Genellikle bazı ülkelerde toplantı yapılınca ister istemez ilgili ülkenin de konumunun akla gelmesi tamamlayıcı bilgi olarak ihtiyaçtır. İslam Dışişleri Bakanları Zirvesi Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da yapıldı. Elbet konu İran dendi. İran merkeze konulurken de “ayıp olmasın diye” İsrail de eklendi. Bu arada baş oyuncu ve konunun yazarı Amerika’ya laf yok.
Kısa girişte dahi adı her ne kadar İslam ülkeleri ölçeğinde olsa da karşıt koyma ile ayıklama ilkesinin de işletildiği belli. İran’a İslam ülkelerine saldırma belirtisi gönderilirken, İsrail adeta resmî algının tekrarı gibi çizgisini aşamadı. Fakat nedense olayın merkezinde olan, İran stratejisini seneler önce koyan Amerika’ya laf yok. Bu da toplantı her ne kadar savaşla alakalı olsa da resmin tümüne bakılmadı. Olaydaki temel süper gücün gerçeğinden dolaşıldı. Nitekim Türkiye Dışişleri Bakanı Fidan’ın da verdiği demeçle Amerika’sız tablo yapması adeta bilinenin itirafının ötesine geçmedi.
Ancak zirve, İslam Konferansı ölçeğinde. Konu yaşanılan savaş. Üstelik istemeseler de konuşturmayarak ret etmelerine rağmen açıklama genel emperyalist çemberde çıkartıldı. İran’dan talepler sunulurken, savaşın esas ateşleyicisi Amerika’ya laf kondurtulmadı. Net olan, toplantıda imzası olan ülkelerin Amerikan yelpazesinde olma durumunun açıklamaya yansımasından başka bir şey değildir.
Ufak resimden bir kesit koyalım. Toplantıda olan Müslüman devletlerden bazılarında Amerikan üsleri var; Suudi Arabistan dâhil. Toplantının Riyad’da yapılması ise ta başından tarafsızlık denilen nesnenin çok gerisinde olacağının haykırışı idi. Suudilerde veya Katar’dan BAE’ye dek üslerin varlığı yanında, son İran saldırılarında da yığınaktan açık saldırılara da kullanımı açıkça yapıldı. Bu nedenle Suudilerin dahi İran füzelerine hedef olması fazla tepki görmedi. Çünkü hem saldırıda oluş hem de karşı mukabele kuralına da ters gelmiyordu. Dahası, İran bu ülkelerden uçaklarını geçirip İran’ı vururken, karşılık veren İran’ın füzeleri ilgili ülkelerin hava sahalarında vurulmaya çalışılıyor. Böylesi çifte standart ise tarafsız ve katılmama ilkesinden yoksun olmak demektir.
Türkiye Dışişleri Bakanı da zirve sonrası açıklama yapar. İran’ı suçlar. Saldırıları durdurmasını ister. İsrail’i de adet yerini bulsun sözlerle eleştirir. Ama o da Amerika’ya dokunmaz. Savaşı başlatan devlet olarak suçlamaz. Bir anlamda savaş olurken, savaşı esasen çıkartan, görüşmeler yapılırken tetiklemelerle savaşa sıçratan Amerika’ya laf yok.
Bu örnek dahi savaştaki net gerçek ile diplomasi adına yapılan açıklamaların ne denli uyumsuzlaştığının belgesidir. Suudilerin Amerikancı olması, İran’a karşı duruşları malum. Üstelik ülkesinde hem Amerikan üsleri var hem de Amerika’dan büyük paralarla silahlar alıp askerî sanayisini de beslemektedir. Sonuçta alınan onca silah ve ülkedeki Amerikan üslerine rağmen girişilen savaşta İran’a füzeler yağdırılırken, İran’dan gelen füzeler de hedeflenen merkezleri vurmaktan geri kalmıyordu.
Dahası var: Körfez emirlikleri İsrail ile İbrahim Anlaşmaları’nda buluştu. Savaş çıkmasa Suudilerin de kabul etmeye yakın olduğu sır değildi ama yine de sanki bu ülkelerin tarafsızmış makyajına epey malzeme kullanıldı. Piyasaya öyle sürüldü.
Sonuçta Orta Doğu’da savaş yayılma peşinde dahi olduğu hamlelerle yükseliyor. Birçok ülke şu veya bu şekilde katılıyor. Ancak zaten kendini savunamayıp Amerikan üsleri kalıcılaşma eğiliminde olduğu için buradaki savaş İran’la ülkedeki Amerikan çevreleri arasında görünüme ayarlanmaktadır. Ancak son İslam ülkeleri Riyad toplantısında da görüldüğü gibi hâlâ Amerika’ya dokunmama, ama olanaklar sağlayıp petrol paralarını da vererek askerî sanayi katkılarıyla sömürgecilik gölgesindeki oyun olarak politikleştirme hâlindedir. Savaş bize geniş coğrafyayı gösterip ta Amerika’dan taşınan önemli askerî güçlerle yükseltildiğini öğretiyor. Ama kaçınılmaz olarak en başta Körfez emirlikleri kendileri açık karar almasa da İran’a karşı cephede yerlerini aldı.
Belki de hiç sorgulanmayan duruşun bizde konuşulması da önemlidir. Türkiye Dışişleri Bakanı’nın yaptığı açıklamadan tutun, alınan ortak çağrıya dek Amerika’dan söz edilmiyor. Hatta savaşın iki tarafça ateşkesle durdurulması gibi önemli gerçek varken, metinde İran’ın kendilerine saldırısının durdurulması daraltısı vardır. Hâlâ Amerikan gerçeği siyasette var. Öyle var ki kısa zaman önce Ercan Havalimanı’nın denetlenmesi veya Türkiye’nin Amerika’sız savaşla alakalı çağrıları bunu bize yeniden tekrarlamaktadır.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



