yazılariktibasHiyerarşi yönetimi olarak emperyalizm — Ümit Akçay

Hiyerarşi yönetimi olarak emperyalizm — Ümit Akçay

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net

İçinden geçmekte olduğumuz dönemde, küresel iktisadi gelişmeleri giderek daha fazla jeopolitik ve jeoekonomik gelişmeler şekillendiriyor. Enerji fiyatları, taşıma maliyetleri, döviz kurları, tahvil faizleri ve sermaye hareketleri artık askeri gelişmelerden bağımsız düşünülemiyor. Başka bir ifadeyle, jeopolitik ve jeoekonomik riskler dışsal şoklar olmaktan çıkarak, küresel kapitalizmin yeniden örgütlenme biçiminin parçası haline geliyor.  

Son dönemde uluslararası kurumlar tarafından hazırlanan küresel ekonomiye dair raporlar, işaret ettiğim bu dinamiği analizlerine dahil ediyorlar. Bu raporlardan sonuncusu, Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (United Nations Conference on Trade and Development, UNCTAD) tarafından yayımlanan 2026 raporu, ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları ile başlayan savaşla birlikte artan jeopolitik gerilimlerin etkilerini değerlendirmek için iyi bir fırsat sunuyor. Bu yazıda UNCTAD raporunun sağladığı veriler ışığında, bir süredir yürüttüğüm “bir hiyerarşi yönetimi olarak emperyalizm” tartışmasına devam edeceğim.

Savaş

Daha önce savaşın maddi koşullarından söz ederken üç güncel eğilime dikkat çekmiştim: Küresel ekonomide yavaşlama, askerileşmenin (militarization) hızlanması ve jeopolitik gerilimlerin artması. Bunlar savaşı otomatik olarak kaçınılmaz hale getirmiyor. Ancak savaş ihtimalini güçlendiren maddi zemini oluşturuyorlar. UNCTAD raporu, bu zeminin artık daha görünür hale geldiğini gösteriyor.

İlk olarak küresel büyüme ivme kaybediyor. Dünya ekonomisinin 2026’da bir önceki yıla göre yavaşlaması bekleniyor. Mal ticaretindeki canlılığın da yıl içinde zayıflayacağı öngörülüyor. Bu durum, kapitalist merkezler arasındaki rekabeti sertleştiriyor. Büyümenin hızlandığı dönemlerde paylaşım gerilimleri belirli ölçüde ertelenebilir. Ancak büyüme yavaşladığında pazarlar, enerji kaynakları, lojistik hatlar ve teknoloji alanları üzerindeki mücadele daha görünür hale gelir.

İkinci eğilim askerileşme. Savaşlar, mevcut gerilimler kadar, yeni birikim stratejilerinin de parçası haline geliyor. Savunma harcamaları artıyor, enerji altyapısı güvenlik meselesi olarak yeniden tanımlanıyor, kritik mineraller ve teknolojik bileşenler askeri rekabetin konusu oluyor. Böylece pek çok ülkede savaş ekonomisi ile sanayi politikası arasındaki sınır giderek belirsizleşiyor. Yani silahlanma harcamalarının artması sadece cepheye dönük bir hazırlık değil. Üretim kapasitesinin, kamu kaynaklarının ve teknolojik önceliklerin yeniden düzenlenmesinde temel belirleyici ilke haline geliyor askerileşme.

Üçüncü eğilim ise jeopolitik gerilimlerin ekonomik ağlara doğrudan bağlanması. Bugünkü savaşlar cephede başlayıp cephede biten çatışmalar değil. Enerji geçiş noktalarını, lojistik hatlarını, finansal piyasaları ve dış ticaret ağlarını içine alan jeoekonomik mücadeleler olarak işliyorlar. Ortadoğu’daki savaş bunun en güncel örneği. İran’ın kendisine yönelen saldırılara karşı, savaşın ekonomik maliyetlerini artırma stratejisi sonucunda Hürmüz Boğazı üzerinden petrol ve gaz akışının riske girmesi, birkaç gün içinde petrol fiyatlarını yüzde 60’tan fazla artırdı. Gaz fiyatları ise iki kattan fazla yükseldi. Bu artış yalnızca enerji ithalatçısı ülkelerin maliyetlerini yükseltmedi. Aynı zamanda gıda, gübre, taşımacılık ve enflasyon kanalları üzerinden çok daha geniş bir ekonomik baskı yarattı.

