yaklaşımlarÖzkan YıkıcıÖzkan Yıkıcı yazdı: Kurbanda donuklaşmasında kaçırılan yakın tarihten seçkiler

Özkan Yıkıcı yazdı: Kurbanda donuklaşmasında kaçırılan yakın tarihten seçkiler

Kurban bayramındaki algı tutsaklığı, ilgisizleşme duruşu sonucu birçok konu, eğer bu zamana rastlanırsa sesiz sedasız geçilir. Hele de yakın tarih denilen konumdaysa. Üstelik yakın tarihte yaşananın da bazı koşulları önemini genişletip. Örnek, benim ağırlıklı kullandığım alanla bakacak olursak: birçok yakın tanıklık tarihteki gelişmeler, günümüzde yaşatılması, anımsatılması bazı gelinen birikime de bağlıdır. Solun cılızlaşması, değişim eksenli sosyal muhalefetin kısırlığı veya ısrarla yaşanan günlerin bilinmemesi için resmi siyasetin hafıza kaybına başvurması sonucu, birçok önemli gün unutturulma derecesine gelir. Böylelikle geçmişten gelen birikimle, alınacak derslerden yoksun kalınır. Geçmişi resmi güncel çıkara göre dilenilen yalanlarla yazma kolaylığı çıkar. Bunlar, geleceğin de hesaplanmasında, umutlaşmasında önemli bilim kriterine darbe vurmaktadır.

Sözü uzatmayalım: sadece ufak bir donuklaşan Kurban Bayramı güncemizle, önemli kaçırılan bazı durumlara dokunacağım. Hemen Fazıl Önder’e gireceğim:

Fazıl Önder’in hikâyesi yakın tarih algılarımız için önemlidir. Belirli noktada ülkemizde sol kesim şu veya bu şekilde filizlenip geçmişle alakalı bir şeyleri ısrarla aramasa, bugün dahi Önder bilinmeyecekti. Gerçi Önder birçok yönüyle, savunduğu görüşleriyle, fazla bir bilgi birikimi hâlâ yok. Yine de en basitiyle önemli derslerle alınacak sonu biliniyor. Hem öldürülüyor hem de hâlâ mezarı bilinmiyor. Hatta akrabalarından birinin doğan oğluna Fazıl adı verilmesi düşünülür. Fakat o dönem teşkilat o denli korku saldı ki Fazıl yerine adı Fadıl kondu.

Dikkatle önemsenecek bir koşul da şu: o dönem hâlâ Kıbrıs İngiltere sömürgesi idi. Halk diliyle “İngiliz idaresi” denilirdi. İngilizin adaleti, günümüz için hep eski kuşak örnek olarak gösterilen konudan söz ediyorum. Ama nedense bırakın katilleri, mezarı dahi bilinmeyen bir Fazıl Önder gerçeğimiz var. Sosyalist olduğu, adanın bağımsızlığını savunduğu, eğitime önem verdiği gibi kırıntılı bilgilerle onu ancak hatırlayıp ananlar için konuşuluyor.

Bu yıl bayramın donuklaşması ve geçmişle ne yazık ki daha ilgisizleşme sonucu bu önemli sosyalist şahsiyet unutuldu. Tabii ülkemizdeki solun durumu ve konulara projelerle para kapma veya yönetim yalakalığı geçmiş yazma kriterinin kazançlı olması sonucu salt Önder değil, Bir Mayıs katledilenlerden Cumhuriyet gazetesi yazarları da olumsuz nasiplerini aldılar. Oysa örneğin, Gürkan ve Hikmet katledilmeselerdi, bir provokasyonu yazacaklardı. Belki de Kıbrıs’taki tabusal korku ile bilgi ateşlenmesiyle kırılma derecesine gelecekti.

İlgili Cumhuriyet gazetecileri de Kıbrıs döneminde yaşadılar. Katledilmeleri de o günlerde oldu. Ama Kıbrıs Cumhuriyeti içişleri bakanı Yorgacis, olayın üstüne gitme yerine, birçok belgede onların öldürülmesinde bilgiler verip desteklediği kanısı yaygındır.

Madem konu yakın tarihten başladı: artık her koşulda parçası hâlinde olduğumuz Türkiye’den de birkaç Kurbanlık gün yazalım. Otuz Mayıs ve Otuz Bir Mayıs’a takılalım. Yetmiş bir yılına gidelim. Gençliğimizde Türkiye’de bolca söylediğimiz ağıtlarıyla hatırlama şansımız da var. Ne yazık ki ilgili ağıtı ilk albüm olarak yapıp yayınlayan Livaneli’dir. Fakat yazık kelimesini kullanma nedenim şu: Livaneli birçok konser verdi ama ilk albümdeki devrimci ağıtları söylemedi. Bu da yakın tarih için sanatsal bir ders niteliğindedir.

