yazılariktibasOrtadoğu haritasını yeniden çizecek büyük savaş - Vicken Cheterian

Ortadoğu haritasını yeniden çizecek büyük savaş – Vicken Cheterian

alıntı yapılan kaynakagos.com.tr
Kategori:

20 Mart 2003’te neo-muhafazakârların ideolojik kontrolü altındaki ABD yönetimi, Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak’a sebepsiz bir saldırı başlatmıştı. Resmî gerekçe, Irak’ın “kitle imha silahlarının” ABD güvenliği için tehdit oluşturduğu iddiasıydı. O günlerde Saddam’ın gangster rejimini kimse savunmadı; kendi askerleri bile. İlk halı bombardımanının ardından Amerikan birlikleri güneyden ilerleyerek şehir şehir ülkeyi işgal etti ve iki hafta içinde Bağdat’a ulaştı. Diktatörü bir çukurda saklanırken yakaladılar ve onu asarak idam edecek olan Iraklı Şii düşmanlarına teslim ettiler.

Amerikan neo-muhafazakârlarının Ortadoğu için büyük planları vardı. Irak’ı işgal ederek ve sınırsız petrol rezervlerinden yararlanarak Amerika’nın hâkimiyetinde, İsrail’e dost yeni bir Ortadoğu’yu finanse etmeyi tasarlıyorlardı. Geleneksel müttefikleri olan, Selefi-cihatçı ideolojinin etkisi altındaki Suudilere güvenmiyorlardı. Dahası, ABD Ortadoğu’daki hidrokarbon kaynaklarına (küresel ihracatın yaklaşık %25’i) hâkim olarak yalnızca bölgeyi değil; Avrupa’dan Hindistan’a ve özellikle Çin’e uzanan geniş bir coğrafyada nüfuzunu pekiştirebilecekti.

Fakat savaşların planlandığı çizgide ilerlememe gibi kötü bir alışkanlığı vardır. Saddam’ın güvenlik kadrolarının, ABD işgaliyle iktidardan uzaklaştırılmış nüfuzlu Sünni unsurları işgale karşı ayaklandı; Amerikan askerlerinin hazırlıklı olmadığı yol kenarı bombalarına başvurarak 4 bini aşkın Amerikalının ölümüne ve trilyonlarca dolarlık kayba yol açtı. Ama en kötüsü bu da değildi: Amerikan işgali, Bağdat’ın anahtarlarını İran yanlısı Şii partilere — her ikisi de İran rejimiyle yakından ilişkili olan al-Da‘wa ile İslam Devrimi Yüksek Konseyi’ne — teslim etmişti. Amerikalılar 2003’teki işgalleriyle yalnızca Saddam’ı ortadan kaldırmakla kalmamış; İran İslam Cumhuriyeti’ni bir gecede Tahran’dan Güney Lübnan’a ve onun da ötesine uzanan bölgesel bir imparatorluğa dönüştürmüşlerdi.

İran İslam Cumhuriyeti, Suriye’den Yemen’e farklı savaşlar üzerinden bölgesel nüfuzunu maksimize etti. Barack Obama İran’ın yayılmasına göz yumarken, hatta Irak ve Suriye’de DAEŞ’le mücadelede Kasım Süleymani’nin komutasındaki Devrim Muhafızları’yla işbirliğine giderken, Donald Trump ve İsrailli müttefikleri buna tahammül göstermedi. Süleymani’nin 2020’de — 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırılarından bile önce — öldürülmesi, bölgesel düzenin (veya düzensizliğin) yeniden şekillendirilmesinin geri sayımını başlatmıştı. Gerekçe, tıpkı Saddam’ın kimyasal ve biyolojik silahları gibi İran’ın nükleer silahlarıydı; ancak bu yalnızca bahaneydi. Asıl amaç Ortadoğu üzerinde tam hâkimiyet kurmaktı.

Yine de İran yönetimi devrin değiştiğini kavrayamadı. Gazze savaşıyla beraber Lübnan Hizbullahı’nın “Destek Savaşı” (Harb al-Isnad) başlatması, İsrail’e Filistinlilere yönelik soykırım savaşını Ortadoğu haritasını yeniden çizmeyi hedefleyen topyekûn bir savaşa dönüştürme gerekçesi sundu. İran’daki güçlü isimlerden Ali Larijani 2 Mart 2026’da X platformunda Arapça şu ifadeyi kullanmıştı: “Amerika Birleşik Devletleri’yle müzakere etmeyeceğiz”. Bu sözler, İsrail-ABD hava saldırısında Ruhani Lider Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından ülkenin içine sürüklendiği vahameti teyit ediyor. Böylesi bir topyekûn savaş, İran’ın yönetici elitini mistik bir şahadet psikolojisine itiyor. Şimdi ellerindeki her şeyi bu savaşa sürüyorlar: ya hayatta kalıp rejimi koruyacaklar ya da seçmedikleri bir savaşta yok olacaklar.

