yazılariktibasÖzge Güneş yazdı: Trump'a karşı mücadelede ilerici program arayışı

Özge Güneş yazdı: Trump’a karşı mücadelede ilerici program arayışı

Kategori:

ABD’de 2026 ön seçimlerine kazanan adaylar kadar onların etrafında ortaklaşan talepler damga vurdu. Sermaye çevreleri ile lobilerin siyaset üzerindeki etkisinin kırılması, Gazze’deki soykırıma ve İsrail’e askerî desteğe son verilmesi, Herkes İçin Sağlık Sigortası, uygun fiyatlı konut ve kamusal yatırımlar ile yapay zekâ veri merkezlerine karşı mücadele, farklı eyaletlerdeki ilerici kampanyaların ortak eksenlerini oluşturdu. Bu talepler, Trump karşıtlığının yalnızca bir iktidar değişikliği isteğiyle sınırlı kalmadığını, kamusal kaynakların nasıl ve kimler için kullanılacağına ilişkin bir mücadeleye dönüşmeye başladığını gösteriyor.

Trump yönetimi iktidara geldiğinden bu yana dışarıda askerî müdahaleleri genişletirken içeride Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza birimlerinin (ICE) şiddetini tırmandırıyor. Sağlık, barınma ve geçim krizlerinin ağırlaştığı koşullarda 2027 savunma bütçesinin rekor düzeye çıkarılması, militarizm ile karşılanmayan toplumsal ihtiyaçlar arasındaki çelişkiyi daha görünür hâle getirdi. Bu tablo, Demokrat Parti ön seçimlerindeki tartışmayı Cumhuriyetçileri kimin yenebileceği sorusunun ötesine taşıdı ve Trump yönetiminin karşısına nasıl bir program çıkarılacağını parti içi yarışların temel meselelerinden biri hâline getirdi.

Parti yönetimi uzun süredir Cumhuriyetçileri yenmenin yolunu merkez seçmene seslenen ve büyük sermaye çevreleriyle çatışmayan “seçilebilir” adaylarda arıyordu. Ancak alınan bazı sonuçlar, Trump’a karşı büyüyen tepkinin bu formüle koşulsuz desteğe dönüşmediğini ortaya koydu. Seçmenin bir bölümü, Cumhuriyetçi otoriterliğe karşı mücadelenin savaşa, sermayenin siyasal hâkimiyetine ve geçim krizine karşı bir program gerektirdiğini savunan adaylara yöneldi.

Bu yöneliş kendiliğinden ortaya çıkan bir sola kayıştan ibaret değildi. İlerici adaylar kapı kapı yürüttükleri kampanyalarla, sendikalar ve toplumsal örgütlerle kurdukları ittifaklarla ve gündelik sorunları ortak bir programa bağlayarak artan hoşnutsuzluğu siyasal bir seçeneğe dönüştürdü.

***

ÖN SEÇİMLER NEYİ GÖSTERİYOR?

ABD siyasetinde ön seçimler, Kasım’da yapılacak genel seçimler öncesinde partilerin adaylarını belirledikleri temel mekanizmadır. Parti elitlerinin aday belirleme tekeline karşı 20. yüzyılın başından itibaren yaygınlaşan bu sistem, eyaletlere göre değişen açık, kapalı ve yarı açık katılım kurallarıyla işler. Merkezi bir seçim günü bulunmadığı için süreç Mart’tan Eylül’e kadar uzanır. Ön seçimler bu yönüyle yalnızca adayları değil, partilerin siyasal yönünü de belirler. Öte yandan ön seçim sonuçları, Kasım’da karşılaşacak iki partinin ülke genelindeki oy gücünü ölçmez. Eyaletler arasındaki kural, katılım ve rekabet farklılıkları nedeniyle Demokrat ve Cumhuriyetçi ön seçimlerinde kullanılan oyların karşılaştırılması yanıltıcı olabilir. Dolayısıyla bugüne kadarki sonuçlar, Cumhuriyetçilerin Demokratlar karşısında oransal olarak gerilediğini göstermiyor. Asıl dikkat çekici olan, Demokrat Parti seçmeninin belirli kesimlerinde parti yönetiminin izlediği muhalefet çizgisine karşı güçlü bir itiraz gelişmesi.

