“Politis” gazetesinin birkaç gün önceki manşeti, bazılarının yaşadığı yanılsamayı bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Hâlâ Yunanistan’la birleşmeye gidileceğini ya da Kıbrıs sorununu çözmek için savaşa gidileceğini hayal edenler var. Emin olun ki bunların en azından yarısı askerlik bile yapmamıştır. Bunlar Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Kıbrıslı Türklerin katılımı olmadan sonsuza kadar kendi çiftlikleriymiş gibi yönetebileceklerini sanıyorlar, ve anlamıyorlar ki geçen zaman Kıbrıs’ın aleyhine işliyor. Kıbrıslı Türkleri Kıbrıs devletinin kuruluşunda hiçbir rolü olmayan bir dipnotmuş gibi görüyorlar. Çözüm, vatan ve adalet hakkında konuşan ama basit bir gerçeği kabul etmekte zorlanan insanlar bunlar: bu adada yalnız yaşamıyoruz.
“Politis”in analiz ettiği araştırma, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözümün büyük başlıklarını, yani liderlerin zaman zaman haritalar, garantiler veya anayasal düzenlemeler üzerinde konuşarak ele aldıkları meseleleri konu almıyordu. Tersine çok daha basit ve belki de çok daha önemli bir şeyi kayda geçiriyordu: yurttaşların iki toplumu birbirine yakınlaştırabilecek şeyin ne olduğuna inandıklarını.
Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerden oluşan çalışma grupları, ayrı ayrı yaptıkları tespitlerin ardından, gerginlikleri azaltabilecek, günlük yaşamı iyileştirebilecek ve müzakerelerin gidişatından bağımsız olarak iki toplum arasındaki güveni güçlendirebilecek pratik önlemlerden oluşan ortak bir listeye ulaştı. En basiti olan Beşparmaklar’daki bayrağın kaldırılması gibi sembolik adımlardan tutun da 1974’e kadar olan dönem de dahil olmak üzere Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren yaşanan olayların okullarda nasıl ele alınması gerektiği gibi daha derin ve zor tartışmalara kadar.
Çünkü esasen Kıbrıs sorununun çözümünün özü budur. Onlarca yıldır meseleyi, sanki imzaları bekleyen teknik bir el kitabıymış gibi tartışıyoruz. Sanki iki lider arasında yapılacak bir anlaşma, yarım yüzyıldır biriken güvensizliği, korkuları ve stereotipleri bir anda ortadan kaldırmaya yetecekmiş gibi.
Kıbrıs sorununun çözümü sadece müzakere masalarından gelmeyecek; çözüm, iki toplum birbirine yeniden tehdit olarak değil, yurttaş olarak bakmaya başladığında gelecek. O zamana kadar, Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türklerin birbirine yakınlaşması fikrine bile öfkelenen herkes, istediğimizi söylediğimiz çözümden ne kadar uzakta olduğumuzu bir kez daha kanıtlamış olacak.
Farz edin ki yarın sabah “kusursuz bir anlaşma” imzalandı; birbirine güvenmeyen, birbirini tanımayan, ayrı dünyalarda büyümüş, ayrı okullara gitmiş, ayrı yaşanmışlıkları olan insanlar onu hayata geçirebilir mi? Birbirini hâlâ “öteki” olarak gören insanlar! Birbirini bir barikatın öteki tarafında bulunan soyut bir kavram gibi gören insanlar!
Kıbrıs sorununun çözümü sadece müzakere masasında yazılamaz. Çözüm, iki toplum birbirine yeniden “tehdit” olarak değil de “aynı yurdun insanı” olarak bakmaya başladığında mümkündür.
O zamana kadar, Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türklerin birbirine yakınlaşması fikrine dahi tahammül edemeyenler var olmaya ve istediğimizi söylediğimiz çözümden ne kadar uzak olduğumuzu tekrar tekrar kanıtlamaya devam edecekler.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