Bu nedenle savaşın ekonomik etkilerini savunma harcamaları ya da artan enflasyon gibi tekil göstergelerle ölçmek yetersiz olacaktır. Savaş, hangi ülkenin hangi enerji kaynağına erişeceğini, hangi ekonominin üretim maliyetlerinin artacağını, hangi para biriminin değer kaybedeceğini ve hangi ülkelerin dış finansmana daha pahalı erişeceğini belirleyen bir hiyerarşi yönetimi aracına dönüşüyor.

Hiyerarşi

Bugünkü tabloyu anlamak için emperyalizmi yalnızca askeri işgal, doğrudan siyasi müdahale ya da klasik sömürgecilik biçimleriyle düşünmek yeterli değil. Emperyalizm aynı zamanda (esasından başından beri) küresel hiyerarşinin yönetimidir. Hangi ülkeler enerjiye güvenli erişecek? Hangi ülkeler kritik teknolojileri kontrol edecek? Kim düşük faizle borçlanabilecek, kim yüksek risk primi ödeyecek? Kim tedarik zincirlerinde yüksek katma değerli alanlara yerleşecek, kim düşük katma değerli halkalara sıkışacak? Günümüz jeopolitik ve jeoekonomik mücadeleleri büyük ölçüde bu sorular etrafında şekilleniyor.

UNCTAD verileri bu açıdan önemli. Rapora göre 2026 başındaki ticaret canlılığı büyük ölçüde yapay zeka bağlantılı ürünlerden kaynaklandı. Sunucular, yarı iletkenler, yüksek performanslı bilgisayarlar ve veri merkezi ekipmanlarına yapılan yatırımlar, küresel düzeyde dikkat çeken boyutta. Buna karşılık tekstil, temel tüketim malları ve birçok geleneksel sektörde büyüme sınırlı kaldı. ABD’de otomatik veri işleme makineleri, 2025’te nominal ithalat artışının yaklaşık dörtte üçünü oluşturdu.

Bu tablo, küreselleşmenin sona erdiğini değil, biçim değiştirdiğini gösteriyor. Eski dönemin yaygın entegrasyon vaadinin yerini, kritik teknolojiler ve stratejik tedarik zincirleri etrafında kurulan seçici bir entegrasyon alıyor. Küresel ekonomi hâlâ birbirine bağlı ancak bu bağlantılar artık daha açık biçimde hiyerarşik, güvenlik merkezli ve dışlayıcı bir karakter taşıyor.

Finans

Bu yeni hiyerarşi yönetimi düzende en kırılgan halkayı gelişmekte olan ülkeler oluşturuyor. UNCTAD, birçok gelişmekte olan ülkenin yakıt, gıda ve gübre ithalatına bağımlı olduğunu vurguluyor. Enerji fiyatları yükseldiğinde cari açık baskısının artması yanında enflasyon, bütçe açığı ve dış borç yükü de ağırlaşıyor.

Jeopolitik gerilimlerin finansal piyasalar üzerindeki etkisi ise ikinci bir baskı mekanizması yaratıyor. UNCTAD’a göre Ortadoğu’daki savaşın ardından gelişmekte olan ülke para birimleri dolar karşısında değer kaybetti. “Yükselen piyasa hisseleri”, 28 Şubat ile 29 Mart 2026 arasında yüzde 12’den fazla geriledi ve hem “yükselen piyasa ekonomilerinin” hem de sınır ekonomilerinin dış borçlanma maliyetleri arttı.

Bu tablo, bağımlı finansallaşmanın jeopolitik çağdaki yeni görünümünü ortaya koyuyor. Sermaye girişleri döneminde “fırsat” olarak sunulan dış finansman, kriz anlarında hızla bir disiplin aracına dönüşüyor.

Enerji

Raporun dikkat çektiği bir başka nokta ise enerji dönüşümünün artık yalnızca iklim politikası değil, ekonomik güvenlik meselesi haline gelmesi. Yenilenebilir enerji birçok durumda fosil yakıtlardan daha ucuz hale gelmiş durumda. UNCTAD’a göre 2024’te yeni kurulan büyük ölçekli elektrik üretim kapasitesinde yenilenebilir enerji projeleri, vakaların yüzde 91’inde en ucuz yeni fosil yakıt alternatifinden daha düşük maliyetliydi.

Ancak yatırım dağılımı son derece eşitsiz. Örneğin Afrika, dünyanın en güçlü güneş enerjisi potansiyelinin yaklaşık yüzde 60’ına sahip olmasına rağmen, 2024’te küresel temiz enerji yatırımlarından yalnızca yüzde 2 pay alabildi.