***

İLERİCİLER PARTİ İÇİ KALELERİ ZORLADI

2026 ön seçimlerinde ilerici adayların elde ettiği başarılar tek merkezden yönetilen, yekpare bir çalışmayla elde edilmedi. DSA’nın desteklediği demokratik sosyalist adaylardan, sendikalar ve toplumsal hareketlerle bağ kuran daha geniş ilerici çevrelere kadar farklı siyasal eğilimler bu sonuçlarda rol oynadı. Bu adayları ortaklaştıran ise geçim, kamusal hizmetler, savaş ve sermayenin siyaset üzerindeki hâkimiyeti gibi başlıklarda bir programla hareket etmeleri oldu. Parti içi dengeler ve Kongre temsili üzerindeki etkisini görünür kılan sonuçlardan bazıları New York ve Colorado’dan geldi. New York’ta DSA’lı Darializa Avila Chevalier, Adriano Espaillat’ı; New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani’nin desteklediği Brad Lander ise Dan Goldman’ı yenilgiye uğrattı. Colorado’da 1997’den beri aynı bölgeyi Kongre’de temsil eden Diana DeGette, genç ve ilerici aday Melat Kiros karşısında kaybetti. Florida’da ise DSA üyesi Angie Nixon, rakibinin büyük mali üstünlüğüne rağmen eyalet çapındaki Senato ön seçimini kazandı. Bu sonuçlar Demokrat Parti’nin bütünüyle sola yöneldiğini göstermese de yerleşik temsilcilerin ve parti yönetiminin desteklediği adayların artık dokunulmaz olmadığını ortaya koydu.

***

GAZZE, AIPAC VE BÜYÜK PARA

Gazze’deki soykırım karşısındaki tutum ile İsrail yanlısı lobilerin seçimlere mali müdahalesi, 2026 ön seçimlerinin başlıca ayrışma eksenlerinden birine dönüştü. Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC), ABD siyasetinin en etkili İsrail yanlısı lobi örgütlerinden biridir. PAC’ler (Political Action Committee–Siyasi Eylem Komitesi) adayları desteklemek amacıyla bağış toplarken, Super PAC’ler adayların kampanyalarıyla koordinasyon kurmamak koşuluyla kişilerden, şirketlerden ve sendikalardan sınırsız bağış toplayarak bağımsız seçim harcamaları yapabiliyor. AIPAC da kendi PAC’i ve bağlantılı Super PAC’i aracılığıyla seçimlere yüksek miktarda kaynak aktarıyor.

Burada çarpıcı olan, bu iki meselenin gündelik sınıfsal taleplerden ayrı işlememesi oldu. Askeri harcamalar ile sağlık, barınma ve kamu hizmetlerine ayrılmayan kaynaklar arasındaki ilişkiyi kuran ilerici adaylar, savaş politikasını aynı zamanda bir bütçe ve bölüşüm meselesi hâline getirdi. AIPAC bağlantılı yapıların yüksek seçim harcamaları da bu nedenle yalnızca İsrail politikasına ilişkin bir tartışmanın değil, Amerikan siyasetinin büyük bağışçılara ve özel çıkar gruplarına bağımlılığının göstergesi olarak hedef alındı.

***

EL-SAYED’İN KAPI KAPI ÖRGÜTLENEN KAMPANYASI

Bu programatik yönelimin en bütünlüklü biçimde somutlandığı kampanya, ön seçimlerin en fazla dikkat çeken ilerici adaylarından Abdul El-Sayed’e aitti. El-Sayed Michigan’daki Demokrat Parti Senato ön seçimini az farkla kazandı. Eski Detroit Sağlık Departmanı Direktörü ve toplum sağlığı uzmanı olan El-Sayed, şirketlerin ve lobilerin siyaset üzerindeki etkisine karşı çıkışı, Gazze’deki soykırım karşısındaki tutumu, Herkes İçin Sağlık Sigortası ve kamusal yatırım talepleri ile veri merkezlerinin yarattığı sorunları aynı kampanyada birleştirdi. Üstelik kampanyasını Demokratların güçlü olduğu kent merkezleriyle sınırlı tutmayarak Michigan genelinde yüz yüze saha çalışması yürüttü. Dahası, El-Sayed, AIPAC ve bağlantılı yapıların rakibi Haley Stevens lehine yaklaşık 30 milyon dolar harcadığı bir yarışta zafer elde etti. Bu da mali kaynakların tek başına belirleyici olmadığını ve toplumcu bir programla desteklenen saha çalışmasının yerleşik adayların avantajını aşabildiğini gösterdi. Öte yandan El-Sayed’in kendisini “kapitalizmin nasıl işlediğini anlayan bir kapitalist” olarak tanımladığını da not etmek gerekir. Dolayısıyla ortaya çıkan sonucu sosyalist bir adayın zaferinden çok, kamucu taleplerin ve ilerici örgütlenmenin Demokrat tabandaki karşılığı olarak değerlendirmek daha doğru olur.