İntihara meyilli, “ahir zaman” hissiyatıyla hareket eden bu zihniyet, İran’ın tüm Körfez ülkelerine insansız hava araçları ve füzeler göndermesinden anlaşılıyor. Aynı şekilde, 2024’te İsrail’le çatışmalarında ağır darbe almış olan Lübnan Hizbullahı’na kuzey İsrail’e birkaç Katyuşa füzesi atma talimatı verilmesinden de. Bu ilkel Katyuşalar askerî açıdan anlamlı olmayabilir; ancak Lübnan’ı ve özellikle Şii nüfusu acımasız bir İsrail misillemesinin içine sürükleyecektir.

Ortadoğu’daki mevcut savaş, 2003 işgalinin değiştirilmiş bir devamı niteliğinde. Ancak farklılıkların da altını çizmek gerekir. 2003’te Irak’ta olanların aksine bu kez yabancı bir işgal ya da “sahada Amerikan askerleri” olmayacak. ABD-İsrail ittifakı İran rejimini daha sadık bir başka rejimle değiştirmeyi amaçlamıyor. Devrim Muhafızları’nı, Besic’i ve hatta polis teşkilatını hedef alan bombardıman dalgaları, merkezi devlet yapısını aşındırma ve İran’ı “akamete uğramış bir devlet”e dönüştürme niyetine işaret ediyor.

İran’ın gerilemesinin bölgesel istikrarı beraberinde getireceğine dair hiçbir garanti yok. Ufukta yeni bir bölgesel çatışma şimdiden beliriyor: İsrail ile Türkiye arasında yeni bir yüzleşme. Eski ve mevcut İsrailli yetkililer, Türkiye’yi giderek daha sık “Yeni İran” olarak tanımlıyor ve Ankara’nın “Sünni bir ittifak” üzerinden İsrail’e tehdit oluşturduğunu savunuyor. Dolayısıyla bugün yaşanan askerî çılgınlık, “bütün savaşları sona erdirecek savaş” değil; İsrail’in tartışmasız bölgesel hegemon güç olması yolunda sadece bir başka durak. Ancak görünüşe göre ABD ve İsrail’deki karar alıcılar, yalnızca kan ve sert güçle hâkimiyet kurmanın ve hükmetmenin mümkün olmadığını hâlâ kavrayabilmiş değiller.

(Çeviri: Bade Başer)


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Ertan Erol yazdı: Brezilya’da ‘beklenmedik’ sonuç

Brezilya’da genel seçimler ve başkanlık seçimlerinin ilk turu tamamlandı....

Önder İşleyen yazdı: Sokakların çağrısı

Büyük kriz sonrası uzun bir çalkantı döneminden geçiyoruz. Eski...

Dr. Cengiz Başkaya yazdı: Çağımızın insanı; homo plasticus

İnsan soyu tarih boyunca birçok aşamadan geçti. İlk aşama...

Ümit Akçay yazdı: COP31’e doğru: Antroposen, kapitalosen ve ekolojik emperyalizm

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 Küresel Riskler Raporu, çarpıcı bir çelişkiye...

Emre Demir yazdı: Farklılıklar içinde birlik arayışı: 18. BRICS Zirvesi

Yeni Delhi’de 18. BRICS Zirvesi, 12-13 Eylül 2026 tarihlerinde...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,897TakipçilerTakip Et
969AboneAbone Ol

Son eklenenler

Ecehan Balta yazdı: Halkların İklim Zirvesi

COP31’e bir ay kaldı. Antalya, hükümetlerin, diplomatların, uluslararası kuruluşların...

Özkan Yıkıcı yazdı: Halk TV üzerindeki kayyım ataması

Her zamanki gibi Çarşamba sabahı da gözlerimi açtım. Klasik...

Ceren Ergenç yazdı: Çin ve AB barıştı mı?

Coen kardeşlerin Okuduktan Sonra Yak filminin ünlü kapanış repliği “Sorunu...

Fikret Başkaya yazdı: Teknik bilim kapitalizmi neden kurtaramaz?

Gezegenlerin birinden bir seyyahın yolu Dünya’ya çıksaydı, her halde...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hamam Böcekleri sokaklarda dolaşıyor!

Dünya neoliberal krizle tükenmişliklerde debelenip duruyor. Yerine geçecek yapı...

Volkan Yaraşır yazdı: Dekadans, faşizm ve kapitalist rasyon

Marx kapitalizmi “yaşayan metafizik” olarak tanımlar. Faşizm bu metafiziğin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Gariplik vardır!

Son günlerde Suudi merkezli çelişkili algı yaratacak haberler dünyada...

Canlı yayın