iktibasVijay PrashadTrump’ın İran macerası: Yüzyılın hesap hatası - Vijay Prashad

Trump’ın İran macerası: Yüzyılın hesap hatası – Vijay Prashad

Orjinal yazının kaynağıpeoplesdemocracy.in
alıntı yapılan kaynakbirgun.net

İsrail İslam Cumhuriyeti’nin tamamen ortadan kalkmasını istiyor; ancak bu, İran toplumundaki derin kökleri nedeniyle pek olası değil. ABD ise daha uyumlu bir liderlikle İslam Cumhuriyeti’nin yönetilebilir olmasını yeterli görebilir. Ancak şu anda bu seçeneklerin hiçbiri gerçekçi değil. Askeri tırmanmanın tek yolu ABD ya da İsrail’in İran’a karşı nükleer bir saldırı başlatması olur; bu da İranlı siviller üzerinde yaratacağı korkunç etkilerin ardından dünya kamuoyunda tamamen olumsuz bir tepki doğurur

Geçen yıl Temmuz ayında, ABD ve İsrail İran’ın nükleer enerji ve nükleer araştırma tesislerini 12 gün boyunca bombaladı. Birkaç gün sonra, Birleşmiş Milletlerden herhangi bir yetki almadan bu saldırı savaşını başlatan iki taraf, bir ateşkes ihtimalinin kapısını araladı. O sırada bunun kapsamlı bir müzakerenin temeli olabileceğini düşünen İran hükümeti, Yüce Lider Ali Hüseyini Hamaney önderliğinde, ortaya konan şartları kabul etti; saldırıların derhal durması ve tırmanmanın sona ermesi. Füze rampaları sustu, ancak anlaşma son derece kırılgandı. Uzun vadeli bir barış anlaşması yoktu, bağlayıcı bir denetim ya da izleme mekanizması yoktu, nükleer meseleler çözülmemişti ve ABD ile İsrail’in sabotaj ve saldırılarını sonlandırmasına dair bir mutabakat yoktu. Bu, ABD ve İsrail’in İran’a dayattığı savaşın sonu değildi; yalnızca bir muharebenin durdurulmasına yönelik bir anlaşmaydı. Hamaney, ABD-İsrail saldırganlığını beyhude olarak nitelendirdi ve onların “hiçbir şey kazanmadığını” söyledi; aynı zamanda İran’ın ateşkesi dayattığını ve “asla teslim olmayacağını” vurguladı.

Hem Yüce Lider Hamaney hem de Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bir anlaşma için siyasi iradeye sahipti ve bu anlaşma gerçekten de ufukta görünüyordu. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD ve İsrail saldırısından bir gün bile geçmeden önce, anlaşmanın “ulaşılabilir olduğunu, ancak yalnızca diplomasiye öncelik verilirse mümkün olacağını” söylemişti.

Ancak ABD ve İsrail başka bir yolu seçti; Birleşmiş Milletler Şartı’nı (Madde 2) ihlal eden bir saldırı savaşı. Daha ilk gün, 28 Şubat’ta, ABD ve İsrail Yüce Lider Hamaney’i suikastla öldürdü ve Minab’daki Şacere Tayyibe İlkokulu’nda 180 kız çocuğunu katletti. ABD ve İsrail, siyasi liderlere, kritik altyapıya ve sivillere yönelik bu yoğun saldırıların hemen bir halk ayaklanmasına yol açacağını ve bunun İslam Cumhuriyeti’ni devireceğini düşündü. ABD ve İsrail istihbaratı, 2025 Aralık ayında riyalin değer kaybı ve artan enflasyon nedeniyle başlayan protestoları abarttı. Oysa ekonomik sorunlara yönelik protestolar ile tüm bir sistemi devirmeye yönelik bir toplumsal istek arasında büyük bir fark vardır.

