ivmeyi yükseltti. Bu arada ana muhalefet de fırsatı kullandı. Öyle kullandı ki kendinin tek kriteri olan erken seçimi seslendirdi. Başta fazla karşılık bulmadı. Ama makamcıların inatla, hem de çocuk kandırmaca oyunlar da yapması, bir anda tıpkı saray seçimi gibi CTP kucağına topu attı. Geçen hafta salt yasanın geri çekilmesi gündemdeydi. Ama özellikle insanın onuruyla alay eden ahlaksız uygulama, koltukçuları kendi yandaşlarıyla dahi karşı karşıya getirdi. Toplantı ertelendi. Uzlaşı olacağı algısı oluşturuldu. Ama tam da istenen yumuşama havası yaratılma durumu varken, birden kararname ile ilgili yasa yürürlüğe kondu. Yetmedi: Azerbaycan’dan dönüş gününden de önce dönerek, oluşacak karşılama tepkisinden de korkulduğu duygusuna zemin hazırlandı.

Bunlar bir anda heterojen yapılı sendikal hareketi de kızdırdı. Salt yasayla başlayan tepki, kendilerine karşı alay edercesine, çocuk kandırmaca oyunlar sonrası programlarına ana muhalefetin de dillendirdiği erken seçimi de koydular.

İvme yükseldi. Sonuçta salı sabahı meclise girildi. Bu da yeni bir büyü bozma pratik gelişme idi. Hesap, eylemcileri meclis bahçesine koymamak iken, gösteriler meclis içine dek sokuldu. Makamcıların odalarına kilitlendiği haberi ise morali psikolojik açıdan sendikal eylemlere çevirdi. Ama seçenek sınırlı. Üstelik K. Kıbrıs gerçeği de vardı. Ana muhalefet, Türkiye müsaadesiyle koltuğa gelebileceğini çok iyi biliyor. Tufan tam da en tıkanılmış ortamda ana elçi gibi devreye girdi. Yumuşatma hamleleri ile meclis işgalini bitirme noktasına dek gelen koşulu yarattı.

Bu tür noktalar önemlidir. Kritik andaki hamleler anında pek konuşulmaz. Fakat sonradan çıkacak sonuçlarla adeta epey eleştirel yorumlara da uğramaları olasıdır. Burada gerçekler ile muhalefet dinamiklerinin yeri önemlidir. Bunu kim kullanmak isterse taktiklerini de ona göre yapar. CTP erken seçim havasında. Ama sistemi sorgulamada sırf makamcılara veriştirme ile sınırlı. Bu resmi çok gördük. Pratiğini de yaşadık.

Neden tekrarlıyorum: Yarın yine aynı durumu yaşayacağımız kesin. Sanki her şey koltukçularla sınırlanırsa işler sonuçlanmaz. Şimdilik K. Kıbrıs süreci bir nefes alma aşamasında. Tabii makamcıların yine acemice ve kendini beğenme havalarında yeni gaflar eklemezlerse. Hele de yapılan öneriler de sistemi rahatlama çizgisini aşamıyor. Bunları yine yaşayacağız. Ama bu kriz eşiği şu fırsatı herkese veriyor: Zemin bazı durumların şansızca uygulanmasına da fırsat verir. Birileri Türkiye gerçeği ile kullanıp koltuklara fırsat yakalama olasılığı da vardır.

Ama olmayacak şu: K. Kıbrıs ne sömürgesel koşullardan çıkacak ne de Türkiye gerçeğinden uzaklaşacaktır. Tam aksine şimdiden “Türkiye’ye rağmen” ifadesi hep kullanılır. “Türkiye’nin çıkarı, karşı değiliz” ifadeleri hep tekrarlanır. Kıvraklık ve beceri, sömürgecilik ilhaklaşmasının yeniden üretilmesine yarayacak.

Dikkat ettiniz mi: Görüşmeler yapıldı. Üstelik de hep Kıbrıs sorunu tekrarlanmasına da eklenerek. Fakat öylesi ortam oluştu ki bu haber değeri dahi birçok yerde ihtiyaç duyulmadı. Bu da kulağın bir yerine küpe olmaya adaydır.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özkan Yıkıcı yazdı: İspanya-Fas hattında neler oldu

Bir haftadır İspanya'nın Afrika topraklarındaki küçük bir yerleşimindeki gelişmeler,...

Özkan Yıkıcı yazdı: Trafik katliamından genel sistem gerçeğine

Normal yaşamla en anormal kötü koşullar kolayca dönüşür. Sanki...

Özkan Yıkıcı yazdı: Unutulmaması gereken ülkelerden biridir: Irak

Yakın tarihle Ortadoğu tamamlanınca, emperyalist çağın planlarıyla alakalı uygulama...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bozulan iklim koşullarında siyaset de ısınırken

Temmuz ayına ve yaşadığımız haftaya artık elvedayı çekiyoruz. O...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,913TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Nolan’ın Odyssey’si: Denizden Gelen Düşman Biziz

Düşman ufkun ötesinde beklemiyor. Nolan'ın Odyssey'sinde, o, muzafferlerle birlikte...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Canlı yayın