Kıbrıs’ta havalar bir başka şekliyle yaşanmaktadır. Sabah kalkarsınız, soğuk. Ansızın güneş camdan içeri vuruyor. Hemen balkona çıkıp ısınmak aklınızdan geçer. Ama ta ki duruma alışıncaya kadar, durum tersine döner. Yağışlar ise ummadık anda yağmaya başlıyor. Tam bir hastalık havası. Dışarı çıkarken ile ilerlerken dahi iklim darmadağınlıklarına kavuşma şansınız kolay.
Kıbrıs semalarında hava bir başka esiyor. Sıcaklığın anlamı bambaşka. Siyaset derseniz, tam bir Kıbrıs stratejik sömürge tipi havasında. Üstelik her masaya yatırılmanızda da şok tedavisi en çok uygulanan tedavi biçimi. Ama işler kendi kervanına göre de yürüyor. Düşünme şekli, her şok tedavi sonrasında darmadağın oluyor. Yapılan hücresel imha ile ileriye yönelik veya geniş alanı kapsayan düşünce geliştirmeniz de engellenir.
Tam bir teslimiyet sömürge tipi düşünme modeline gelirsiniz. Siyasal odaya uymakla da koltuk kapma kolaylığı da mevcut. Öyle ya, salt kara değil denizde bile uluslararası gemilerle doldu. Öyle doldu ki kaç ülkenin askerleri var deseler sıralamakta zorlanırsınız. Sadece tedavi sonrası oluşan düşünce yardımıyla da kim dost kim düşman ayırtma paranoya kolaylığınız vardır.
Öyle değildir deseniz dahi, daha ilk örnekle bunu yanıtlarsınız. Amerikan askerleri, İngiltere askerleri ve sairesi… Hemen kuzeyden bir ses yükselir. Bunlar bize karşıdır. Rumlar buna güvenmesin denir. Herkesin sanki onca yığınakla Kuzey Kıbrıs’ı fethetmeye geldiği algısı zehir zemberek işletilir. Hâlbuki hep yazdık. En basit beyinsel düşünceyle anlaşılacak koşullar var. Olay Ortadoğu projesinin bir Kıbrıs versiyonudur. Üstelik hem Türkiye hem de Yunanistan NATO üyesi uluslararası askerî ortak mekanizma içindedirler. Tartışılmaz öteki gerçek de Amerika’nın sistemin süper gücü olmasıdır. Uygulanan Ortadoğu projesinin de mimarı Amerika. Ama bunları hep öteleyip atanarak koltuklaşan makamcılar, sırıtarak yığınağın kendine karşı olduğunu söylemekten çekinmez.
Bu yalan makinesi işe yarar. En başta Kıbrıs’ta gerçeklerin örtülmesine, alınıp da Pandora kutusuna konulmasına kolaylık sağlanmaktadır. Ama kısır döngü aynı eksende debelenmeye devam eder.
Böyle başlayan havalar elbet devamını da getirir. Tutarsızlık ve bambaşkalaşmalar alır aşını gider. Bir bakarsın tedbirler denilir, öte yandan tamamlayıcılık gibi başka parçası da teşviklerle örülü. Tabii teşvikler denilince veya tedbirlerin de içeriği başka bir hikâye. Bu darmadağınıklıkta sırıtan gerçek de şu: Kıbrıs çizilen savaş çemberinde yeri var, kullanıma epey aparatlık edecek düzeyde. Onun için savaşın etkileri hem direkt hem de gelen fırtına gibi çarpar. Hem garantörlü devletçikler, hem NATO merkezli kullanım sahası, hem AB üyesi, hem bir kısmı ilhaklaşma süreci yaşıyor. Bu kadar karışık resim elbet darmadağın ile şok tedavili düşünme modelinin de heykeli yükselmektedir.
Karada askerler, denizde gemiler, havada uçaklardan İHA’lara dolu dolu yoğunlaşıyor. Yetmezmiş gibi füzeli misafirlik veya uydulu denetimler de bir başka esir kampı hikâyesi oluşturuyor. Ama gündeme kaçı düşer ben de bilmem. Hep iki taraflı. Sanki biri ötekini yok edecek denir. Oysa birbirini değil, İran’a varan kullanım sahasıyla Kıbrıs tam bir stratejik sömürge.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




