yaklaşımlarÖzkan YıkıcıSon savaşta fazla öne çıkamayan üç ülke: Lübnan, Macaristan ve İngiltere -...

Son savaşta fazla öne çıkamayan üç ülke: Lübnan, Macaristan ve İngiltere – Özkan Yıkıcı

Bu savaş cenderesinde başka öne çıkarılmayan ülkeler de vardı. Bu makalemde savaşla alakalılaştırarak üç örnek devlet seçtim. Emperyalist gerçeği daha geniş kavrama adına bu konu daha bir genelleşerek örneklem kolaylığı da sağlayacaktır.

İsrail ve Amerika İran’a saldırırken, gelecek karşılığını dahi iyi tahmin edemedikleri artık kesin. Körfez’i yakarken, Lübnan’ın Akdeniz kıyısına dek savaş yangını yayıldı. Sonuçta aracı Pakistan, iki merkezi Amerika ve İran’ı yakınlaştırıp en azından iki haftalık ateşkese ikna etmiş gibi göründü. Hatta ateşkes ilan edildi. Ama klasik tekrar, daha ilan edilir edilmez yaşandı. Önceki anlaşmalarda olduğu gibi İsrail bunları tanımama duruşuyla Lübnan’ı daha şiddetli bombaladı. Sıkılmadan da “tanımıyorum” dedi. Pakistan önderliğinde kabul edilen ateşkes gerçeği varken, herkesi içerir ifadesi varken, yine İsrail “tanımıyorum” deyip, tıpkı Gazze’den öteki saldırı durumlarına benzer şekilde savaşı dilediği yerde sürdürmeye devam etti. Daha da gerçeği, Amerika başta herkesi kapsar derken, İsrail karşı çıkınca da Lübnan’ı kapsamıyor diyecek ters dönüşe düştü. Bir anda Netanyahu’nun Trump’ı kuşattığı öngörüsüne örnek çıkıyordu. Aynı durum, İsrail’in Amerika’yı ikna ederek saldırdığı bilgisi de epey yaygındı.

Sonuçta şu durum oluştu: ateşkes ilan edildi. Edildi de İsrail, Lübnan’a saldırmayı yavaşlatma yerine tırmandırdı. Amacın Lübnan’da verimli bazı toprakları sömürgeleştirmek olduğu inkâr edilemezdi. Lübnan bombalanır ve toprak işgali yayılma çizgisinde. Hedef Hizbullah’tı. İran haklı olarak bunu eleştirdi. Amerika ise ters yüz oldu. Belirli kesim, Epstein dosyasının Mossad’ın eline geçip tehdit yaptığı söylentisini dile getirmektedir.

Önceki yazılarımda da Lübnan konusu oldukça hatırlattım: Hizbullah, İsrail işgaline engel oldu. Dahası, Lübnan’da seksenlerde yerleşmeye çalışan işgalci başta Amerikan deniz piyadeleri vardı. Bunlara düzenlenen intihar saldırılarıyla yüzlerce işgalci askerin ceset torbaları ülkelerine gönderildi. Bu ülkeler arasında Amerika başta geliyordu.

Pek de Orta Doğu’da yenilgi almayan emperyalist güçler, başta İsrail, Lübnan’da hem de bir örgütle karşılaşıyordu. Bu acı İsrail’i hiç rahat bırakmadı. Lübnan’a saldırdı. B.M.’yi kullanarak Amerika’nın baskısıyla da Hizbullah’ın silahsızlandırılması peşinde koştular. Ülkeye B.M. askerleri görevlendirilip İsrail’i saldırılar karşısında tuhaf şekilde korumaları ve Hizbullah’ı silahsızlandırma hedefi kondu.

Yine de gerçekleştiremediler. Hizbullah, bölgedeki her ezilen kesimin isyanında direkt yanında savaşa katılarak destek verdi. Filistin’den son İran’a varan uygulamalarda yanlarında oldu. Ama yine de yeri geldiğinde yalnız kaldı.

Son İran’a karşı saldırılar içinde Hizbullah zaten durmayan İsrail saldırıları da devam edince o da İran’ın yanında savaşa katıldı. Bölgede ateşkes ilan edildi. Ama İsrail “Lübnan’a karşı cephede kabul etmedi.” Yetmezmiş gibi de başta Beyrut acımasız şekilde bombalanmaya devam edildi. Tam bir uluslararası hukuk gerçeği. Hele de İsrail olunca…

Direkt savaşta değildi. Trump yine de “en yakın dostum” diyordu. Benzeri Putin’le de yaşanıyordu. Konu edilen ülke Macaristan, lider Orban’dı. Macaristan’da seçimler var. Orban’ı daha süreç sürerken Amerika başkan yardımcısı Vance ülkeye gidip açık destek ilan etti. Son olarak Trump da Orban’ın desteklenmesini istedi.

Orban yönetimi sırasında ilişkileri kurumsallaşmadan şahsına çevirdi. Atadığı yargıçlarla taraflı kıldığı yapıyla ülkeyi düzenledi. Meclis devre dışı kaldı. Bürokrasiye de iyice etki ederek adeta yeni otoriter liderliğin de örneği oldu. Kurduğu Putin’den Trump’a ilişkilerde hep şahsım ilkesi işledi. Batı’nın Ukrayna savaşına karşı çıktı. Rusya’ya uygulanan ambargolara katılmadı.