ABD’nin 2001’de Afganistan’a ve 2003’te Irak’a yönelik savaşlarından bu yana, Amerikan savaş planlamacıları “tırmanma merdiveni” kavramını terk etmedi; bunun yerine hızlı hakimiyet anlayışını kullandılar; yani baş kesme saldırıları, komuta yapısının felce uğratılması ve düşmanın askeri olarak tamamen baskılanması. Bu yaklaşım Afganistan ve Irak’ta işe yaradı; ABD’nin uyguladığı şiddetin ölçeği karşı tarafın misilleme kapasitesini ortadan kaldırdı. Bu gerçekten de “şok ve dehşet” idi. Ancak bu askeri çerçeve İran karşısında işlemedi. İran, ABD ve İsrail’in geniş çaplı bir saldırısına karşı onlarca yıldır hazırlanıyordu. Siyasi liderlik, baş kesme saldırılarına karşı kırılganlığın farkındaydı ve bu nedenle kritik liderlerin çoğu için sekiz kademeli yedekleme sistemi oluşturdu. Ordu ise farklı silah sistemleri geliştirdi; hava savunma sistemlerini aşabilecek hipersonik küme füzelerinden, Körfez sularında sürü taktiği kullanan hızlı saldırı botlarına kadar. Lübnan’dan Irak’a uzanan İran yanlısı milisler de bu çok katmanlı savunmanın parçaları. Bu durum şu anlama geliyor; ABD hızlı hakimiyet stratejisiyle saldırıya başlarken ve gerçek bir tırmanma merdiveni kullanmazken, İran’ın ABD ve İsrail’e verdiği yanıt stratejik olarak kademeli şekilde inşa edildi; en basit füzelerden daha gelişmiş küme füzelere doğru ilerleyen bir kullanım söz konusu; buna karşılık küçük botlar ve milis güçler henüz devreye sokulmadı. İran’ın hücumu şu aşamada esas olarak füze kapasitesine ve Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolüne dayanıyor; boğaz şu anda yalnızca belirli ülkelerin gemilerine açık.

İran’ın ABD ve İsrail’e verdiği bu akıllı yanıt, onları sıkıştırdı ve ateşkes talep etmek zorunda bıraktı. İran yönetimi, Temmuz 2025’te olduğu gibi kısmi bir ateşkesle ilgilenmediğini söylüyor; çünkü bu tür bir ateşkes yalnızca ABD ve İsrail’e yeniden silahlanma ve yeni bir saldırı dalgası başlatma fırsatı verir. İran, yalnızca kendisini değil Irak ve Lübnan’ı da kapsayan daha kapsamlı bir anlaşma istiyor; tüm yaptırımların kaldırılması, Filistinlilere yönelik soykırımın sona ermesi ve ABD’nin İran’ı çevreleyen askeri üs yapısını ortadan kaldırması gibi şartlar öne sürüyor. ABD ve İsrail bu talepleri kabul ederse, bu İran için mutlak bir zafer anlamına gelir; İsrail ve ABD’nin saldırılarında yaşanan ağır can kayıplarına rağmen. Temmuz 2025’te ateşkese açık olan Hamaney’in öldürülmesiyle ABD ve İsrail, yeniden ateşkesi savunabilecek bir aktörü ortadan kaldırmış oldu. Mevcut liderlik, yeni Yüce Lider Mücteba Hamaney dahil, kapsamlı bir anlaşma olmadan yapılacak bir ateşkesin barış değil yalnızca zaman kazanma anlamına geldiğini düşünüyor. İran, bölge için savaş-ateşkes-savaş döngüsü değil, gerçek bir barış istiyor.

