.YeniçağyazılarÖzge Güneş yazdı: Kolombiya'dan kıtaya neofaşist kuşatma

Özge Güneş yazdı: Kolombiya’dan kıtaya neofaşist kuşatma

Orjinal yazının kaynağıbirgun.net
Kategori:

Kolombiya tarihinin en kritik siyasi süreçlerinden birini geride bıraktı. Ülkenin geleceğini belirleyecek olan ikinci tur başkanlık seçimleri tamamlandı ve açıklanan ilk sonuçlara göre, aşırı sağcı aday Abelardo de la Espriella, mevcut iktidarın desteklediği sol aday Iván Cepeda’yı mağlup etti. Yüzde 63.5 gibi tarihi bir katılım oranıyla gerçekleşen seçimin verilerine göre De la Espriella oyların yüzde 49.66’sını alırken, Cepeda yüzde 48.70 civarında kaldı.

Öte yandan ilk sonuçların açıklanmasıyla birlikte Kolombiya hızla derin bir siyasi belirsizlik sarmalına girdi. Mevcut Devlet Başkanı Gustavo Petro, seçim sürecine ve ortaya çıkan tabloya yönelik soru işaretlerini gecikmeden dile getirdi. Petro ve destekçileri, oy sayım işlemleri tüm şeffaflığıyla tamamlanıp detaylı incelemeler yapılmadan sonuçları meşru kabul etmeyeceklerinin sinyallerini veriyor. Oylarını üç milyondan fazla artırmayı başaran Cepeda ise 33 bin sandığa itiraz ettiklerini duyurdu. Bu sırada ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, De la Espriella’yı zaferi için tebrik ederek bir tür “atı alan Üsküdar’ı geçti” havası yaratmış durumda.

Seçimler, Kolombiya’nın kendi iç dinamiklerinde derin bir kırılmayı temsil ederken, ülke halkı artık sandıktan çıkan sonucun meşruiyeti ile sokağa taşan belirsizlik arasında sıkışmış vaziyette. Diğer yandan seçimler yalnızca Kolombiya’nın kendi iç dinamiklerini değil, Batı Yarımküre olarak tarif edilen Latin Amerika coğrafyasının tamamı için de hayati bir dönüm noktası niteliğinde.

YENİ MONROE DOKTRİNİ VE HEDEFTEKİ KÜBA

Kolombiya’daki bu kırılma, yalnızca ülkenin kendi sınırları içinde kalmayacak tüm Latin Amerika ve Karayipler coğrafyasını derinden sarsacak bir potansiyel taşıyor. Son birkaç yılda Arjantin, Şili, Ekvador, El Salvador ve Honduras sağa kaydı. Bolivya ve Peru da aynı yörüngede, Brezilya seçimi ise yıl sonunda. Petro yönetimi bu direncin son kalelerindendi. Kolombiya’da yönetimin el değiştirmesi o direncin de kırılması anlamına geliyor. Gustavo Petro döneminde Kolombiya, bölge ülkeleriyle dayanışmayı esas alan, dış müdahaleleri reddeden bir dış politika izlemişti. Ancak De la Espriella’nın olası başkanlığı, ülkeyi anında ABD’nin arka bahçe hezeyanlarının ve 21. yüzyıla uyarlanmış yeni bir Monroe Doktrini’nin koçbaşına dönüştürecektir.

Bilindiği üzere Trump yönetiminin bu neo-sömürgeci projesinin asıl amacı, bölgedeki bağımsız ve ilerici hükümetleri izole ederek boğmak. Bu tablonun gölgesi en ağır Venezuela ve Küba’ya düşüyor. 3 Ocak 2026’da ABD askeri bir baskınla Maduro’yu kaçırıp narkoterörizm suçlamasıyla New York’a götürmüş ve yardımcısı Delcy Rodríguez, ABD onayıyla geçici başkanlığa getirilmişti. Trump, Maduro sonrası Küba hükümetinin de devrileceğini ima etmişti. Kolombiya’nın da sağa kayması bu açıdan elzem. ABD aylardır Küba’ya yönelik petrol ablukası ve müdahale tehditlerinden oluşan bir baskı kampanyası yürütüyor.

Espriella’nın anlamı tam burada belirginleşiyor. Olası bir Espriella iktidarında Kolombiya, Küba’ya yönelik her türlü düşmanca politikasını, insanlık dışı ablukasını ve hatta olası doğrudan müdahalelerini gözü kapalı destekleyecek bir Amerikan garnizonu işlevi göreceği öngörülüyor. Küba’yı yıllarca Kolombiya barış görüşmelerine (ELN/FARC) ev sahipliğiyle tanıyan, Petro’nun dost tuttuğu bir yönetim yerine, ABD’nin bölgesel baskısını destekleyecek bir lider gelirse tek teselli, uzmanların hatırlattığı fark “Küba’da bir Delcy yok”. Yani iş birliğine hazır bir Küba olmayacak ki bu da rejim değişikliğini Venezuela’dakinden çok daha zor kılıyor.

