iktibasHediye LeventSuriye’de kaos, İran’da kanlı karartma! - Hediye Levent

Suriye’de kaos, İran’da kanlı karartma! – Hediye Levent

Kategori:

Suriye’de yönetim devrileli beri çatışmanın eksik olmadığı Halep’in SDG kontrolündeki mahallelerinde, normalde çatışma birkaç saat ya da birkaç gün sürerdi, uluslararası platformdan ABD başta olmak üzere taraflar devreye girerdi ve çatışmalar bir sonraki gerginliğe kadar yatışırdı. Ancak bu defa öyle olmadı. SDG’nin, kontrol ettiği Şeyh Maksut ve Eşrefiye Mahallelerinden çıkarılmasının yanı sıra on binlerce insan geri dönüp dönemeyeceklerini bilmeden evlerini terk etmek zorunda kaldı ve bir kere daha yollara düştü. Zaten Halep’in bu mahalleleri iç savaş döneminde defalarca göç etmek zorunda kalan insanların sığındığı yerlerden biriydi.

Çatışmalar SDG’nin Fırat Nehri’nin batısında mevcut olduğu son noktalar olan Deir Hafir ve Meskene hattına kaydı. Görünen o ki, SDG tamamen Fırat Nehri’nin doğusuna itilmeden bu süreç durmayacak. Peki bu süreci nasıl yorumlamak gerek, gidişata dair sahada konuşulan senaryolar neler?

Halep’teki çatışmalarda Türkiye’nin, desteklediği gruplar üzerinden etkili olduğu aşikar. Türkiye sadece Halep’te değil Suriye’nin tamamında bir SDG varlığının devam etmesine şiddetle karşı olduğunu her fırsatta gösteriyor. SDG’yi PKK’nın Suriye kolu olarak nitelendiren Ankara’ya göre Türkiye’deki çözüm sürecine SDG’nin de dahil olması ve Öcalan’ın silah bırakma çağrısına uyması gerekiyor.

Diğer taraftan Türkiye ve İsrail arasında Suriye sahasındaki nüfuz mücadelesinde, İsrail, ülkenin güneyinde istediğini almış ya da alacakmış gibi görünüyor. Tel Aviv ve Şam heyetleri ABD’nin ara buluculuğunda doğrudan temaslara da başladı. Henüz imzalanacağı kesinleşmeyen güvenlik anlaşmasının detayları belirsiz ancak İsrail son bir yıl içinde işgal ettiği Golan Tepeleri gibi askeri, su kaynakları ve güvenlik stratejileri açısından kritik noktalardan çıkmayacağını söylüyor. Zaten Şam’ın İsrail’i Suriye’den çıkarmak bir tarafa müzakerelerde pazarlık yapabilecek caydırıcı askeri ya da diplomatik kapasiteye sahip olmadığı da açık. Kısacası maddeleri belirsiz olsa da güvenlik anlaşması daha imzalanmadan İsrail’in Suriye’nin güneyinde istediğini aldığını söylemek yanlış olmaz. Buna karşılık Amerika’nın da Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin hamlelerine göz yumduğu bir süreç başladı.

Türkiye’nin isteği sadece SDG’yi Fırat’ın batısından çıkarmakla sınırlı değil. Desteklediği ve Şam’da kurulacak olan güvenlik birimlerine bağlı hareket edeceği/ettiği söylenen silahlı grupları Suriye’nin kuzeyine mümkün olduğunca yerleştirmek, bir süredir SDG etrafında toplanma sinyali veren Eş Şara karşıtı Suriye içindeki muhalif hattı parçalamak gibi hedefleri de göz önünde tutmak gerek.

En önemli soru elbette bundan sonra ne olacağı sorusu. Bu soruya dair sahada farklı yorumlar ve cevaplar var. Türkiye’nin ve desteklediği silahlı grupların Halep’in doğusuna da ilerleyeceğine, Fırat’ın doğusunda da istikrarsız ve güvenlik açısından kaotik şartların hakim olabileceğine dair endişe oldukça yaygın.

Elbette bir Kürt-Arap ittifakı olan SDG ve öz yönetim ile birlikte hareket eden Arap aşiretlerinin tavrı bundan sonraki süreçte çok önemli olacak. Şimdilik Araplar, bu ittifaktan ayrılmak gibi bir sinyal vermiyor, hâlâ SDG’nin savaşçılarının yüzde 60-65’ini oluşturmaya devam ediyorlar. Arap aşiretlerinin ittifak içinde kalmasının en önemli sebebi elbette istikrarsızlık ve yağma gibi korkular, ki Şam bu konularda aşiretleri rahatlatabilecek durumdan çok uzak.

