iktibasVijay PrashadVijay Prashad yazdı: Fidel Castro'nun bize kazandırdıkları

Vijay Prashad yazdı: Fidel Castro’nun bize kazandırdıkları

İşte Üçüncü Dünya’nın çıkarması gereken temel ders budur. Evet, sömürgecilik ülkelerimizi harap etti. Evet, yeni sömürgeci yapı bugün de ülkelerimizin kaynaklarını ve zenginliklerini emmeye devam ediyor. Evet, savaş ve borç düzeni, egemenliğini kullanmaya çalışan her ülkeye çok ağır bir bedel ödetiyor. Bunların hepsi doğru; bunların hepsi gerçek zorluklar. Ama zorluklar ilerlememizi engelleyemeyecek

Orjinal yazının kaynağıthetricontinental.org
alıntı yapılan kaynakbirgun.net
Kategori:

Ben Fidel Castro’yu ilk kez 1983 yılında, Hindistan’da düzenlenen Bağlantısızlar Hareketi (NAM) Zirvesi’nde gördüğümde henüz on altı yaşındaydım. Bu hafta 100 yaşına girecek olan Fidel, konferans alanında Hindistan Başbakanı Indira Gandhi ile buluştuğunda protokolü bozup ona kocaman sarılmıştı. Fidel’in Hindistan’a büyük bir sevgisi vardı; bunu ondan on sekiz yıl sonra Güney Afrika’nın Durban kentinde öğrenecektim. Bana, “Hindistan’a birçok kez gittim ama hiçbir zaman uzun süre kalmadım” demişti. Ona, NAM Zirvesi’nde kendisini uzaktan gördüğümü ve olağanüstü karizması nedeniyle Küba’yı devasa bir ülke sandığımı söylemeye cesaret edemedim. Oysa Küba, yaklaşık 110 bin kilometrekarelik yüzölçümüne sahip, nüfusu benim doğduğum Kalküta metropol bölgesinden bile daha küçük bir ada ülkesiydi. Onu uzaktan, yeşil askeri üniforması içinde gördüğümde, Sierra Maestra’dan Havana’ya yürüyen genç Fidel’i hayal etmiştim. Bir yandan da peşini hiç bırakmayan suikastçılardan korunmak için pelerininin altında tabanca taşıyıp taşımadığını merak ediyordum.

2001 yılında Durban’da düzenlenen Dünya Irkçılıkla Mücadele Konferansı’nda Fidel hem hükümetler arası hem de sivil toplum forumlarında ayakta alkışlanan tek dünya lideriydi. Siyasi kamplaşmaların ötesine geçen bir içtenlikle konuşuyordu. O dönem “insan hakları” ve “küreselleşme” kavramlarının en çok dolaşımda olduğu yıllardı; ama eşitsizlik mekanizması acımasızca işlemeye devam ederken bu kavramlar giderek daha anlamsız görünüyordu. Irkçılık, çevresel yıkım, borç yükü ya da kadın hakları üzerine yapılan bütün bu konferansların ne anlamı vardı ki? Her şey daha iyiye değil, daha kötüye gidiyor gibiydi. Küresel Güney’de sıradan insanların hane borçları felaket boyutlarına ulaşırken, özel dikim takım elbiseleri içindeki liderler klişeler tekrarlıyordu. Fidel ise askeri üniformasıyla onların tam karşı kutbundaydı. Açık sözlülüğü ve gülümsemesi gerçeği kabul edilebilir kılıyor, insanlara onurlu bir gelecek uğruna mücadele etme ilhamı veriyordu. Biz Fidel’i yalnızca söyledikleri için değil, bizim dilimizden konuştuğu için ayakta alkışlıyorduk.