Bu durum bize şunu gösteriyor: Enerji dönüşümü kendiliğinden daha adil bir dünya yaratmayacak. Finansman, teknoloji ve altyapı üzerindeki mevcut mülkiyet ilişkileri değişmediği sürece, yeşil dönüşüm de yeni bir hiyerarşi üretecek. Fosil yakıta bağımlı ülkeler enerji şoklarıyla, yenilenebilir enerji potansiyeline sahip ülkeler ise finansman eksikliğiyle baskı altında kalmaya devam edecek.

Sonuç

UNCTAD raporunun ortaya koyduğu tabloyu özetlemek gerekirse şunu söyleyebiliriz: Küresel ekonomi artık jeopolitik gerilimler aracılığıyla yeniden düzenleniyor. Savaşlar, enerji hatları, sermaye hareketleri, borçlanma maliyetleri ve teknoloji akışları aynı hiyerarşi yönetiminin parçaları haline geliyor.

Bu nedenle içinde bulunduğumuz dönemi yalnızca “risklerin arttığı” bir dönem olarak değil, emperyalizmin küresel hiyerarşiyi yönetme kapasitesinin yeniden sınandığı bir dönem olarak okumak gerekiyor. ABD ve müttefikleri hâlâ büyük bir finansal ve askeri yıkım kapasitesine sahip. Buna karşın üretim alanında mevzi kaybetmeye devam ediyorlar. Bu çelişki, yıkım kapasitesinin istikrarlı bir hegemonik düzene dönüştürülebilmesini giderek daha fazla zorlaştırıyor. Tam da bu nedenle jeopolitik gerilimler derinleşiyor, savaşlar yayılıyor ve ekonomik araçlar giderek daha fazla silaha dönüşüyor.

Geriye kalan soru ise şu: Bu yeni hiyerarşi yönetimi süreci; emekçiler, çevre ülkeler ve bağımlı ekonomiler açısından daha fazla kırılganlık mı üretecek; yoksa daha demokratik ve eşitlikçi bir yeniden yapılanma talebini mi güçlendirecek?


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Diğer yazıları

Pakistan, ABD savaşlarının askeri ve ara bulucusu nasıl oldu? – Kamran Abbas

Pakistan 1947’de dünya haritasında yerini aldığında, muazzam hayaller taşıyan...

Bolivya’da toplumsal krizin tetikledikleri — Pablo Meriguet

Bolivya’da siyasi ve toplumsal kriz sönümlenecek gibi durmuyor. Ülkenin...

Sivil darbeden fazlası… — Murat Çakır

Türkiye’deki ana muhalefet partisine yönelik “Mutlak Butlan” kararı birçok...

Sessizlik rejimi: Baskıcı sistemlerde yaşam — Can Ertuna

“… Suçları coşkuyla alkışlayanlar vardı. Başkalarının zararına da olsa...

Ahmedinejad İran savaşının bilmecelerinden birine nasıl dönüştü? — Ela Ava

New York Times’ın raporuna göre, ABD ve İsrail, İran’a...
4,486BeğenenlerBeğen
1,562TakipçilerTakip Et
3,957TakipçilerTakip Et
849AboneAbone Ol

Son eklenenler

Varlık barışı ve uluslararası alanda gri liste riski — Tuncay Kapusuzoğlu

I- Yasal düzenleme  Varlık barışı düzenlemesini de içeren kanun teklifi, 21...

Fetih söylemi ve Gezi hakikati — Gözde Bedeloğlu

29 Mayıs, İstanbul’un fethinin 573. yıl dönümüydü. Haliç’teki törende...

Emek hareketi ve barış — Serdar M. Değirmencioğlu

Savaş karşıtları Almanya’nın Hessen ve Bavyera eyaletlerinde gösteriler düzenlediler....

Esas galip – Neşe Yaşın

Her günün bir iç müziği var. Bazen sabitleyemezsin bu...

Haydutluğun stratejik bağlamları — Fehim Taştekin

ABD Başkanı Donald Trump’ın muhataplarına “Hadi oradan, densiz” dedirten...

Dekolonize Edilmiş Medya — Halil Karapaşaoğlu

Medyanın ve gazeddacıların sermaye ile olan ilişgilerni mesafeli dudması,...

ABD demokrasisi: Şirketler de oy kullanabilir — Aras Coşkuntuncel

ABD demokrasisi denen, Sovyetlerin dağılmasından sonra giderek vahşileşen ve...

Canlı yayın