yazılariktibasTuğçe Madayanti Şen yazdı: Kamera NATO'ya dönerken

Tuğçe Madayanti Şen yazdı: Kamera NATO’ya dönerken

Sinema burada yalnızca eğlence olmaktan çıkıyor; rıza üretiminin en rafine araçlarından birine dönüşüyor. Çünkü hiçbir izleyici salondan çıkarken "az önce savunma bütçesine onay verdim" demez. Sadece iyi bir film izlediğini düşünür

Orjinal yazının kaynağıbirgun.net
Kategori:

Gelecek hafta Ankara’da NATO zirvesi var. Kapalı kapıların ardında neler konuşulacağını bilemeyeceğiz. Ama bir şeyi biliyoruz: Hikâyeler de artık jeopolitiğin parçası. O yüzden bundan sonra perdede gördüğümüz kadar, perdenin arkasında kimin oturduğunu da sormamız gerekecek. Bir sahneyi düşünün. Senarist masasında oturuyor, önünde boş bir sayfa var. Kapı çalınıyor. İçeri giren adam NATO rozeti takıyor.

“Bize bir hikaye yaz” diyor. “Ama öyle bir hikâye ki izleyici farkında bile olmasın.”

Bu artık bir senaryo değil.

The Guardian*‘ın geçen mayıs ayında ortaya çıkardığı habere göre NATO, Los Angeles’tan Brüksel’e, Paris’ten Londra’ya uzanan bir güzergâhta sinemacılarla kapalı toplantılar düzenliyor. Yönetmenler, yapımcılar ve senaristler Chatham House kuralı çerçevesinde bir araya getiriliyor. Konuşulanların kim tarafından söylendiği ya da hangi projelerle ilişkilendirileceği kamuoyuna açıklanmıyor. Ayrıntılar gizli kalıyor ama sonuçları ekrana yansıyacak. NATO yetkililerinin davet mektuplarında yer alan şu ifade dikkat çekici: “Sadece ‘işbirliği ve uzlaşmanın, dostlukları beslemenin tek yol olduğu’ mesajı bile gelecekteki bir hikâyeye sızsa bu bizim için yeterlidir.”

Bu cümle bile amaçlanan etkinin kaba propaganda olmadığını gösteriyor. Beklenen şey doğrudan NATO’yu öven filmler değil; çok uluslu kriz masaları, ortak savunma operasyonları, Avrupa’nın kırılgan sınırlarını korumaya çalışan müttefik bürokratlar etrafında kurulan sofistike ajan ve diplomasi hikâyeleri. Projelerin isimleri bugün bilinmiyor. Ama yarın dijital platformların kataloğuna düştüklerinde onları tanımak belki de o kadar zor olmayacak.

Noam Chomsky ve Edward Herman’ın ‘Rızanın İmalatı’ (Manufacturing Consent) bugün dijital platform çağında daha da anlam kazanıyor. Bir zamanlar Pentagon’un tank, savaş uçağı ya da askerî üs desteği karşılığında senaryolara müdahil olduğu model, bugün daha rafine biçime dönüşüyor. Artık yalnızca lojistik değil, anlatının çerçevesi de tartışılıyor. The Guardian’ın ulaştığı ve İngiltere Yazarlar Birliği’nin (WGGB) iç yazışmalarına dayanan belgelere göre NATO, önceki buluşmaların “en az üç projeye kısmen de olsa ilham verdiğini” kendi başarısı olarak aktarıyor. Bu projelerin hangileri olduğu açıklanmadı. Ancak toplantıların amacının yalnızca fikir alışverişi olmadığı, yaratıcı üretimi etkilemeyi de hedeflediği artık gizlenmiyor.

Tam da burada çağımızın en ilginç paradokslarından biri ortaya çıkıyor.

Dünya genelinde aşırı sağ, korumacılık ve yerel milliyetçilik yükselirken, dijital platformlar aynı anda sınırları aşan çok uluslu güvenlik anlatılarını küresel ölçekte dolaşıma sokuyor. İlk bakışta birbirine zıt görünen bu iki eğilim aslında birbirini besliyor. Milliyetçiliğin ürettiği tehdit algısı, “birlikte güçlüyüz” söylemini daha ikna edici hale getiriyor. Bunun en görünür örneklerinden biri, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra Avrupa’da güvenlik politikalarının ve savunma harcamalarının yeniden siyasetin merkezine yerleşmesi oldu. Güçlenen güvenlik söylemi aynı anda milliyetçi refleksleri de besleyerek döngüyü yeniden üretiyor.

