yazılarKıbrıs iktibasDionysis Dionysiou yazdı: Guterres Neden Geldi?

Dionysis Dionysiou yazdı: Guterres Neden Geldi?

Orjinal yazının kaynağıpolitis.com.cy

Kıbrıs, resmî olarak sürekli bir çatışmanın tarafı olmayı seçtiği için değil; coğrafyası, İngiliz Üsleri, ittifakları, enerji altyapısı ve bölgesel ilişkileri onu doğal olarak bu sahanın bir parçası kıldığı için sürüklenme riskiyle karşı karşıyadır. Stratejik değeri arttıkça, karşı karşıya kaldığı riskler ve kırılganlık da artmaktadır.

António Guterres’in Kıbrıs ziyareti, sıradan bir uğrak ya da Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs sorununa olan bağlılığının sembolik bir tekrarı değildi. Genel Sekreter adaya, görev süresi bitmeden önce esaslı müzakerelere dönüşü sağlayacak bir yol haritasının oluşturulup oluşturulamayacağını test etmek için geldi. Genel endişesinin en net ifadesi, 29 Temmuz’daki ortak toplantının ardından geldi. Kıbrıs’ta bir çözümün “yalnızca Kıbrıslıların barışı için değil, tehlikeli biçimde istikrarsızlaşan bir bölgede istikrar unsuru olarak da kritik önemde” olduğunu söyledi. Dolayısıyla mesaj, yeniden birleşmeye ilişkin bilindik diplomatik kelime dağarcığıyla sınırlı değildi; aynı zamanda bir uyarı, hatta belki de bir siyasi baskı hamlesi niteliğindeydi.

Adaya gelişinin resmî gerekçesi açıktı. Guterres, Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık’ın katılımıyla yeni bir “5+1” toplantısının zeminini hazırlamak amacıyla Nikos Hristodulidis ve Tufan Erhürman ile görüştü. Ziyaret, bir BM Genel Sekreteri’nin 16 yıl aradan sonra Kıbrıs’a yaptığı ilk ziyaretti ve görüşmelerin 2017’den bu yana fiilen donmuş olduğu bir dönemde gerçekleşti. Guterres, çözümün hemen kapıda olduğu illüzyonuna kapılmaksızın, en azından halefinin sürdürebileceği bir süreç bırakmak istiyor.

Bölgesel Güvenlik Denklemi

Peki Kıbrıs sorununu neden bu kadar güçlü biçimde bölgesel güvenlikle ilişkilendirdi? Çünkü Kıbrıs yalnızca kriz odaklarına yakın konumda değil; aynı zamanda Doğu Akdeniz’in coğrafyasına, altyapısına ve stratejik dengelerine doğrudan entegre olmuş durumda. Ada; Lübnan’a yaklaşık 207 kilometre, İsrail’e ise 340 kilometre uzaklıkta.

Topraklarında, Orta Doğu’daki operasyonlar için ileri bir platform işlevi gören Ağrotur’un da içinde bulunduğu İngiliz Üsleri faaliyet gösteriyor. Vasilikos’ta Fransız ve Yunan savaş gemileri için bir Amerikan helikopter pisti ve savaş limanı inşa ediliyor; Baf Havaalanı ise Amerikan, Fransız ve Yunan uçaklarını ağırlayabilecek kapasitede. Kıbrıs’ın toprakları ve hava sahası zaman zaman İsrail tarafından askeri tatbikatlar için kullanılıyor.

Adayı oluşturan diğer bölgede ise Türkiye 40.000 asker bulunduruyor, bir İHA/SİHA üssüne sahip; Türk savaş gemileri Mağusa ve Girne limanlarında demirliyor ve zaman zaman F-16 savaş uçaklarını ağırlıyor. Geçtiğimiz Mart ayında İran’a ait bir insansız hava aracı, üsteki İngiliz personeline yakın bir noktayı vurdu; bu da coğrafi yakınlığın teorik bir risk değil, somut bir operasyonel açık olduğunu kanıtladı.

Guterres’in aklında muhtemelen bu tablo vardı. Mutlaka yaklaşmakta olan belirli bir saldırıya dair istihbarat değil; İran’la olası bir askeri çatışma, Lübnan ve Suriye’deki çalkantılar, İsrail-Türkiye gerilimi, göç baskıları, deniz seyrüseferine yönelik tehditler, enerji güvensizliği, drone’lar, balistik füzeler ve hibrit operasyonlar gibi biriken riskler… Böylesi bir ortamda; yabancı askerlerin bulunduğu, tampon bölgeyle ayrılmış, iki ayrı idareye ve rakip garantör güçlere sahip bölünmüş bir ada, daha fazla sürtüşme noktasına ve daha az ortak hareket etme mekanizmasına sahiptir.