İsrail, İran’daki savaş hakkında çok az konuşuyor; füze saldırılarına devam etmeyi ve İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarına dair haberlerin yayılmasını engellemeyi tercih ediyor. Trump tarafından yapılacak bir barış anlaşmasına uyacaklar mı? Pek olası görünmüyor. İsrail, Orta Doğu’ya dair kıyametçi bir bakış açısına sahip; Nil’den Fırat’a uzanan bir coğrafyada hâkimiyet kurma hedefi, bölgede en büyük ve en etkili eleştirmeni olan İran’ı susturmayı gerektiriyor. İsrail için bu, sonuna kadar sürecek bir mücadele. ABD’yi de bu savaşa çektiler; oysa İslam Cumhuriyeti’nin varlığı ya da yokluğu ABD açısından somut bir tehdit oluşturmuyor. İsrail İslam Cumhuriyeti’nin tamamen ortadan kalkmasını istiyor; ancak bu, İran toplumundaki derin kökleri nedeniyle pek olası değil. ABD ise daha uyumlu bir liderlikle İslam Cumhuriyeti’nin yönetilebilir olmasını yeterli görebilir. Ancak şu anda bu seçeneklerin hiçbiri gerçekçi değil. Askeri tırmanmanın tek yolu ABD ya da İsrail’in İran’a karşı nükleer bir saldırı başlatması olur; bu da İranlı siviller üzerinde yaratacağı korkunç etkilerin ardından dünya kamuoyunda tamamen olumsuz bir tepki doğurur.

ABD ve İsrail için iyi bir seçenek yok. Bombalamaya devam edebilirler; ancak bu durumda İran’ın hem İsrail’e hem de bölgedeki ABD çıkarlarına zarar veren karşı hamleleri de sürecektir. Aynı zamanda yakıt ve gıda fiyatları hızla yükselecek ve bu durum küresel ölçekte hissedilecektir. Bu, ABD ve İsrail için bir yanlış hesaplamaydı. İran kolayca geri adım atmayacaktır. Yüzlerce yıllık köklü bir medeniyet söz konusu. Liderleri bunun farkında. Sadece İslam Cumhuriyeti’ni ya da 1979 devrimini değil, İran’ın kendisini savunduklarını düşünüyorlar. Geri adım atmayacaklar.

Diğer yazıları

6 maddede İran’da yaşananlar – Vijay Prashad

İran çalkantılı bir süreçten geçiyor. Ülke genelinde farklı ölçeklerde protestolar...

Esad hükümetinin düşüşü – Vijay Prashad

Çeviren: Yusuf Tuna KOÇHTŞ liderliğindeki muhalif güçler 7 Aralık’ta...

Seyyid Hasan Nasrallah: İsrail’i mağlup eden adam – Vijay Prashad

Çeviri: Ezgi Ceylan  İsrail, Seyyid Hasan Nasrallah’ı (1960-2024), kendilerinin Filistinlilere...

İsrail’in Filistin’e açtığı savaş ve karşısında yükselen küresel tepki – Vijay Prashad

İsrail’in Filistin’e karşı yürüttüğü savaşın vahşeti tüm dünyada yüz...

Yoldaş Lenin için – Vijay Prashad

Vladimir İlyiç Ulyanov, kısa adıyla Lenin. Kardeşleri gibi kendisi...
4,449BeğenenlerBeğen
1,531TakipçilerTakip Et
3,961TakipçilerTakip Et
837AboneAbone Ol

Son eklenenler

Direniş ve dersleri ile Bolivya kaynıyor – Özkan Yıkıcı

Son günlerde bizim genelde medya dokunmasa dahi Latin Amerika...

Trump-Xi zirvesi geçici ateşkes mi getirdi? — Ceren Ergenç

Trump’ın bir ay önce yapmayı planlayıp İran operasyonu umduğu...

“Gaza” filmi ve savaş alanında bir kadın gazeteci: Ramita… — Hasan Kahvecioğlu

İngiltere’de yaşayan İran kökenli genç kadın gazeteci Ramita Navai,...

Dünyada sürekli savaş hali ve yeniden sömürgeleştirme — Volkan Yaraşır

İkinci Paylaşım Savaşı iki kutuplu dünyayla sonuçlandı. Ekonomik bölgeler...

Enerji üretelim, toprağı öldürmeyelim — Enver Şat

Türkiye’de birçok rüzgar enerji santrali (RES) ve güneş enerji...

Bolivya köylüleri emperyalizme direniyor — Özge Güneş

Geçen aralık ayında Rodrigo Paz yönetiminin ABD destekli kemer...

Mayıs Havamız Limoni – Özkan Yıkıcı

Tıpkı Mayıs ayı gelişmeleri gibi havamız da uyumlaştı. Sıcak...

Canlı yayın