SDG’yi yerel müttefik olarak tanımlayan Amerika’nın bu gidişat konusunda belirleyici olacağı da açık. Şimdiye kadar Amerikan tarafı Halep çatışmalarına dair açıklama yapmak dışında bir şey yapmadı, ancak hem sahadaki senaryolara hem de duruma bakılırsa Amerika’nın SDG’den tamamen vazgeçmesi ve SDG’nin kontrol ettiği Suriye-Irak sınırı dahil bölgeyi Şam’a veya Türkiye’nin desteklediği silahlı gruplara emanet etmek gibi bir niyeti yok. Keza İsrail de Golan Tepelerinden Irak sınırına kadar uzanan Davud Koridoru’nu güvenlik konseptinin en önemli unsurlarından biri sayıyor. Bu çerçevede Amerika’nın ve İsrail’in İran’ın tekrar bölgeye dönmesi gibi ihtimaller sebebiyle yaygın görüş, bu bölgeyi güvendikleri yerel müttefiklere emanet etmeyi tercih edecekleri yönünde.

Diğer taraftan Şam’daki Eş Şara yönetimi ile çalışmak istediğini birçok kez en üst düzeylerde vurgulayan Amerika’nın, Eş Şara yönetimine alternatif oluşturabilecek, mesela Dürzilerden ılımlı Sünnilere Eş Şara karşıtlarını etrafında toplayabilecek bir oluşuma göz yummak istemeyeceği söylenebilir. En azından mevcut şartlara bakıldığında SDG’nin doğal sınırının Fırat Nehri olacağı, kısmen Şam’da kurulacak olan yapılara entegre edileceği, bir kısmının ise yine Amerika’nın yerel müttefiki olarak kalacağı yönündeki senaryolar olası görünüyor.

Gözden kaçırılmaması gereken bir başka nokta da Suriye’de uygulanacak yönetim biçimine dair gidişat. Malum, İsrail gücün Şam’da toplandığı bir sistem hariç bütün sistemlerin olabileceğini söylüyor. Türkiye ise tam tersini savunuyor. Ancak hem Suriye’nin güneyinde İsrail’in gücünü perçinlemesi hem de SDG’nin doğal sınırının Fırat Nehri olacağına dair gidişat, Suriye’de bir ademimerkeziyetçi sistemin sınırlarının çizildiğine dair göstergeler olarak yorumlanabilir.

Elbette Suriye’deki gidişat ile İran meselesi birbirine bağlı. İran’da günlerdir devam eden gösterilerde Tahran yönetimi, internet başta olmak üzere iletişimi keserek ülkede korkunç bir karartma yaptı. Gösterilerde, çatışmalarda, güvenlik birimlerinin saldırılarında ölü sayısının 2 bin ile 20 bin arasında olduğuna dair iddialar var ancak karartma sebebiyle İran’da neler olduğunu hâlâ bilmiyoruz. Yönetim karşıtlarının organize olamadığı, bir liderlik oluşturamadığı gibi gerçeklerle birlikte, Trump, İran’ı her an vurabileceklerine dair mesajlar veriyor. İran çevresindeki Amerikan üsleri art arda teyakkuza geçerken İran kendisine yönelik bir saldırı olması halinde, bu üsleri vuracağını duyurdu.

Ülke içindeki huzursuzluğu dış güçlere bağlayan İran yönetimi de bölge de bıçak sırtında günlerden geçiyor. Elbette Suriye’deki ABD ve İsrail hamlelerinin başlıca motivasyonu İran’ın önünün kesilmesi, bölgeye geri dönmesinin engellenmesi. Bu nedenle İran’daki gelişmeler hem sınır komşusu Irak’ı hem de Suriye sahasındaki durumu ve siyasi hesapları doğrudan etkileyecek.

Gidişatı izlemek gerek, ne olacağı belirsiz ancak bölgenin bir kez daha içine yuvarlanacağı koca bir kanlı kaos eşikte bekliyor olabilir!


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Hediye Levent yazdı: Boğaz savaşları ve uçurumun eşiğinde bir kıta!

Hürmüz Boğazı’ndaki öngörülemez gidişata ek olarak yenilerde Bab El...

Hediye Levent yazdı: Lübnan’da iç savaş hayaleti bir kez daha uyandı!

İsrail işgalleri, iç gerilimler gibi büyük kırılmaları atlatan Lübnan,...

Hediye Levent yazdı: Irak ve Suriye’yi Türkiye ‘koruyacak’ ama nasıl?

Irak’ın çiçeği burnunda Başbakanı Ali Ez Zeydi kritik ve...

Hediye Levent yazdı: Avrupa’da Rus hayaleti ve yeniden yeni bir NATO!

Dünya yeni bir kırılmanın eşiğinde. Ankara’daki NATO zirvesini kritik...

Hediye Levent yazdı: Irak’ta yüzyılın operasyonları ve temkinliler!

Irak yolsuzluk operasyonu ile çalkalanıyor. Irak basınında yerin 4...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,913TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Nolan’ın Odyssey’si: Denizden Gelen Düşman Biziz

Düşman ufkun ötesinde beklemiyor. Nolan'ın Odyssey'sinde, o, muzafferlerle birlikte...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Canlı yayın