yazılariktibasEmperyalizmin iktisadi mantığı - Özgür Orhangazi

Emperyalizmin iktisadi mantığı – Özgür Orhangazi

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net
Kategori:

Kapitalist sistem, en başından beri, dünya çapında eşitsiz bir büyüme yarattı. Bazı coğrafyalar sanayi, finans ve teknoloji merkezlerine dönüşürken, bazıları ucuz emek ile ucuz yer altı ve yer üstü kaynakları deposu olarak bu sistemde yer aldı. Sistemin olağan işleyişinin bir sonucu olan bu eşitsiz gelişimin arkasında yatan temel dinamik sermaye birikiminin hızı ve ölçeği oldu. Tarihsel örüntüler, devlet kapasitesi, askeri güç, teknolojik üstünlük, sömürgeciliğin mirası ve sınıf mücadelelerinin seyri birikim dinamiklerini en başından itibaren farklılaştırdı.

Sermaye birikimi belli bir eşiği aştığında ise mesele sadece daha fazla üretmek olmaktan çıktı. Artan üretim ölçeği, girdiler, enerji kaynakları, madenler, tarımsal ham maddeler ve lojistik hatlar üzerinde denetim ihtiyacını artırdı. Ölçek büyüdükçe üretilen malların satılacağı yeni pazarlara ihtiyaç da büyüdü. Aynı zamanda, içeride biriken sermayenin kârlı bir biçimde değerlendirilebilmesi için dünyaya yayılması zaruri hale geldi. Kapitalizmin dünya ölçeğinde yayılması, ticaretin genişlemesi, kaynaklar üzerinde egemenlik mücadeleleri ve giderek artan uluslararası sermaye hareketleri üzerinden ilerledi.

Kapitalist emperyalizm, sermaye birikiminin ve yayılmasının dünya ölçeğinde hiyerarşik biçimde örgütlenmesi olarak ortaya çıktı. Bazı ülkeler ve sermaye blokları sistematik olarak avantajlı konumlara yerleşirken, bazıları kalıcı biçimde dezavantajlı hale geldi. Askeri güç, diplomasi, borç ilişkileri, teknoloji tekelleri ve siyasal baskı bu yapının parçaları olmakla birlikte işin ekonomik özü dünya piyasalarında değerin eşitsiz biçimde yaratılması ve paylaşılması üzerine kuruldu. Bu anlamda emperyalizmi sadece bir dış politika tercihi değil, kapitalizmin uluslararasılaşmış varoluş biçimi olarak görmek gerekir.

Uluslararası ticaretteki eşitsizlikler de bu bağlamda önem kazanıyor. Uluslararası ticaret, standart iktisat teorilerinin tarif ettiği türden, ülkelerin karşılaştırmalı üstünlüklerine göre uzmanlaşıp kazanç sağladığı nötr bir alan olarak görülemez. Sermaye, dünya piyasalarında büyük bir hareket serbestisine sahipken, emek için aynı şey geçerli değildir. Ülkeler arasında üretkenlik düzeyleri, sermaye yoğunlukları, ücret seviyeleri, sınıf mücadelelerinin dengesi ve siyasal rejimler büyük farklılıklar gösterir. Dolayısıyla, uluslararası ticarette üretilen ürünler el değiştirirken değer transferleri de gerçekleşir. Başka bir ifadeyle, bazı ülkeler dünya ticaretinde kendi ürettiklerinden daha fazla değeri kendilerine çekebilirken, bazıları ürettikleri değerin bir bölümünü dışarıya kaptırır. Söz konusu olan eşitsiz bir işleyiştir.

Bu işleyişi iddialı bir biçimde somutlayan çalışmalardan biri, geçtiğimiz hafta sonu İstanbul’da Bilgi Üniversitesinde düzenlenen Historical Materialism konferansında tanıtımı yapılan Güney Işıkara ve Patrick Mokre’nin Marx’s Theory of Value at the Frontiers başlıklı kitabı. Yazarlar, uluslararası girdi-çıktı tablolarını kullanarak 1995-2020 döneminde uluslararası değer transferlerini ölçmeye çalışıyor ve uluslararası ticarette eşitsiz değişimin iki kanaldan işlediğini gösteriyorlar: Birincisi, teknolojik üstünlüklerden ve sermaye yoğunluğundaki farklılıklardan doğan sermayenin değer bileşimi farkları. İkincisi ise ülkeler arasındaki ücret düzeyi ve sömürü oranı farklarından kaynaklanan artı değer oranı farklılıkları. Bu yaklaşıma göre, merkez ülkeler dünya ekonomisindeki daha gelişkin üretim yapıları ve daha güçlü rekabet konumları sayesinde değer çekebiliyor. Biçimsel olarak eşit görünen değişim, gerçekte bir ülkede yaratılan değerin bir bölümünün başka ülkelere aktarılmasıyla sonuçlanıyor.

