yazılariktibasÖzge Güneş yazdı: Siyasal özne: Mücadele içinde, mücadeleler arasında

Özge Güneş yazdı: Siyasal özne: Mücadele içinde, mücadeleler arasında

Orjinal yazının kaynağıbirgun.net
Kategori:

Siyasetin öznesi üzerine tartışmalar bugün yeniden yoğunlaşıyor. Türkiye’de siyaset, 12 Eylül darbesinden bu yana eylem ve müzakere boyutu daraltılarak bir idare faaliyetine dönüştürüldü. Halkın karar alma süreçlerindeki varlığı da bu dönüşüm içinde gasp edildi. Benzer süreçler başka ülkelerde de yaşanıyor. Neoliberal siyasal düzen halkın karar süreçleriyle bağını zayıflatırken kitleleri edilgen bir konuma itiyor. Geleneksel merkez partiler, sosyal demokratlar ve yer yer ana akım sol da kitleleri sandıkta onay veren izleyiciler olarak kurgulayarak bu yaklaşımı yeniden üretiyor.

İngiltere merkezli Tribune dergisinin “Geç Popülizm” (Late Populism) başlıklı son sayısı da bu konuyu masaya yatırıyor. Aynı soruların Türkiye’de ve başka yerlerde eş zamanlı biçimde gündeme gelmesi, tartışmanın temsili siyasetin toplumsal bağlarını yitirmesi ve neoliberal otoriterleşmeyle aşınan kamusal alanın yarattığı boşluktan kaynaklandığını gösteriyor. Bu yazıda Tribune dosyasının söz konusu krize ilişkin tahlilinden hareketle Türkiye açısından ne söylediğine bakacağım.

“BİR ÖZNENİN ARAYIŞINDA”

Dergi belirli aralıklarla editör değiştiriyor ve her yeni editörün çıkardığı ilk sayı, derginin o dönemki politikasını çerçeveliyor. Bu sayının “Bir Öznenin Arayışında” başlıklı başyazısında Oliver Eagleton dosyanın çerçevesini çiziyor. Eagleton, İkinci Dünya Savaşı sonrasında sosyal demokrat refah vaadini taşıyan büyüme ve bölüşüm modelinin 2008 kriziyle çöktüğünü; merkez siyasetin kitleleri kendisine bağlayacak maddi bir vaat üretemez hâle geldiğini söylüyor. Aynı süreçte özelleştirme, devlet baskısı, sanayisizleşme ve küreselleşme, sosyalizmin klasik öznesini besleyen sınıf deneyimini ve yaşam dünyalarını da dağıttı. Solun önündeki özne sorunu, örgütlü ve kurumsallaşmış işçi hareketi ile neoliberalizmin yarattığı boşlukta beliren daha amorf “halk” veya “çoğunluk” arasındaki bu gerilimden doğdu.

Bu çerçevede siyasetin son 15 yılını anlamlandırmak için Erken Popülizm ve Geç Popülizm ayrımına gidiyor. Buna göre 2010’lar solun Erken Popülizm çağıydı: Yunanistan’da Syriza, İspanya’da Podemos, ABD’de Bernie Sanders ve İngiltere’de Corbyn hareketiyle somutlaşan bu dönem, meydanlardan sandıklara taşınan bir siyasal yükselişi ifade ediyordu. Ne var ki bu dalga programını gerçekleştirecek kurumsal gücü ve toplumsal örgütlenmeyi yaratamadı.

2020’lere, yani Geç Popülizm çağına geldiğimizde ise tablo sağ lehine değişiyor. Neoliberalizmin ürettiği ve sol popülizmin kalıcı biçimde dolduramadığı siyasal boşlukta aşırı sağ, “halkı” ırk, millet ve medeniyet anlatıları etrafında kuruyor. Kemer sıkma politikalarının, güvencesizliğin ve ekolojik yıkımın sonuçları, “Batı medeniyetinin çöküşü” ve “göçmen istilası” gibi güvenlikçi anlatılarla maskeleniyor.

Bu çerçevede dosyanın farklı yazıları ortak bir stratejik soruna işaret ediyor: Sosyal demokrasinin maddi dayanaklarını yitirmiş uzlaşmacı siyaseti de sağın halkı dışlayıcı bir milliyetçilik etrafında kurma girişimi de siyasal temsil krizine verilmiş farklı yanıtlardır. Sol açısından stratejik sorun, merkezin görmediği veya sağın düşmanlaştırdığı kesimler arasında kalıcı siyasal bağların nasıl kurulacağıdır. Göçmenleri, hizmet sektörünün güvencesiz işçilerini, bakım yükü altında ezilen kadınları ve siyasetten umudunu kesenleri birbirine bağlayacak ortak talepler, mücadeleler ve örgütlenme biçimleri bu açıdan belirleyicidir.

