Birkaç makalemi doğal olarak ara Amerikan seçimlerine ayırdım. Ülkemiz de seçim havasında. Elbet her ülkede seçim havası başka bir şekilde çalınıp oynanır. Tadı da bir başka olur. Net olan, seçimin her zaman eşitlik ve demokratikleşme olmadığıdır. Diktatörlükler dahi sırf kılıf olma, rıza kazanma, imaja oynama adına seçimler yaptırılır. Hem de sonuçları da öyle ayarlarlar ki büyük oranla koltukta olanlar kazanır. Birçok ülkede de resmen müsaadeli veya akredite edilen muhalefet kavramlı karşıtlarla da gerçekleşir.
Neyse, konumuz seçimlerle alakalı konuya odaklanmak değildir. Başlık zaten malum. O zaman hangi gerçek denilip konuşturulmayan veya az sayıda konuşan dahi saptırdığı önemli yansıyış nedir: Amerika’daki son ara seçimlerde özellikle New York eyalet seçimiyle duyduğumuz bir kavramın aslında genişlediğini anlıyoruz. Demokratik sosyalizm. Bunu Amerika’da duymak, sandıklarda seçenek olarak yükselmesi, gençlikte yapılan hem de geniş seçenek olduğu düşüncesi olması nedeniyle demokratik sosyalizm kavramı önemlidir. Uzun zamandır takip ettiğim seçimlerde genelde gerçek sol veya en azından sosyal muhalefet eksenli sosyalist ekseni duymadım. Arada çıkan bir kişinin kazanması ise su damlası dahi olamıyordu. Hâlbuki birçok sosyalist kavramın toplumsal mücadele ile isimlendirilmesi Amerika’da yaşandıydı. 1 Mayıs’tan Kadınlar Günü’ne hepsi Amerika’da olanlarla dünya tarihine sunuldu. Fakat gerçeklik devam edip, örneğin 1 Mayıs dünyada hemen hemen her yerde mücadele günü olarak yaşatılırken, onun çıktığı ve isimlendiği ülke Amerika’da 1 Mayıs olayı yaşatılmama derecesinde.
Üstelik sosyalist hareketlerin olduğu dönemde de baş antikomünist, antisol politikalı dünya karşıtı mücadele Amerikan merkezli olmaktaydı. Nitekim son ara seçimlerinde Trump aynı paranoyalaşan tutumla yeri geldiğinde en yakınını dahi karşıt sunarken komünistlikle suçlamaktaydı.
Bu koşullarla sola karşı en merkezli sert politikayı uygulayan Amerika, kültürler farklılıkları en açık şekliyle politikleşip dünyaya sunarken, dünya düzeyinde birçok ülkede sosyalist seçeneğin yenilmesinde tutumla katkı yapan emperyalist Amerika, şimdi hem de kendi ara seçimlerinde duymak istemediği kelimeyi parlamentosunda karşısında bulacağı kesinleşti. Kimine göre yedi, kimine göre on dört vekil seçilerek Temsilciler Meclisi ve Senatoya girdi. Tabii bu rakamın Demokrat Parti’deki çoğunlukla olması da başka paradoksal gerçekleri de yaratacağı kesin. Ek bilgi olarak bilinmesi gereken önemli duruş, özellikle Demokrat Parti’de merkezîleşme çok zayıf. Bireysel davranış yaygın. Örnek ise kesin: Demokrat Parti’nin başkanı kim, sorsam en Amerikan eksenli düşünen dahi durup düşünecektir. Pratikteki çelişkili görülecek tutum ise zaten bireyselleşme yaygınlığı ile farklı dünya görüşleri sonucu önemli konularda ortak oy kullanılamayacağını da göreceğiz.
Bu bilgilere tekrardan şunu ekleyelim: Tüm önemli tekelci sermaye kesimlerinin karşı olmasına hatta tavır konmasına rağmen kendini demokratik sosyalist tanımıyla seçimde New York’ta seçimi Mamdani kazandı. Savunduğu görüşler ve çalışma şekli, yoğun tekelci sermaye medya saldırılarına rağmen hem de ezici sonuçla eyalet başkanı oldu. Elbet eyalette tüm sosyalist düşüncelerini uygulama koşulları zaten yoktu.
Son gelişen sistemsel gelişmeler ile Amerika’ya yansımasıyla, girilen ara seçim sürecinde önce Demokrat Parti içinde ön seçimlerde bazı kendine sosyalist diyen kişiler bu seçimleri kitlesel destekle kazandılar. Bazı yerlerde sistemin tüm güçleri karşılarında durmasına rağmen. Michigan’daki sonuç daha önemliydi. Michigan Cumhuriyetçilerin kalesi idi. Demokrat Parti içi seçimlerde demokratik sosyalist aday kazandı. Aynı şekilde Müslüman da kimliksel gerçeği vardı. Resmî görüşler bunun İslamcı yönünü pazarlasalar da kendi kullandığı siyasal duruşu demokratik sosyalist olarak kullandı.