İki yıl önce, Fidel 1983’teki Bağlantısızlar Hareketi Zirvesi’ne katılmadan önce, 1960’ta kurulan ve mahallelerde topluluklarını ve ülkeyi korumada hayati bir rol oynayan Devrimi Savunma Komiteleri’nin (CDR) konferansında konuşmuştu. Fidel, Küba Devrimi’nin elde ettiği başarıları anlatırken, ABD’nin ağır ablukasının yarattığı sınırlamalara da dikkat çekti. Ama ablukanın bile, onun sözleriyle, “daha önce hiç başarılmamış işler başarmamızı engelleyemediğini” vurguladı. Bunlar arasında şunları saydı:

“Nüfusumuzun neredeyse tamamına istihdam sağlayarak işsizliği ortadan kaldırmak; ahlaksızlığı, kumarı, uyuşturucuyu ve fuhşu sona erdirmek; okuma yazma bilmemeyi ortadan kaldırmak; herkese en az altıncı sınıf düzeyinde eğitim sağlamak ve dokuzuncu sınıf düzeyine ulaşmak için çalışmak; ayrıca dünyanın azgelişmiş ülkeleri arasında neredeyse en iyi kamusal sağlık sistemine sahip olmak.”

Ardından şu cümleyi kurdu:

“Zorluklar ilerlememizi engelleyemeyecek.”

İşte Üçüncü Dünya’nın çıkarması gereken temel ders budur. Evet, sömürgecilik ülkelerimizi harap etti. Evet, yeni sömürgeci yapı bugün de ülkelerimizin kaynaklarını ve zenginliklerini emmeye devam ediyor. Evet, savaş ve borç düzeni, egemenliğini kullanmaya çalışan her ülkeye çok ağır bir bedel ödetiyor. Bunların hepsi doğru; bunların hepsi gerçek zorluklar. Ama zorluklar ilerlememizi engelleyemeyecek.

Fidel ütopyacı bir sosyalist değildi. Yoksulluktan doğrudan zenginliğe sıçranabileceğine inananları reddediyordu. Marx’ı dikkatle okumuştu; özellikle de Marx’ın çok okunan ve üzerinde çok çalışılan Gotha Programının Eleştirisi (1875) adlı broşürünü. Marx burada şöyle yazıyordu: “Hak, hiçbir zaman toplumun ekonomik yapısından ve onun belirlediği kültürel gelişme düzeyinden daha ileri olamaz.”

Başka bir deyişle, üretici güçleri yeterli artı değer üretemeyen; dolayısıyla yeterli boş zamanı ve kültürel kurumları yaratamayan bir toplum, insanın özgürleşmesi için gerekli koşulları kendi başına oluşturamaz. Örneğin kapitalist sistemde mülkiyet hakkı, herkese mülk sahibi olma özgürlüğünü tanır; bu hak kapitalizm öncesi toplumsal yapılarda çeşitli biçimlerde sınırlandırılmıştı. Ama kapitalizm, mülkiyetten özgür olma hakkını, yani mülksüz olmanın zorbalığından kurtulma özgürlüğünü güvence altına almaz. Marx’ın ifadesiyle ancak “komünist toplumun daha yüksek aşamasında”, yani bolluğun hüküm sürdüğü koşullarda, özgürlüğün toplumsal temeli kurulabilir. Marx bunu şu sözlerle dile getiriyordu:

“Ancak o zaman burjuva hukukunun dar ufku bütünüyle aşılabilir ve toplum bayraklarına şunu yazabilir: Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre!”

Fidel, bu yaklaşımın kendi siyasal geleneğini hem ütopyacılıktan hem de liberalizmden ayırdığını biliyordu. Ama aynı zamanda temel bir gerçeğin de farkındaydı: Sömürgecilik ve yeni sömürgecilik koşullarında kapitalizm eşitsiz gelişir; bu nedenle yoksul ülkelerin üretici güçlerini geliştirmelerine izin vermez, yalnızca geri kalmışlıklarını yeniden üretmelerine yol açar. Bu da ulusal kurtuluş hareketlerinin önce sömürgeci yönetimleri devirmesi, ardından da iki tarihsel görevi aynı anda ve büyük bir ustalıkla yerine getirmesi gerektiği anlamına geliyordu: Üretici güçleri geliştirmek (ki bu normalde burjuvazinin tarihsel görevi olmalıydı) ve üretim araçlarını toplumsallaştırmak (ki bu da sosyalist projenin görevidir). Yoksul ülkelerde hem burjuvazinin hem de proletaryanın tarihsel görevleri, son derece ağır koşullar altında sosyalist güçler tarafından yerine getirilmek zorundadır. Zorluklar ilerlememizi engelleyemeyecek.