Bu bölgesel tehdit elbette Küba ile de sınırlı kalmayacak. Espriella yönetimi, ABD ordusunun Karayipler ve Doğu Pasifik’teki militarist operasyonlarına topraklarını açabileceği sinyalini veriyor. Kısacası De la Espriella’nın yönetime geçmesiyle Kolombiya’nın bir gecede ABD emperyalizminin kıtadaki agresif bir vekiline dönüşmesi beklenmektedir.

YERALTI ZENGİNLİKLERİ

Kolombiya seçimlerinin ardındaki kavga, yalnızca ideolojik bir kutuplaşmadan ya da güvenlik doktrinlerinden ibaret değil. Trump doktrini Kolombiya’ya üç mercekten bakıyor: göç, yasadışı ekonomiler ve kritik mineraller. Bu sonuncusu çoğu zaman gözden kaçsa da denklemin belki en stratejik parçası. Çünkü küresel arzın büyük kısmını elinde tutan Çin, nadir toprak elementlerinde bir avantaja sahip. ABD da bu bağımlılığı kırmak istiyor ve Trump yönetimi kritik mineralleri yeniden bir “ulusal güvenlik önceliği” olarak çerçeveliyor. Latin Amerika tam bu yüzden hayati. Latin Amerika petrolün yanı sıra altın, lityum, bakır ve en önemlisi 21. yüzyılın küresel teknolojik rekabetinin temelini oluşturan nadir toprak elementleri ve kritik mineraller açısından muazzam bir jeolojik potansiyele sahip.

Gustavo Petro hükümeti, ülkenin doğal kaynaklarını çokuluslu şirketlerin vahşi madencilik yağmasından korumaya çalışan çevreci bir vizyon ortaya koymuştu. Dahası, Washington’ı en çok çıldırtan jeopolitik hamleyi yaparak Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne katılmıştı. Şüphesiz ki bu durum, ABD’nin bölgedeki sömürgeci tekelini kırmayı hedefliyordu. Şimdi de Trump yönetimi ve çokuluslu şirketler, kaybettikleri bu imtiyazları De la Espriella’nın iktidarı aracılığıyla geri almayı planlıyor.

İşin diğer yanında, bu haritanın çatışma haritasıyla çakışması göze çarpıyor. Venezuela-Kolombiya sınır kuşağındaki nadir toprak yatakları, büyük ölçüde Kolombiyalı silahlı grupların kontrolündeki bölgelerde. Yani Trump doktrininin güvenlik ve mineral ayakları aslında bu noktada birlikte çalışıyor. Espriella yönetimi, Washington’ın yalnızca Kolombiya’nın değil, komşu ülkelerin stratejik minerallerine yönelik operasyonlarının da lojistik üssü olabilecektir. ABD açısından müttefik bir Kolombiya, hem kritik mineral erişimi hem Çin’i bölgeden dışlama, hem de Venezuela’nın minerallerine yakın bir dayanak noktası demek.

Kuralsızlığı kural haline getiren Trump’ın bu hat üzerindeki en büyük silahı ise ekonomi. Bölgedeki sağcı adaylara sunduğu açık destekle sandık süreçlerini birer müdahale sahasına çevirmekten çekinmiyor. Petro gibi bu tehlikenin farkında olan Meksika da ülkenin içişlerine yönelik ABD kaynaklı bu tür ‘sandık müdahalelerini’ ve diplomatik baskıları suç sayan, ulusal egemenliği bir kalkan gibi yükselten yasal düzenlemeler gündemde. Kolombiya’daki seçim sonuçlarına yönelik şüphelerin ve itirazların temelinde de aslında bu egemenlik kavgası yatıyor.

KITAYA DAYATILAN NEOFAŞİST YÖNETİM ŞABLONU

Kolombiya seçimlerinin ortaya çıkardığı tablo, salt bir iktidar değişiminin ötesinde, siyasetin yapısal bir dönüşümden geçtiğini gösteriyor. Bu sürecin en belirgin özelliği, merkez siyasetin tamamen erimesi. Geleneksel merkez sağ ve merkez sol, halkın derinleşen güvenlik kaygılarına, yoksulluğa ve gündelik krizlere anlamlı yanıtlar veremedikleri için çöktü. Korku ve öfkeyi ustaca manipüle eden aşırı sağ, ABD merkezli dezenformasyon ağlarının da yardımıyla yükseliyor ve merkezin bıraktığı boşluğu şiddet vaatleriyle dolduruyor. Bu anlamda yeni sağ dalganın ayırt edici özelliği, güvenlikçi politikalar ile neoliberal yıkım ajandasını birbirinden ayrılmaz biçimde sunması.

