Yeniden bir 15 Temmuz darbesi yıldönümüne geldik. Darbe günü doğan insanlar artık orta yaşa dek geldiler. Fakat işin başka gerçeği de var: K. Kıbrıs’ta bu konu artık pek önemsenmeme veya hafızadan sildirtme aşamasına dek sokuldu. Artık adı dahi kullanılırken, çoğu zaman ne olduğunun dahi bilinmediği bir kelime şekline dek gelindi. Sadece resmi tarihi güçlendirme ve günümüz politikasında malzeme etme kullanımı ihtiyacı olarak konuşulma derecesine getirildi.
Önemli bir eksiklik de şu: şu anda K. Kıbrıs’ta yaşayan çok önemli nüfus 1974 darbesinde ne kendileri ne de ataları buradaydı. Tanıklığı da yok. Sonradan buraya yerleştirildi veya çalışma amaçlı göç olarak geldiler. Hatta Kıbrıs tarihiyle ilgilenen de pek yok. Onca üniversite ise resmi ideolojik ihtiyaca ağırlık verip tarih yazma çizgisinde hâlâ dolaşıyor. Bu nedenle 15 Temmuz ve sonrası pek kendi gerçekleriyle bilinmez. Algı propagandası ile resmi ideolojinin tutsağı halinde anlatılmaktadır.
Konuya başlamadan bir önemli gerçeği de belirtmeden olmaz: yakın tarih Kıbrıs’ta genelde sistem ilişkileriyle belirlendi. Bunlar Kıbrıs’ta bazen oynatıldı, bazen de -ki çoğunlukla öyle oldu- direkt müdahalelerle şekillendi. Nitekim İngiltere klasik sömürgecilikten yeni sömürgeciliğe geçerken, Amerika da merhaba derken, Kıbrıs’ta hep kritik anlardaki vuruşlarla belirlemeler, sıçramalar gerçekleşti. Nitekim 15 Temmuz darbesini hesapta adanın toprak bütünlüğünü sağlayacak Yunanistan gerçekleştirdi. Tabii ki o dönemin başta Amerikan onaylı ve İngiltere destekli Türkiye haberdar olarak. Nitekim rahmetli Sevgül Uludağ’ın son makalelerinden birinde de Ecevit’in darbeden önce Makarios’a haber verdiğini, ama Makarios’un bunu önemsemediğini de yazdığını belirtmişti. Tabii mektupla. Bizde Ecevit’in Kıbrıs mektuplarını kime gönderdiği sırrı bilinmesine rağmen sır yapılması da başka bir rezalet.
Son bir nokta: Kıbrıs yakın tarihine bakarken, genelde ta yıllar öncesinden çizilen yeni sömürge stratejisi vardı. Günümüze dek bu strateji uygulandı. Sıçramalar falan da çok önceden zaten biliniyordu. Nitekim işi garantiye alma adına Kıbrıs üç garantör kıskacına teslim edildi. Hesapta bu garantörler adanın toprak bütünlüğünü koruma amaçlıydı. Ama her noktada direkt yok etme adına müdahaleler yapıldı. Bunlardan biri de adayı yıllar öncesinden ikiye ayırma taksim tezinin 1974 darbesiyle fiilen ikiye ayrılarak önemli kavşağıdır.
Tüm anlaşmalar falan değil, iki kesimin durumu dışında resmen çizilen planın uzun vadeli günümüz şekillenmelerine göre adanın yakın tarihi yazıldı ve yazdırılmaktadır. Boşuna değil yazılı metinler tersten yanlış okutuluyor, bilgiler yasaklanıyor ve iki toplum lideri dense de hep dış müdahalelerle dolu planlar gelip gitmektedir.
Bu kadar bilgiden sonra bazı ufak dönemsel anımsatmalarla devam edelim. Konuyu sadece bir yıl öncesiyle sınırlayacağım. Yani 74’ten sadece bir yıl öncesine, 73 senesiyle başlayacağım.
Akılda şu gelişmeler var. Öncelikle Ortadoğu yeni bir savaş yaşadı. Sovyetler sonuçta Amerikan-batı emperyalist eksen karşısında istediğini alamadı. Ama Amerika’nın işi zora giriyor. Özellikle Vietnam, Kamboçya ve Laos’tan yenilgi haberleri giderek tamamen kaybetme derecesine getirildi. Ortadoğu savaşı sonrası dünya kapitalist petrol krizini yaşadı. Konulan petrol ambargosu zaten emperyalist sistemdeki ekonomik krizi resmen dibe vurduruyordu.