Batı Güvenlik Mimarisi

Sonuç olarak Kıbrıs, bölgenin Batı güvenlik mimarisinde zaten bir role sahip olduğu için bu denklemin içine girdi. Ada bir Avrupa Birliği üyesi; Amerika Birleşik Devletleri ile iş birliğini üst seviyeye çıkardı, İsrail ve Yunanistan’la yakın ilişkiler sürdürüyor ve “Estia” (editörün notu: Yunanca “ocak/yuva” anlamına gelen bir özel isim) planı aracılığıyla sivillerin tahliyesi ile insani yardım operasyonlarının desteklenmesinde bir merkez işlevi görüyor.

Aynı zamanda Doğu Akdeniz Gaz Forumu’ndan (EMGF), doğal gazın ve elektriğin Avrupa’ya taşınması projelerine ve Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’na (IMEC) kadar Doğu Akdeniz’deki enerji planlamalarının içinde yer alıyor. Dolayısıyla adanın önemi yalnızca askerî değil; enerji, diplomasi, insani yardım ve ekonomi boyutlarını da kapsıyor.

Ancak “Batı planlaması” kavramına dikkatle yaklaşmak gerekiyor. Herkesin aynı çizgiyi izlediği tek parça ve tam koordine edilmiş bir plan bulunmuyor; fakat kesişen hedefler mevcut. ABD, İran’ın askeri etkisini sınırlamak, müttefiklerini ve deniz yollarını korumak istiyor. Avrupa Birliği enerjide çeşitlendirme, göç akışlarının denetimi ve Akdeniz’de daha büyük bir varlık peşinde. Birleşik Krallık, üslerinin operasyonel değerini korumayı hedefliyor. İsrail ise stratejik derinlik ve güvenli bölgesel iş birlikleri arıyor. Bu ağın içinde Rusya ve Çin gerçekten tablonun arka planında yer alıyor; ancak İran’ın konumlandığı biçimde değil.

Guterres’in Mantığı

Burada kritik bir ayrım ortaya çıkıyor: Guterres, Batı stratejisinin bir temsilcisi değildir; BM’nin misyonu da Kıbrıs’ı herhangi bir İran karşıtı ya da Rusya karşıtı cepheye dahil etmek değildir. Genel Sekreter’in kendi mantığı farklı işler: Bölgesel çatışmalar çoğaldıkça; kullanılabilecek, uluslararasılaştırılabilecek ya da üçüncü güçlerin rekabet alanına dönüşebilecek her çözümsüz anlaşmazlık daha da tehlikeli hale gelir. Dolayısıyla Guterres’in istikrarsızlığa yaptığı vurgu, gizli bir jeopolitik planın ifşasından ziyade, Kıbrıs sorununun çözümünü destekleyen bir argüman olarak okunmalıdır.

İran doğrudan askeri ve bölgesel bir sınama teşkil ediyor. Rusya, Avrupa güvenlik sisteminde Batı’nın başlıca rakibi ve Suriye’de, enerjide ve Doğu Akdeniz’de dayanak noktalarını korumaya çalışıyor. Çin ise daha çok yatırımlar, liman altyapısı, ticaret, teknoloji ve ekonomik nüfuz yoluyla hareket ediyor. Dolayısıyla Kıbrıs, yalnızca tek bir rakibe karşı bir “ileri karakol” değildir; çok sayıda gücün rekabet ettiği bir kuşakta Batı’nın erişim, nüfuz ve dayanıklılık sağlama çabasında küçük ama kullanışlı bir halkadır.

Hristodulidis’in Çelişkisi

Nikos Hristodulidis, Kıbrıs’a ilişkin bu Batı denklemine büyük katkı sağladığını düşünmektedir; ancak devasa bir çelişkiyi görmezden gelmektedir: Türkiye’nin devre dışı bırakılamayacağı gerçeğini.

Yunanistan’da, Kıbrıs’ta ya da İsrail’de bazı analistler Ankara’nın yer almadığı bir bölgesel mimariyi tercih etse de gerçeklik farklıdır. Türkiye Kıbrıs’ta garantör bir güçtür, adanın diğer bölgesinde askeri varlığını sürdürmektedir, boğazları denetlemektedir, NATO’nun en büyük askeri güçlerinden birine sahiptir ve Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu ile Avrupa arasında kritik bir kavşaktır. NATO’nun kendisi de Türkiye’yi güneydoğu kanadının merkezi bir unsuru olarak tanımlamaktadır.