Fidel Castro, 7 Mart 1983’te Yeni Delhi’de düzenlenen Bağlantısızlar Hareketi Zirvesi’nin başkanlığına seçilen dönemin Başbakanı Indira Gandhi’yi tebrik ediyor.

2001 yılında Durban’da bir otel odasında Fidel ve heyetindeki isimlerle birlikte otururken bana Hindistan’daki kast ayrımcılığı hakkında sorular soruyordu. Fidel’in merakı bulaşıcıydı; aynı zamanda kendi sınırlarının da farkındaydı. Ben de ona elimden geldiğince açıklamaya çalışıyordum. Otuz dört yaşındaydım ve evde altı aylık kızımın nasıl olduğunu düşünüyordum.

Fidel daha sonra sosyalizmi inşa etmenin zorluklarından söz etmeye başladı. Küba Devrimi’nin ilk yıllarında ırk ve cinsiyet hiyerarşilerini yeterince yıkamadığını anlattı. Evet, Devrim kamusal alanlardaki ırk ayrımını sona erdirmişti; ama kökleşmiş ırkçılıkla mücadele konusunda yeterince ileri gidilememişti. Önemli olan, inatçı gerçeklerle yüzleşmek, işe olgularla başlamak ve ardından bu durumu değiştirecek yöntemi bulmaya çalışmaktı. Gerçekleri inkar etmek, ilerlemenin önündeki en büyük engellerden biriydi. Fidel bunu çok net görüyordu.

Durban Konferansı’ndaki konuşmasında da bu inatçı gerçekler üzerine adeta bir ders verdi. Şöyle diyordu:

“Irkçılık, ırk ayrımcılığı ve yabancı düşmanlığı insanın doğuştan getirdiği içgüdüler değildir; bunlar savaşlardan, askeri fetihlerden, kölelikten ve insanlık tarihi boyunca güçlülerin zayıfları bireysel ya da kolektif biçimde sömürmesinden doğmuştur.”

Eğer bu gerçeği kabul ediyorsak, o zaman yalnızca daha iyi davranışlar üzerine seminerler düzenlemek ya da iyi uygulama örneklerini paylaşmak ırkçılığı ortadan kaldırmaya yetmez. Toplumsal hiyerarşilere bu gücü veren sistemi değiştirmemiz gerekir. Kapitalist sistemin kendisini yıkmalı ve dönüştürmeliyiz.

Ben Fidel’le birlikte otururken, Marx’ın “özgürlük alanı” ile “zorunluluk alanı” ayrımını gündeme getirdim. İlki, kısmen sömürgecilik sayesinde gelişmiş üretici güçlere sahip olmuş ve böylece sosyalizme geçiş için gerekli zemini oluşturabilmiş dünyanın bazı bölgelerini ifade ediyordu. İkincisi ise, sömürge yağmasının mağduru olmuş toplumları; yani halkın en temel ihtiyaçlarını bile henüz karşılayamamış ve bu nedenle sosyalizmden hala uzak olan ülkeleri anlatıyordu. Buna rağmen, klasik Marksizmin beklentilerinin aksine, devrimler tam da bu zorunluluk alanında gerçekleşmişti; Che Guevara’nın 1965’te yazdığı gibi, burada sosyalizm “gençtir ve hatalar yapar.” Fidel bana şöyle dedi:

“Hata yapıyoruz, ama bu hatalar konusunda dürüst olmalıyız. Hiç hata yapmıyormuşuz gibi davranamayız. Ama aynı zamanda bazı kesin doğrularımız olduğunu da kendimize hatırlatmalıyız. Çabalarımız yalnızca dünyayı daha insani bir yer haline getirmek olduğu halde, yaptığımız her şey için sürekli özür dilemek zorunda değiliz.”