Üstelik bu mekanizma artık eski usul sansür kurullarıyla işlemiyor. Yerini teşviklere, fonlama ağlarına, yaratıcı sektör toplantılarına ve bilgi dolaşımına bırakıyor. Böylece doğrudan yasaklamadan çok, hangi hikâyelerin doğal ve gerekli görüneceğini belirleyen devasa bir içerik ekosistemi kuruluyor.

Halkta üretilen savunmasızlık ve jeopolitik kaygı hissi; sınırların tehdit altında olduğu, karanlık güçlerin her an sızabileceği fikri, milyarlarca dolarlık savunma bütçelerine ve askeri genişleme politikalarına toplumsal meşruiyet sağlayabiliyor. Sinema burada yalnızca eğlence olmaktan çıkıyor; rıza üretiminin en rafine araçlarından birine dönüşüyor. Çünkü hiçbir izleyici salondan çıkarken “az önce savunma bütçesine onay verdim” demez. Sadece iyi bir film izlediğini düşünür.

İrlandalı senarist Alan O’Gorman bu daveti “açık propaganda” olarak nitelendirerek reddetti. “Avrupa’da savunmamızın zayıfladığı korkusu körükleniyor ve NATO bunu fırsata dönüştürmeye çalışıyor” dedi. Toplantıya davet edilen başka senaristler de sanatın savaş söylemini güçlendirmek için kullanılmasından duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Alan O’Gorman

İşte tam da bu yüzden sinema eleştirisinin görevi değişiyor. Estetik eleştiri artık politik-ekonomik ekran okuryazarlığıyla yan yana yürümek zorunda. Bu bir komplo teorisi değil. Küresel içerik endüstrisinin jeopolitik aktörlerle kurduğu ilişkinin yeni biçimini anlamaya yönelik bir çaba. Bir filmi sevmekle, o filmin neden ve hangi koşullarda üretildiğini sormak birbirini dışlayan şeyler değil. Tam tersine, yeni dönemde gerçek sinema eleştirisi tam burada başlamalı.

*https://www.theguardian.com/world/2026/may/03/nato-meets-tv-and-film-makers-causing-concerns-it-seeks-propaganda?utm_source=chatgpt.com


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Ümit Akçay yazdı: COP31’e doğru: Antroposen, kapitalosen ve ekolojik emperyalizm

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 Küresel Riskler Raporu, çarpıcı bir çelişkiye...

Emre Demir yazdı: Farklılıklar içinde birlik arayışı: 18. BRICS Zirvesi

Yeni Delhi’de 18. BRICS Zirvesi, 12-13 Eylül 2026 tarihlerinde...

İ. Uğur Toprak yazdı: Gıdanın Dünü, Bugünü ve Geleceği

Başlığa bakınca ister istemez düşünüyor insan. Gıdanın dünü neydi,...

Kerem Göktan yazdı: 11 Eylül sonrası ABD-Çin ilişkileri: Ortak yaşam-gerginlik sarmalı

11 Eylül 2001’de gerçekleşen radikal İslamcı terör saldırısı sonrası...

Enzo Traverso yazdı: Marx, tarih ve tarihçiler: Yeniden kurulması gereken bir ilişki

Son yıllarda başlayan ve yaygın olarak “yeni eleştirel düşünceler”...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,897TakipçilerTakip Et
965AboneAbone Ol

Son eklenenler

Zafer Yörük yazdı: Kurtlar sofrası

Bir MİT ajanının (Kaşif Kozinoğlu) 2011 yılında cezaevindeyken fenalaşarak...

Yonca Özdemir yazdı: Canavarlar çağında barışı aramak: 81. BM Genel Kurulu’ndan notlar

Son haftanın dünya gündeminin ağırlık merkezi şüphesiz New York’taki...

Şener Elcil yazdı: Enerji ve Siyasi İstikrar

Birleşmiş Milletler’den yapılan bir açıklamaya göre, savaşlar, etnik ve...

Özkan Yıkıcı yazdı: Haftanın ardından kısa ama önemli bir özetleme

Geçen haftaya bakınca, akılda direkt kalması gereken gelişmeler yaşandı....

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Gramsci ve Cemaadımızdaki Aydın Krizi

Antonio Gramsci üretim ilişgilernin içündeki her toblumsal grubun gendi...

Özkan Yıkıcı yazdı: Almanya’da sol, Irak’ta merkezileşme gelişmeleri

Geçen hafta sonu Almanya'da iki eyalette de seçimler gerçekleştirildi....

Gözde Bedeloğlu yazdı: Sağlıkta bütçenin %15,2’si sevklere gidiyor

Kuzey Kıbrıs’ta kamu sağlığına ilişkin yapılan iddialı açıklamalarla sahadaki...

Canlı yayın