Abdul El-Sayed

***

VERİ MERKEZLERİNE KARŞI MÜCADELE

El-Sayed’in kampanyasında bir araya gelen başlıklardan biri de Michigan’da büyüyen veri merkezi karşıtlığıydı. Veri merkezlerinin devasa enerji ve su ihtiyacı, tarım arazileri üzerindeki baskısı, yararlandıkları kamu teşvikleri ve altyapı maliyetlerinin hanelere aktarılması ihtimali özellikle küçük kasabalarda ciddi tepki yaratıyordu. Gençlik öncülüğündeki iklim adaleti hareketi Sunrise Movement’ın kurucularından William Lawrence da veri merkezlerine karşı mücadeleyi Michigan 7. Kongre Bölgesi’ndeki kampanyasının temel eksenlerinden biri hâline getirdi ve iki rakibi geride bırakarak zafer elde etti.

Lawrence, veri merkezlerini yalnızca çevresel zarar yaratan teknoloji yatırımları olarak ele almadı. Bu projelere kimin karar verdiğini, kamu teşviklerinden kimlerin yararlandığını ve enerji, su ve altyapı maliyetlerini kimin üstleneceğini tartışmaya açtı. Kamu kaynaklarının büyük teknoloji şirketleri yerine yerel ekonomiye, kamusal hizmetlere ve uygun fiyatlı konut üretimine ayrılmasını savundu. Bu yaklaşım, veri merkezlerine karşı ekolojik itirazı belirli projeleri durdurmaya yönelik bir savunma hattının ötesine taşıdı ve teknolojik gelişmenin maliyetini kimin üstleneceği ve sağladığı faydanın kime gideceği üzerine bir bölüşüm mücadelesine dönüştürdü. Lawrence’ın zaferi, ABD’nin farklı bölgelerinde büyüyen veri merkezi karşıtlığının iklim, kamusal kaynaklar ve sınıf siyaseti arasında yeni bir mücadele alanı açabileceğine de işaret ediyor.

***

SİYASETTE PARAYA SON

Michigan’daki ilerici yükselişin bir diğer önemli örneği, demokratik sosyalist eyalet temsilcisi Donovan McKinney’nin kazanımı oldu. McKinney, şirket PAC’lerinden bağış almama, Herkes İçin Sağlık Sigortası ve İsrail’e askeri yardımın kesilmesi taleplerini kampanyasının merkezine yerleştirdi. Bu program etrafında geniş bir koalisyon da kurdu. Otomotiv işçileri sendikası UAW, hizmet işçileri sendikası SEIU, Ulusal Hemşireler Birliği ve inşaat sendikalarından eyaletin çatı sendika örgütü Michigan AFL-CIO’ya; DSA, Çalışan Aileler Partisi ve Adalet Demokratları gibi sosyalist ve ilerici yapılardan yerel yöneticilere, inanç topluluklarına ve mahalle örgütlerine uzanan bir ağı bir araya getirdi.

McKinney, tek bir tam zamanlı işin bir haneyi geçindirmesine yetecek ücret, sağlık hizmetlerine erişim, artan kiralar ve enerji faturaları gibi sorunları şirket teşvikleri, savaş harcamaları ve büyük sermayenin siyaset üzerindeki etkisiyle ilişkilendirdi. Bu mücadeleleri seçim kampanyasıyla da sınırlı tutmadı. McKinney’nin eyalet meclisinde şirketlerin ve tekelci enerji kuruluşlarının siyasal bağışlarını sınırlandırmak amacıyla hazırladığı düzenleme gündeme alınmayınca, aynı talebi Michiganders for Money Out of Politics (Siyasette Paraya Son Vermek için Michiganlılar/MMOP) adıyla halkoylamasına taşıyarak mücadeleyi toplumsallaştırmıştı.