Fidel gibi bir devrimci bize yalnızca şu ya da bu fikri kazandırmaz. Özellikle böylesine samimi anlarda bize verdiği şey, bir devrimcinin örneğidir; Ho Chi Minh’in “örnek alınması gereken davranış” dediği şey. Fidel’i fikirlerini böylesine tutkulu ve sarsılmaz bir inançla anlatırken izlemek, beni de daha tutkulu ve daha kararlı hale getiriyordu. Bende uyandırdığı arzu, onu birey olarak taklit etmek değil; insanlığı barbarlıktan kurtarma mücadelesine katılma ve dürüstçe sosyalist bir dünya kurmaya çalışma biçimini örnek almaktı.

Fidel’in en önemli konuşmalarını dinlerseniz, ilk bakışta dinleyiciler için önemsiz gibi görünen ayrıntılarla dolu olduklarını fark edersiniz. Örneğin, Küba’nın her bölgesindeki tarımsal üretim kayıtlarını tek tek okur, Devrim Meydanı’nda toplanan yüz binlerce insana bürokratik yönetimin en küçük ayrıntılarından söz ederdi. Bunu neden yapıyordu?

Çünkü Fidel, bizim devrimci hocamızdı. Bize sosyalizmin ayrıntılarla kurulduğunu anlatıyordu: Üretici güçleri geliştirmenin bilimini ciddiyetle ele almak, yaşanan başarısızlıklar konusunda açık ve dürüst olmak ve kitlesel katılımın, başarısızlıkları başarıya dönüştürebileceği zemini yaratmak…

Zorluklar ilerlememizi engelleyemeyecek.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Vijay Prashad yazdı: ABD-İran ateşkesi uzlaşma değil

İran-ABD Mutabakat Zaptı (MoU), bir uzlaşmanın değil, ABD ve müttefiklerinin...

Vijay Prashad yazdı: Lübnan halkından özür dilemeliyiz

ABD'nin İran'la Pakistan'da yürütülen müzakerelerden adeta gülünç bir şekilde çekilmesi, İsrail'in...

Trump’ın İran macerası: Yüzyılın hesap hatası – Vijay Prashad

İsrail İslam Cumhuriyeti’nin tamamen ortadan kalkmasını istiyor; ancak bu,...

6 maddede İran’da yaşananlar – Vijay Prashad

İran çalkantılı bir süreçten geçiyor. Ülke genelinde farklı ölçeklerde protestolar...

Esad hükümetinin düşüşü – Vijay Prashad

Çeviren: Yusuf Tuna KOÇ HTŞ liderliğindeki muhalif güçler 7 Aralık’ta...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,908TakipçilerTakip Et
924AboneAbone Ol

Son eklenenler

Aras Coşkuntuncel yazdı: ABD’de yükselen gözetim araçları kırıcılığı

ABD’de her sokağa yerleştirilmeye çalışılan gözetleme kameralarını bireysel ya...

Fehim Taştekin yazdı: Türkiye’nin üzerine alınmadığı düşmanlık!

İsrail’e düşman bir Suriye’de Türkiye’nin Şam’a karşı güçlere kalkan...

Özkan Yıkıcı yazdı: Girilen seçim havasından, normal şartların lakırtılarından

Adamız yeniden seçim havasında. Bazı yazarların belirttiği gibi, konuyu...

İsmail Duygulu yazdı: Akkuyu’dan Bugüne Bir Mücadelenin Hafızası

Türkiye’de Nükleer Karşıtı Hareketin İnsanları, Yolları, Kazanımları, Yenilgileri ve...

Özkan Yıkıcı yazdı: Suriye ekseninin kıskacında, Türkiye ve İsrail gerilimi

Daha önceki Suriye yazımda, ülkenin iki tarafından girip orada...

Ecehan Balta yazdı: Denizi kafeslemek: Kafes balıkçılığı balıkçılık değildir

18 Ağustos sabahı Rize’nin Pazar ilçesindeki Balıkçı Köyü’nde jandarma,...

Murat Çakır yazdı: Krizden çıkış – silahla mı?

Başta Almanya olmak üzere Avrupa otomotiv sektörü giderek derinleşen...

Özkan Yıkıcı yazdı: Karışık işler, vesselam!

Yazıyı yazdığım an, 18 Ağustos günüydü. Siz ne zaman...

Canlı yayın