Pazar günkü seçimde Orban’ın durumu aynı zamanda AB–Trump kayışı ikilemi de olabilir. Kazanmaya aday muhalif Macar ise o da muhafazakâr. Skandallar nedeniyle Orban’la ayrı düştüler. Sadece AB ile daha yakın seçeneği var. Bu da siyasal açmaz kuralının işaretidir.

İngiltere ise bizim tarihimizden de dolayı iyi bilmemiz gereken emperyalist güç. Sinsiliği ve uzun vadeli oynamanın kurallarını sinsice uygular. Son İran saldırısında tam Amerikan duruşu göstermedi. Ama izlenildiğinde her bölgesel krizde İngiltere’nin sonradan daha kendine has işleyişle varlığı ortaya çıkar. Sanki savaşa karşıymış gibi olurlar. Hele şimdi Ukrayna’da Rusya’yı, İran’da da Amerika’yı suçlar gibidir. Oysa Ukrayna–Rusya hem de İstanbul’da anlaşmaya yakınken bunu dinamitleyen bizzat İngiltere oldu.

Şimdi de İran konusunda oynuyor. Aslında projeye itirazı yok. Ama fırsatla Amerika’nın gerilemesiyle tersinden Süveyş rövanşını da alarak daha etkin olma peşinde. Dedik ya: İngiliz politikalarını Kıbrıs’ta biraz düşünen herkes kolayca yakalar.

Tüm İran alınan kararlarda evet diyen, bazı tetiklemeler dahi yapan İngiltere, nedense başbakanları Trump’ı da suçluyor. Onlara otoriter liderler diyor. Gerileyen egemenya ile kendinin öne çıkma siyaseti hep vardı. Madem İngiltere–Amerika kırılması da var, o zaman tespit doğru. Sonuç ne olursa olsun, Amerika bu plandan eski gücüyle çıkamayacak.

Kısaca: Son savaş ile üç değişik uygulama ülke örneği çıkardım. Emperyalist sistem içi rekabet ve oluşan krizle yönetememe sonucu savaşla çözme silahı şimdi daha bir bataklığa saplandı. En net talebi olan İsrail ise tüm kuralları çiğnemesine rağmen örgütlü olma ile siyasal netlik, ona daha da faşistleşerek saldırı yapmasını da sağladı. Amerika, istemese de İsrail denkleminde kendi siyasal tutum bakımından darbe aldığı kesin. İran ise son halkalı BOP ile yırtılma seçeneğini de konuşturur hâle soktu. Bakalım emperyalist kuralsızlık, savaş dehşeti bu defa seçenekleşme konusunda da üretim yapacak hâle gelecek mi?


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Yeniden 15 Temmuz gelirken 3

Peş peşe sizi yakın tarih hafıza canlandırmaya odaklaştırdım. 15...

Özkan Yıkıcı yazdı: Yeniden 15 Temmuz’a gelirken 2

Bugün 15 Temmuz. Hem Kıbrıs hem de Türkiye için...

Özkan Yıkıcı yazdı: Yeniden 15 Temmuz gelirken 1

Yeniden bir 15 Temmuz darbesi yıldönümüne geldik. Darbe günü...

Özkan Yıkıcı yazdı: Gerçekler yakarken, hesaplar kâr ve imha üzerine

Ortadoğu tek kelimeyle kaynıyor. Kaynıyor kelimesi salt bir çerçevede...

Özkan Yıkıcı yazdı: Basitleştirme girişimli bir yazı denemesi

Pazarın sıcaklığı yükseldi. Boğucu hâle daha da tetikledi. Beyinler...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,925TakipçilerTakip Et
906AboneAbone Ol

Son eklenenler

Kiriakos Cambazis yazdı: Kıbrıs sorununun bugünkü aşaması ve reddiyeci güçler

Bu günlerde, bir İngiliz gazetesinin Maria Angela Holgin'in öneriler...

Dionysis Dionysiou yazdı: Kıbrıs sorununda “Türk çözümü” ve kim destekliyor?

Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs sorununda yeni bir girişimine dair tartışma,...

George Koumoullis yazdı: DİSY’nin darbe konusundaki “hermafrodit”* tutumu

* başlıktaki hermafrodit kelimesinin Türkçe tam karşılığı argo olarak...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Atilla Harekatı ve Sonuşları; Nere Giderig?

15 Temmuz 1974’de Yunanistan’ın ülkemize gerşegleşdirdiyi darbeden 5 gün...

Çağla Elektrikçi yazdı: Kırsal sessizlik bir atmosfer değil, politik bir tercihtir

My Way Home, İngiltere'nin siyasal-ekonomik dönüşümünün kritik bir eşiğinde...

Gözde Bedeloğlu yazdı: “Bu bir çocuk koruma yasası değil, vazgeçme yasası”

Hukukun en yaralı kavramlarından biridir "suça sürüklenen çocuk". Bu...

Ela Ava yazdı: “Rota yeniden oluşturuluyor”

ABD’nin 7-8 Temmuz’da NATO zirvesi sürerken İran’a yeniden başlattığı...

Canlı yayın