Çalışmanın bulguları oldukça çarpıcı. ABD, Britanya, Japonya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerin başını çektiği bir grup ülke, dünya üretiminin yaklaşık yüzde 6’sına denk gelen ve incelenen dönem boyunca toplamda 70 trilyon avroyu aşan bir değer transferinin başlıca alıcıları durumunda. En büyük net değer kaybeden ekonomiler arasında ise Meksika, Endonezya, Rusya, Güney Kore ve Brezilya geliyor. Hatta, Meksika ve Endonezya’da üretilen değerin yarısından fazlasının dışarıya transfer edildiği hesaplanıyor. Türkiye de net değer kaybeden ülkeler arasında yer alıyor; küresel ölçekte en büyük ilk beş kaybeden arasında olmasa da kendi üretimine oranla kaybın oldukça yüksek olduğu ülkelerden biri. Bu bulgular dünya ticaretinin herkesin kazandığı bir işleyiş olmaktan ziyade, merkeze çevreden sistematik değer aktarılmasının bir mekanizması olduğunu gösteriyor. Değer aktarımı yalnızca üretken sektörler arasındaki ticaretle sınırlı değil. Bir başka kanal da üretim dışı değer gasbı; yani üretim sürecinde yaratılan değerin bir bölümünün finans, sigortacılık ve perakende gibi doğrudan değer üretmeyen alanlara aktarılması. Bu alanda net alıcılar olarak özellikle Britanya, Almanya ve ABD öne çıkıyor. Işıkara ve Mokre’nin çalışması emperyalizmi ticaret, finansal ilişkiler, sermaye ihracı ve üretim dışı el koyma mekanizmaları üzerinden işleyen, çok katmanlı bir sömürü düzeni olarak tarif ediyor.

Kanımca çalışmanın en dikkat çekici bulgularından biri, Çin’in durumundaki dönüşüm. Uzun süre dünya kapitalizmine ucuz emek üzerinden eklemlenen ve ürettiği değer daha ziyade merkez ülkelere transfer edilen Çin’in konumunun son yirmi beş yılda niteliksel olarak değiştiği görülüyor. Özellikle 2005-2010 sonrasında Çin, net değer kaybeden bir konumdan net değer kazanan bir konuma geçiyor. Çalışma, bu dönüşümün asıl olarak sermayenin değer bileşimi kanalından, yani devasa sanayi yatırımları, teknolojik yoğunlaşma ve üretim yapısındaki dönüşüm üzerinden gerçekleştiğini gösteriyor. Başka bir deyişle Çin, yalnızca düşük ücretli emek gücüne dayanan bir üretim üssü olarak kalmadı; giderek daha yüksek teknolojiye, daha büyük sermaye yoğunluğuna ve daha güçlü bir rekabet kapasitesine sahip bir ekonomi haline geldi. Tabii ki bu bulgu tek başına Çin’in emperyalist bir güç ilan edilebileceği anlamına gelmiyor. Ama artık açık olan şu: Çin yalnızca dünyanın ucuz emek deposu ve atölyesi değil. Dünya piyasalarında değer transferlerinden faydalanan ülkeler kümesine doğru ilerlemiş durumda. Bugünün jeopolitiğini anlamak açısından da kritik olan nokta burada: Çin artık eski çevre değil, ama klasik merkez de değil; dünya kapitalizminin hiyerarşisinde yukarı tırmanan yeni bir güç olarak karşımızda.

Kapitalizmin eşitsiz gelişme dinamiklerinin yeniden biçimlendirdiği dünyada, günümüzde yaşanan gelişmeleri anlamlandırmak için kapitalist birikimin dinamikleri ve emperyalizmin iktisadi mantığı üzerine düşünmek yeniden önem kazanıyor. Bahsettiğimiz çalışma da emperyalizmin iktisadi mantığını hem teorik hem ampirik düzeyde yeniden düşünmek için önemli bir imkan sunuyor.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

Federico Pita yazdı: Latin Amerika tekno-faşizmin yeni laboratuvarı

Latin Amerika, teknoloji-üstüncülüğünün siyasi ve ideolojik laboratuvarına dönüşüyor. Silicon Valley milyarderi...

Ertan Erol yazdı: Trump’ın kayığında Kolombiya sağı

Kolombiya’da Seçilmiş Başkan Abelardo de la Espriella kuracağı hükümeti...

Shamim Chaudhry yazdı: Güney Asya’nın genç kuşağı yeni bir sosyal devrime doğru mu ilerliyor?

Güney Asya, şu anda dünyadaki genç nüfus oranının en...

Hazal Yalın yazdı: Nikaragua, 7 Ders

Ben Latin Amerika uzmanı değilim; kuşkusuz Nikaragua’yı benden çok daha...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,913TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Nolan’ın Odyssey’si: Denizden Gelen Düşman Biziz

Düşman ufkun ötesinde beklemiyor. Nolan'ın Odyssey'sinde, o, muzafferlerle birlikte...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Canlı yayın