Bunlar yetmezmiş gibi Amerika’da Nixon’la alakalı söylentiler de hızlanıyordu. İpler dışişleri bakanı Kissinger’in eline geçiyordu. CIA ile birçok hamleler yapmaya da zemin uygundu. Üstelik krizler ve yenilgiler emperyalist politikada bazı yeni taktikleri de gündeme getirdi. Bir yeni sömürge ülke kullanılıp ötekini işgal etme siyaseti iyice karşılık buldu. Nitekim bu taktik bir yıl sonra Ortadoğu’dan Endonezya’ya birçok sorunda kullanıldı.
Buna karşılık sosyalist blok çatlıyordu. Çin-Sovyet çelişkisi büyüdü. İlk önemli kırılma da Kamboçya’da yaşandı. Bunlar, bir dağılma ve yeni şiddet döngüsüyle adeta yeniden şekillenme süreci getiriyordu. Kıbrıs da tam bunun ortasındaydı. Üstelik garantör Yunanistan ile Kıbrıs Cumhuriyeti çelişkisi büyüyordu.
Bunlar özetle dünyada olanlardı. Gelelim daha yakına, garantörler tablosuna.
Hem Yunanistan hem de Türkiye askeri rejim içindeydi. Gerçi Türkiye’de ordu yine de göstermelik olsa da hükümet kurdurtuyordu. Türkiye 12 Mart darbesi ağırlığından çıkıp sivil geçişle seçimlerle Ecevit-Erbakan hükümeti kuruldu. Yunanistan’da ise cunta devam ediyordu. Fakat 73 Kasımındaki öğrenci direnişiyle cunta epey darbe aldı. Bu ayrıca Makarios’la olan ilişkilerini de daha da gerdi. İngiltere ise fırsat kolluyordu. Amerika’yı yukarıda belirttim. Kissinger stratejisi artık pratikteydi.
Peki Kıbrıs’a da bakacak olursak: 63 sonunda başlayan çatışma zemini zaten 67 Köfünye olaylarıyla düştü. Yeni dönemde iki kesim arasında epey yumuşama oldu. Artık çatışmalar iki kesim arasında değil Kıbrıs-Yunanistan veya başka alanlarda gelişiyordu. Yumuşayan koşullar ise uygulanan karma ekonomik modelle resmen Kıbrıs Cumhuriyeti epey mesafe aldı. Kendi burjuvazisini geliştirdi. Artık kutsal Yunanistan bağımlılığı giderek erozyona uğradı. Zaten Kıbrıs Cumhuriyeti iç kırılmalara karşın, hem bloksuzlarla iyi ilişkileri vardı hem de Sovyetlerle de diplomatik ağı iyi kullanıyordu.
73 yılı önemli bir Kıbrıs gerçeğini geliştirdi. Bu hem sistemi hem de daha yakından garantörleri de tetikledi. Yapılan seçimler bir turnusol gibi idi. Rumlar arasında Makarios rakipsiz kalırken, Türk kesiminde resmen direkt müdahaleler oldu. Örneğin lider olan Doktor Küçük’ün aday olmasını direkt Türkiye müdahalesiyle engellendi. Aynen Berberoğlu’nun adaylığının çektirilmesi gibi. Bir anlamda Denktaş liderliği Türkiye ve ülkedeki Bayraktarlık baskısıyla aldı.
Bir başka seçim gelişmesi batılı ekseni endişelendirdi. Yapılan temsilciler meclisi seçiminde Rumlarda AKEL dokuz aday koyup dokuzu da seçildi. Sol bir başarıydı. AKEL’in Sovyet çizgisinde olması ve Makarios’u da desteklemesi gerçeği, başta Amerika’yı endişelendirdi. Zaten Küba paranoyasıyla altmışlardan beri Kıbrıs’a “Akdeniz’in Kübası” boşuna denilmiyordu.
Sadece bu gelişmeler Kıbrıs’ta bir şeylerin aynı bırakılmayacağının işaretleriydi. Üstelik müdahale ve ters davranışlar kırılmalara da açıktı. Dış endişelenmelerin aksine Kıbrıs’ta işler iyice yumuşadı. İki kesim yolları açıktı. Ne acıdır ki Rumlar tüm yolları ulaşıma açarken, Erenköy yolu Rumlara kapalıydı. Lefkoşa Türk kesiminden geçip Girne’ye gitme ise kontrollü denetimle bırakılıyordu. Yine de ilişkiler yumuşadı. Toplumlararası görüşmeler son raddeye gelindi. Ama yönetim bloklarında kırılma vardı. Rumlarda Kliridis görüşmecilikten alınıp Papadopulos konuldu. Türk kesiminde Doktor Küçük ve öncesinde Şemsi Kazım çektirilip Denktaş eksenli kesim konuldu. Böylesi siyasal denklem de değişti. Bunlar salt iç değil, açık başta garantörlerle olan ilişkilerle çalkalanıp üste çıkarılıyordu.
Buraya kadar, 1974 darbesi öncesi bir yılda olanların kısa özetini yazdım. Devamıyla darbe gününe de yarın gelme umuduyla.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