Bu durum Türkiye’nin her konuda Batı’yla özdeşleştiği anlamına gelmez. Aksine Rusya ile ilişkilerini sürdürmekte, otonom bir rol talep etmekte, İsrail’le gerilim yaşamakta, deniz sınırlarını tartışmaya açmakta ve Kıbrıs’ta iki devletli çözümde ısrar etmektedir. Ancak tam da bu özerk duruşu onu daha da önemli kılmaktadır; zira Batı, bölge güvenliğini Türkiye’yi görmezden gelerek planlayamayacağı gibi, onun uyum sağlayacağını da peşinen varsayamaz.

Hakikat

Peki Guterres’in açıklamalarında ne kadar gerçek payı var? Epey. Kıbrıs, resmî olarak bir savaşın tarafı olmaya karar verdiği için değil; coğrafyası, İngiliz Üsleri, ittifakları, enerji altyapısı ve bölgesel ilişkileri onu doğal olarak bu sahanın bir parçası kıldığı için sürüklenme riski taşımaktadır. Stratejik değeri arttıkça, açıkta kalma ve risklere maruz kalma oranı da artmaktadır.

Dolayısıyla Guterres adaya yalnızca Kıbrıs sorununun buzunu çözmek için gelmedi. Yunanistan, İsrail ve Türkiye’nin tam bir rekabet içinde olduğu, yeniden şekillenen bir Doğu Akdeniz’de Kıbrıs’ın çözümsüzlüğünün artık sadece eski bir sorun olmadığını; tüm Yakın ve Orta Doğu için bir güvenlik boşluğu teşkil ettiğini aktarmak için geldi. Bu boşluk sürdüğü sürece ada, aynı anda hem değerli bir kavşak hem de kırılgan bir halka olmaya devam edecektir.

Bu güvenlik boşluğu nasıl kapanır? Kıbrıs sorununun çözümüyle; ancak tek bir ciddi şartla: Kıbrıs’ın artık sorunun bir parçası olmayı bırakıp çözümün parçası haline gelmesi. Cumhurbaşkanı teoride bu pozisyonu doğru biçimde ifade etmekte, fakat pratikte tam tersini yapmaktadır.


Orijinali Rumca olan bu makalenin çevirisinde yapay zeka Claude’dan yararlanılmıştır. Yayımlanmadan önce çeviri Yeniçağ Kıbrıs editörü tarafından kontrol edilmiştir.

Çeviri: Yeniçağ Kıbrıs / Yapay Zeka Claude


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Alper Ali Rıza yazdı: Guterres, 2017’deki Kıbrıs Barış Konferansı’nı Eline Yüzüne mi Bulaştırdı?

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres geldi ve gitti....

Mustafa Çıraklı yazdı: Guterres’in Ardından: Çözüm diplomasisi de değişmeli mi?

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs ziyareti, büyük ölçüde...

Kerim M. Munir yazdı: Adapte Edilebilir Federalizm: Kıbrıs İçin Yeni Bir Anayasal Tasarım

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kıbrıs ziyaretine hazırlanırken, belki de...

Dionysis Dionysiou yazdı: Federasyon için son bir fırsat — Guterres, döngüyü 2017’de açtığı yerde kapatıyor

António Guterres'in Kıbrıs'a yaklaşan ziyaretinde güçlü bir simgesellik var....

Katerina Yennari yazdı: Berlin’de Bir Kadın

"A Woman in Berlin" (Berlin'de Bir Kadın), bir kadının...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,917TakipçilerTakip Et
914AboneAbone Ol

Son eklenenler

Federico Pita yazdı: Latin Amerika tekno-faşizmin yeni laboratuvarı

Latin Amerika, teknoloji-üstüncülüğünün siyasi ve ideolojik laboratuvarına dönüşüyor. Silicon Valley milyarderi...

Ertan Erol yazdı: Trump’ın kayığında Kolombiya sağı

Kolombiya’da Seçilmiş Başkan Abelardo de la Espriella kuracağı hükümeti...

Özkan Yıkıcı yazdı: Trafik katliamından genel sistem gerçeğine

Normal yaşamla en anormal kötü koşullar kolayca dönüşür. Sanki...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Türkiya-Irag İlişgileri

Türkiya’nın Gıprız’da yürüddüyü politikayı veya Türkiya’nın Gıprız’da yürüdeceyi politikayı...

Niyazi Kızılyürek yazdı: Guterres Ziyaretinin Düşündürdükleri

Geçen Pazar Yenidüzen’de kimsenin Guterres’ten mucize beklememesini yazmıştım. Guterres...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-I: Dönüşümün kökenleri

Başta söylemek gerekirse bu bir NATO analizi değil. Bu yazı dizisinde...

Dilara Devranoğlu yazdı: CRISPR teknolojisi ve tarımda kullanımı

Bakterilerin virüslere karşı geliştirdiği doğal bir savunma mekanizmasından ilham...

Canlı yayın