***

PROGRAMDAN TOPLUMSAL GÜCE

İlerici adayların ön seçimlerde elde ettiği başarılar, Demokrat Parti’nin bütünüyle sola yöneldiğini ya da aynı programların genel seçimlerde kendiliğinden zafer getireceğini göstermiyor. Ancak parti yönetiminin radikal sayılan talepler ile seçilebilirlik arasında kurduğu karşıtlığı ciddi biçimde tartışmaya açıyor. Bu örnekler, seçilebilirliğin adayların önceden sahip olduğu değişmez bir özellik olmadığını, somut bir program, kapı kapı sürdürülen çalışma ve sendikalarla toplumsal hareketleri bir araya getiren ittifaklar aracılığıyla üretilebildiğini gösteriyor.

Türkiye açısından baktığımızda, bu deneyimlerden hazır ve doğrudan uygulanabilir bir seçim reçetesi çıkarmak elbette mümkün değil. İki ülkenin siyasal yapısı, parti sistemi ve seçim dinamikleri birbirinden oldukça farklı. Ancak bu farklılıklar, ABD’deki deneyimlerin Türkiye açısından hiçbir şey söylemediği anlamına gelmiyor. Bu örnekler, seçilebilirliğin yalnızca adayın kişisel profiline ya da merkeze ne ölçüde seslendiğine bağlı olmadığını gösteriyor. Sendikalarda, mahallelerde, ekoloji ve kamusal hak mücadelelerinde kurulan ilişkiler ortak bir program ve sürekli saha çalışmasıyla birleştiğinde, kurumsal desteğe ve büyük fonlara sahip adayların karşısında bile gerçek bir seçenek yaratabiliyor. Dolayısıyla Türkiye’de mesele yalnızca önceden “kazanabilir” ilan edilen adayı bulmak değil. Asıl mesele, somut talepleri otoriterliğe karşı duruşla birleştiren bir programı, saha çalışması ve toplumsal ittifaklarla gerçekten kazanabilir bir siyasal seçeneğe dönüştürebilmek.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

İsmail Duygulu yazdı: Akkuyu’dan Bugüne Bir Mücadelenin Hafızası

Türkiye’de Nükleer Karşıtı Hareketin İnsanları, Yolları, Kazanımları, Yenilgileri ve...

Özge Güneş yazdı: Siyasal özne: Mücadele içinde, mücadeleler arasında

Siyasetin öznesi üzerine tartışmalar bugün yeniden yoğunlaşıyor. Türkiye’de siyaset, 12...

Ertan Erol yazdı: ABD’nin yeni askeri stratejisi

ABD’nin eski adıyla savunma yeni adıyla Savaş Bakanı Pete...

Mahir Ulutaş yazdı: Lojistik boğum noktaları ve enerji şokları

Modern dünya ekonomisi, sermaye birikiminin yapısal sınırlarına dayandığı, devletlerin...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,908TakipçilerTakip Et
925AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Doğu komşuların kuzeye doğru gelişen denklemi

Belli ki daha Suriye'deki gelişmeleri, bölgesel ve giderek sistemsel...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Libya-Türkiya İlişgileri Neçün Gıprız İçün Önemlidir?

Libya 2011 yılında Kaddafi'nin devrilmesinden soğra do'u ve batı...

Niyazi Kızılyürek yazdı: Etnik Nefret Çok, Uzlaşma Kültürü Yok!

Adanın iki yakasında da etnik nefret ve öfkeyle “tanışan”...

Yaşar Ersoy yazdı: 30 Yıllık düşün kısa tarihi

Bir kentin çağdaş kimliğinin en önemli göstergelerinden biri, kültür...

Vijay Prashad yazdı: Fidel Castro’nun bize kazandırdıkları

Ben Fidel Castro’yu ilk kez 1983 yılında, Hindistan’da düzenlenen...

Aras Coşkuntuncel yazdı: ABD’de yükselen gözetim araçları kırıcılığı

ABD’de her sokağa yerleştirilmeye çalışılan gözetleme kameralarını bireysel ya...

Fehim Taştekin yazdı: Türkiye’nin üzerine alınmadığı düşmanlık!

İsrail’e düşman bir Suriye’de Türkiye’nin Şam’a karşı güçlere kalkan...

Özkan Yıkıcı yazdı: Girilen seçim havasından, normal şartların lakırtılarından

Adamız yeniden seçim havasında. Bazı yazarların belirttiği gibi, konuyu...

Canlı yayın