Bu şablonun somut sonuçlarını kıta genelinde; Arjantin’de, Bolivya’da, Şili’de görmeye başladık. Keza bu dalganın yarattığı toplumsal huzursuzluğun tırmandığını da görüyoruz.  Bu bağlamda, De la Espriella için sıklıkla yapılan “El Salvador’un Bukele’si” veya “Arjantin’in Milei’si” benzetmeleri, sadece popülist bir tarzın kopyalanmasından ibaret değil. Kıtaya dayatılan yeni bir neo-faşist yönetim şablonunu da yansıtıyor. Bu şablon gerçekte sosyal adaletin, müzakerenin ve eşitliğin yerine, mega hapishaneler ve “demir yumruk” fantezileriyle bezenmiş bir cezalandırıcı popülizm öneriyor. Ekonomide devletin sosyal işlevlerinin Milei tarzı bir şok doktriniyle yok edilip, tüm kaynakların çokuluslu şirketlere ve yerel oligarklara devrini istiyor.

Sonuç olarak, bu seçimlerin nihai faturası Kolombiya sınırlarını aşacak bir potansiyele sahip. Bu süreç, ABD’nin bölgedeki neo-sömürgeci restorasyonunun en büyük sıçrama tahtası işlevi görecektir. Eğer önümüzdeki günlerde sayım itirazları sonuç vermez ve Trump destekli bu aşırı sağcı blok iktidar koltuğuna resmen oturursa, Latin Amerika, sömürgeciliğe ve ABD hegemonyasına karşı verdiği onurlu bağımsızlık savaşında en stratejik kalelerinden birini daha kaybetmiş olacak.

BUKELE-MILEI-TRUMP

Medya bu seçimi ‘iki aşırı ucun çarpışması’ olarak sunsa da, karşımızda eşitsizliklerin mağduru bir insan hakları savunucusu ile çocukken kedilere çatapat bağlayıp patlamalarını izlemekten zevk aldığını itiraf eden sosyopat bir milyoner var.

“Kaplan” lakabıyla ve Bolsonaro misali milli formayla miting yapan, geçmişte acımasız paramiliterleri savunmuş neo-faşist milyoner Abelardo de la Espriella; toksik erkeklik şovları yapan hastalıklı bir figür. Ana akım medyanın bu karanlık karakteri meşru bir siyasetçiyle aynı kefeye koyması, faşizmin en büyük meşrulaştırma aracıdır.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Gıprız Cumhuriyeti Yurddaşlı’ından Goparılmag; Hayaled Casper Isdatüsü

Eylül 1979’da Cumhuriyetci Türg Partisi Genel Başganı Özker Özgür,...

Hediye Levent yazdı: Trump’a onurlu çıkış mı, savaşa mola mı?

Amerika ve İran arasında sağlandığı söylenen bir uzlaşma gündemde....

Niyazi Kızılyürek yazdı: 1958’in Kara Haziran’ı (II) Fail Kim?

Kıbrıs Türk tarafı yaşanan şiddet eylemlerinin Türk Haberler Bürosu’na...

Ceren Ergenç yazdı: ABD ve Çin arasında sıkışanlar

İki hafta önce, ABD ve Çin’in Pekin zirvesinin ne anlama geldiğini...

Özkan Yıkıcı yazdı: Ortadoğu’da Kurban Bayramı çok buruk geçti

Kıbrıs'ı da genellikle iki kıskaç içinde Ortadoğulu da sayanlar...
4,606BeğenenlerBeğen
1,580TakipçilerTakip Et
3,940TakipçilerTakip Et
878AboneAbone Ol

Son eklenenler

Mihalis Stavru yazdı: Bu adada sadece biz yaşamıyoruz

“Politis” gazetesinin birkaç gün önceki manşeti, bazılarının yaşadığı yanılsamayı...

Şener Elcil yazdı: Muhalif Olmak

Bir ülkede hükümetlerin görev yapma süresi, muhalefet edenlerin başarısı ile ters...

Özkan Yıkıcı yazdı: Sızdırtmalardan Öngörülere Kıbrıs

Adamızda yine diplomatlar gezileri başladı. Amaç malum: Kıbrıs sorunu....

Hayri Kozanoğlu yazdı: Trump devrinde merkez bankacılığı

Küreselleşmiş kapitalizm kurgusu içerisinde, özellikle de sermaye akışlarının serbestliği...

Zafer Taşkın yazdı: Alman jeopolitiğinden NATO’ya: Türkeş, Türk Sağı ve antikomünizm

19.yüzyılın sonlarında Almanya, İngiltere ve Fransa gibi geniş sömürge imparatorluklarına...

Hasan Kahvecioğlu yazdı: “Online” doktor randevusu için bu rezil “site”yi, devlete kim kakaladı?

Dünya; 1980’lerden beridir, “çevrimiçi devlet hizmeti”nin keyfini sürmektedir. Neredeyse yarım...

Michael Löwy yazdı: 23 Aralık 2084

Merhaba. Kış başlıyor ve burada, Grönland’da, 40 dereceyi aşmayan...

Andy Storey yazdı: FIFA’nın güçle çirkin ortaklığı

Dünya Kupası, ABD’nin ne kadar kötü bir ortak ev sahibi...

Canlı yayın