Konu Türkiye’de geçer. Nurhak dağlarında olan devrimciler — başta Sinan Cemgil’in olduğu altı kişi — ismi size yabancı gelmeyecek bir Amerikan üssünü vurmaya gidiyorlardı. Üssün adı Kürecik. Kürecik, hani günümüzde İran’ı izleyip bilgilerin İsrail’e verildiği iddia edilen üs…

Devrimcileri ihbar eden köylünün ardından jandarma kuşatıp üçünü katleder. Böylelikle Kürecik de kurtulmuş olur. Sinan’ın babasının köylülere söylediği sözler ise tarihi nitelikte:

“Oğlumun durumu çok iyi idi. En iyi üniversiteyi kazandı. Bitiriyordu. İstediği her işe kolayca girme şansı vardı. O, zenginliğini bırakıp sizin için mücadele verdi. Daha eşitli ve sizin ezilmemeniz için yola çıktı. Siz ise onu ihbar edip attınız” dedi. Bu sözler de tarihi bir sorgu gibiydi.

Bir gün sonra İstanbul’da Hüseyin Cevahir’in de katledilmesi, bir anlamda “Mayısın kanlı günü Haziran’a dönüştü” ağıdını da yarattı…

Türkiye bir başka yakın tarih dönemini de yüzleşiyor. Gezi direnişi. Günlerce sürdü. Birçok ilde protestolar oldu. Devlet önce şaşkındı, sonra toparlandı. Yoğun katılımlı ama örgütsüz olan kitleleri hızla belirli bir dönem sonrası bastırdı. Birçok katılan insan katledildi. Hep suçlama yapılsa da bir güvenlik insanı ölmedi. Ama yine paradoks işledi: yargılanan halk oldu, baskı ve yalan ödüllendirildi. Hatta Elvan gibi çocukların bilyeleri polise atılacak mermi gibi propaganda malzemesine dönüştürüldü.

Gezi Parkı direnişi, sonuçta Türkiye devletinin rejim değişiminde önüne çıkan muhalefetin yenilgisiyle daha da hızlandı. Birçok kesim olayı salt çevreyle sınırladı. Oysa günlerce yaşanan salt protesto değil, ortak kolektif yaşanmanın da örnekleri verildi. Tarihi gerçeğin acı vurmuşu oldu. Çünkü siyasal önderlik ve örgütlenme yoktu. Dağınık ama kitlesel akışkanlık, güce ve devlet sopasıyla engelleme kıskacından kurtulamazdı.

Gezi sonrası ise kısa zaman içinde yılın sonunda bu defa iktidar bloku olan siyasal İslam ile Fethullahçıların kırılmasına geçilecekti.

Köşe yazının olanağıyla sonlanan Kurban Bayramında donuklaşıp buz dolabında olan birkaç yakın tarih gününü hatırlattım. Yararlı oldu mu: bilmem. Çünkü günümüz düşünce modeli ile siyasal koşullar artık bıktıracak derecede yabancılaşıp adeta popülizmin yelkenine takıldı ne yazık ki.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Halk TV üzerindeki kayyım ataması

Her zamanki gibi Çarşamba sabahı da gözlerimi açtım. Klasik...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hamam Böcekleri sokaklarda dolaşıyor!

Dünya neoliberal krizle tükenmişliklerde debelenip duruyor. Yerine geçecek yapı...

Özkan Yıkıcı yazdı: Gariplik vardır!

Son günlerde Suudi merkezli çelişkili algı yaratacak haberler dünyada...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bir harmanlama yazısı

Zaman zaman tekrarladığım basit gerçeklerden biri ile başlayalım. Genelde...

Özkan Yıkıcı yazdı: Gar katliamından günümüze gelen izler

10 Ekim Türkiye için önemli yakın tarih günüdür. Yorumlara...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,897TakipçilerTakip Et
970AboneAbone Ol

Son eklenenler

Ecehan Balta yazdı: Halkların İklim Zirvesi

COP31’e bir ay kaldı. Antalya, hükümetlerin, diplomatların, uluslararası kuruluşların...

Özkan Yıkıcı yazdı: Halk TV üzerindeki kayyım ataması

Her zamanki gibi Çarşamba sabahı da gözlerimi açtım. Klasik...

Ceren Ergenç yazdı: Çin ve AB barıştı mı?

Coen kardeşlerin Okuduktan Sonra Yak filminin ünlü kapanış repliği “Sorunu...

Fikret Başkaya yazdı: Teknik bilim kapitalizmi neden kurtaramaz?

Gezegenlerin birinden bir seyyahın yolu Dünya’ya çıksaydı, her halde...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hamam Böcekleri sokaklarda dolaşıyor!

Dünya neoliberal krizle tükenmişliklerde debelenip duruyor. Yerine geçecek yapı...

Volkan Yaraşır yazdı: Dekadans, faşizm ve kapitalist rasyon

Marx kapitalizmi “yaşayan metafizik” olarak tanımlar. Faşizm bu metafiziğin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Gariplik vardır!

Son günlerde Suudi merkezli çelişkili algı yaratacak haberler dünyada...

Canlı yayın