Belirttiğimiz gibi: Michigan Cumhuriyetçilerin kalesidir. Uzun yıllar da seçimleri hep kazandılar. Üstelik bu defa ön seçimi kaybeden Demokrat aday da Cumhuriyetçi adayı destekledi. Sonuç bu nedenle yankı buldu. Seçimi demokratik sosyalist aday kazandı.
Aynı durum Teksas’ta da yaşandı. Sonuçta kimine göre yedi, kimine göre on dört demokratik sosyalist aday kazanıyordu. Bu Amerikan siyasi eksende önemli sayısal sonuçtu. Fakat sosyal gelişmeleri izleyenler, artan ırkçılık, yükselen ekonomik sorunlar, uygulanan dış politikada başta İsrail’in soykırımını açık destekleme tutumları birleşince, eleştiri ve tepkiler tabanda yeni bir düşünceye doğru kayıyordu. Özellikle genç eksende bu açıkça görülüyordu. Öyle görülüyordu ki açıkça devletin direkt müdahalesine karşın Filistin bayrakları açılıyor, ekonomik politikalar eleştiriliyordu. Bu çizgi giderek tabanda adını değişik biçimde duyurtan sosyalist harekete doğru da eğilim kazandırıyordu.
Ön seçimlerde parti devletçi şekilde olup sermaye politikalarındaki balans roldeyken, taban hem savaşa karşı hem de eşitsizliği reddeden tutumuyla bir dalga tabandan yükseliyordu. Bu demokratik sosyalizmdir. Önceden New York gibi Amerika’nın en büyük eyaletini de kazandıydı. Elon Musk’ın döktüğü sekiz yüz milyon dolara karşın da Michigan’da seçim kazanıldı.
Sosyal muhalefetin üstten merkezî müdahaleyle gelişmesi değil olan. Olan, tabanda oluşan tepkiyle oluşmaya başlayan bir görüşün seçimlerle meclise girmesi idi. Ama Demokrat Parti içinde oluyor. Demokrat Parti’de ise merkezî yapılanış yok. Şimdi iki yıl sonrası başkanlık seçimi var. Merak konusu olan Demokrat Parti içi mücadelede sol eksenden aday olup da resmî adaylığa ulaşıp ulaşamayacağıdır.
Dünyada son gelişmeler ile solun durumu, solun cılız olsa da olduğu ülkelerde tartışılmaya hız verildi. Bazı kazançlar ile kriz dönemi olması sosyalist seçenek arayışların konuşulmasını tetikledi. Olayın hele de Amerika’da tutmaya başlaması ise bir başka arayışı da önemsetti. Bir farkla: K. Kıbrıs’ta sol kesim bu konuda da çok geride. Üstelik onca Amerikancılığı yeri geldikçe kullanmasına rağmen, Amerikan övgü ve beklentileri savrulmasına dek oluşan konuşmalara karşın, nedense en azından sol kesim demokratik sosyalist hareket ile Amerikan gerçeğine dokunmayı çoktan unuttu. Doğrusu da koşullar böyle. Hele de onca Türkiyeleşme ile seçenekte Türkiye’ye dokunmayarak koltuk alma olunca, böylesi sol gelişmeler pek konuşulmaz. Bazıları ise ihtiyaç nedeniyle konuşulur. Başka ülkelerde sol kazanıp da burada moral bulanlar elbet var. Ama aynada kendilerine bakmayı da hiç düşünmezler.
Sonuç olarak: Amerika’da son ara seçimlerde alışık olmadığımız sosyalist kelimesini duyduk. Tabii duyma ihtiyacımız varsa. Bu çok yönlü sistem krizleri ve seçeneksizliklerin sonucudur. Kitlesel tabandan gelişmesi ise gelecekte örgütlenip üstelik içinde oldukları Demokrat Parti’de nelere ulaşırlar, tahmin etmek erken. İlk sınav meclislerdeki tutumlar, New York’ta olacaklar ve başkan adaylığındaki duruşlar bize mesaj verecektir.
Not: Amerika’da sola önemli taban ve destek sağlayan sendikaların oldukça zayıf olduğunu da bilgilendirelim. Yani sosyalist hareketi örgütsel yapıyla genişleyen bir sosyal muhalefet ivmesi yok. Onun için tutar mı tutmaz mı bilmem. Ama kitlesel onca siyasal baskılamaya rağmen demokratik sosyalist adaylara hem de en gerici tutucu yerlerde seçenek olarak oy verilmesi önemlidir. Bakalım daha neler olacak?
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.