ÖZNELEŞMENİN KOŞULLARI

Türkiye’nin siyasal seyri bu kronolojiden farklılaşsa da örgütlü toplumsal alanın çözülmesi ve açılan boşluğun sağ tarafından doldurulması bakımından aynı sorun burada da karşılık buluyor.

Türkiye’de siyasal strateji kurarken genellikle hâlihazırda mobilize olmuş, sokağa çıkma pratiği bulunan örgütlü kesimleri bir araya getirme eğilimindeyiz. Bu, farklı mücadelelerin ortak bir siyasal güce dönüşmesi açısından vazgeçilmezdir. Öte yandan mevcut güçleri yan yana getirirken henüz örgütlü olmayan kesimlerin gündelik mücadeleler içinde söz ve karar kapasitesi kazanmasına da alan açılmalıdır. Asıl soru, halkın ortak sorunlarını tanımlayabildiği, çözüm üretebildiği, karar alabildiği ve bu kararların takipçisi olabildiği siyasal kapasitenin nasıl yeniden kurulabileceğidir.

12 Eylül’den bu yana örgütlenmenin zayıflatılması, kararların merkezileştirilmesi ve siyasal katılımın sandığa indirgenmesi bu kapasiteyi aşındırdı. Bu aşınma siyaseti profesyonelleştirirken profesyonelleşen siyaset de halkın karar süreçlerinden uzaklaşmasını pekiştirdi. Siyasal kapasite, gündelik hayatın maddi sorunlarından geçim, emek, ekoloji, eşitlik ve adalet mücadelelerine uzanan farklı alanlarda yeniden üretilebilir. Sağ, parçalanmış toplumu düşmanlıklar üzerinden bir “halk” etrafında toplamaya çalışırken sol açısından çıkış, bu farklı alanlarda oluşan söz ve karar kapasitesini ortak siyasal bağlar içinde büyütmekten geçer.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Ümit Akçay yazdı: COP31’e doğru: Antroposen, kapitalosen ve ekolojik emperyalizm

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 Küresel Riskler Raporu, çarpıcı bir çelişkiye...

Emre Demir yazdı: Farklılıklar içinde birlik arayışı: 18. BRICS Zirvesi

Yeni Delhi’de 18. BRICS Zirvesi, 12-13 Eylül 2026 tarihlerinde...

İ. Uğur Toprak yazdı: Gıdanın Dünü, Bugünü ve Geleceği

Başlığa bakınca ister istemez düşünüyor insan. Gıdanın dünü neydi,...

Kerem Göktan yazdı: 11 Eylül sonrası ABD-Çin ilişkileri: Ortak yaşam-gerginlik sarmalı

11 Eylül 2001’de gerçekleşen radikal İslamcı terör saldırısı sonrası...

Enzo Traverso yazdı: Marx, tarih ve tarihçiler: Yeniden kurulması gereken bir ilişki

Son yıllarda başlayan ve yaygın olarak “yeni eleştirel düşünceler”...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,898TakipçilerTakip Et
964AboneAbone Ol

Son eklenenler

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Gıbrız Cumhuriyeti Bayra’ı Asmag Yasagdır?

Koray Başdoğrultmacı ve Çinem Sonel’e… 2011 yılında Koray Başdoğrultmacı Birleşik...

Niyazi Kızılyürek yazdı: Siyasi Eşitlik Nemize Yetmez? Unutmamalıdır ki İfrat İfret Doğurur!

Kıbrıslı Türkler 1882 yılından, Kıbrıs Cumhuriyeti kurulana kadar (1960)...

Fehim Taştekin yazdı: Amerikan çekilmesi ve ulusal egemenlik: Hoş ama içi boş bir seda!

Irak 2003’teki işgalle birlikte kaybettiği egemenliğini, Amerikan güçlerinin çekilmesine...

Serdar M. Değirmencioğlu yazdı: Minab’da kıyamet yaşandı

Geçtiğimiz hafta, ABD’de bağımsız gazetecilik adına ciddi işler yapan...

Gözde Bedeloğlu yazdı: Sansürün kamusal bedeli

Türkiye’de hak ve özgürlüklerin alanı daraltılırken uygulanan yöntem hiç...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bosna Hersek makalesi kararına gelirken

Cumartesi yine Lefkoşa'dan uzaklara doğru yolculuk yaptım. Bu defa...

Özkan Yıkıcı yazdı: Sonbaharda ısınan Fransız sokakları

Şöylesine bir haber düşünün: “K. Kıbrıs'ta bazı talepler sonucu...

Özkan Yıkıcı yazdı: Yeni döneme açılan yelkenleri ile Irak

Ortadoğu'nun siyasal tarihinde Irak, kavşak dönemlerde dahi önemli sıçramalar...

Canlı yayın