Kendi çıkarları için dünya siyasetini şekillendiren “küresel güçler” olarak adlandırdığımız sermaye odakları arasındaki mücadelenin yansımalarının en yoğun yaşandığı bölge, içinde Kıbrıs’ın da olduğu Orta Doğu coğrafyasıdır.
Birçok dini inanışın çıkış noktası olan bu coğrafya gerek din gerekse sömürü savaşlarının en önemlilerinin yaşandığı alan olmaya devam etmektedir.
Sınırları, emperyalist güçler tarafından belirlenip cetvel ile çizilen bu coğrafyadaki siyasi gelişmeleri belirleyen, küresel güçler olmuştur. Yüzyıllar boyunca kardeşçe yaşayan toplumları, etnik ve dini ayrımcılıkla birbirine düşürerek bundan çıkar sağlayan da yine aynı odaklardır.
Silah satmak için savaş çıkartan, ilaç satmak için yapay salgın hastalıklar yaratan ve ülkeleri borçlandırarak para satan ABD orijinli Yahudi küresel güçler ile İkinci Dünya Savaşı kıyımıyla üstünlüğü Yahudilere kaptıran Katolik sermaye grupları arasındaki rekabet, dünyada ve özellikle bölgemizde devam eden siyasi gelişmelerle su yüzüne çıkmıştır.
Yahudi küresel güçlerin “Büyük Orta Doğu Projesi” adı altında son 30 yılda yürüttükleri siyaset, bölge coğrafyasında kanlı olayların yaşanmasına neden olmuştur.
Rusya bölgeden uzaklaştırılmış, Suriye, Irak, Libya gibi merkezi otoriter rejimler ortadan kaldırıp, çok parçalı güçsüz yerel yönetimler oluşturulmuş, İsrail bölgede askeri bir güç olarak hâkim kılınmış ve Türkiye, Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır ve körfez ülkeleri başta olmak üzere seçim dahil her türlü yöntemle kendilerine hizmet edecek işbirlikçi yöneticiler işbaşına getirilip süreç ileriye taşınmıştır.
İran savaşı sürecinde yaşananlar, safların ayrıştığını ortaya koymaktadır. NATO’nun rolü ve yapılanması sıcak gündemin ana maddesi durumundadır.
NATO’nun bu savaşta ABD’yi yalnız bırakması, İsrail’in dünyayı savaşa sokmaya yönelik stratejisi ve provokasyonlarına karşı alınan pasif tavır, ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa’daki NATO gücü ile ilgili yaptığı açıklamalar, Avrupa ile Rusya arasında Ukrayna Savaşı nedeni ile devam eden gerilimde ABD’nin güven vermeyen siyaseti, ABD’nin, NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait Grönland adasına göz diken açıklamaları ve başta papa olmak üzere Vatikan yönetiminin ABD’ye yönelik eleştirileri önemli gelişmelerdir.
Bununla birlikte, İran savaşının dünya ekonomisine etkilerinin yarattığı olumsuzluklar, İsrail’in çıkarları için dünyanın önemli ülkelerinin körü körüne İsrail’e destek vermeyeceğini göstermiştir.
Bu savaşla birlikte oluşan siyasi atmosfer, İsrail’deki ırkçı hükümetin ve izlediği Siyonist yayılmacı siyasetin, ABD’yi İsrail’in çıkarları için savaşa sürükleyen Donald Trump’ın ve İran’daki mollalar rejiminin değişime uğrayacağının işaretlerini vermektedir.
Bölgemiz yeni bir yapılanmaya gidecektir. Savaşla birlikte kara para aklama ekseninde yer alan Dubai başta olmak üzere, körfez ülkeleri bu işlevini yitirmeye başlamıştır. Yaşanan gelişmeler, Türkiye (İstanbul) ve İtalya (Milano) yeni merkez olmaya aday olduğunu göstermektedir.
Avrupa ülkeleri, NATO dışında yeni bir güvenlik şemsiyesi oluşturmak için, Fransa ve Almanya önderliğinde yoğun bir çaba içine girerek, “Avrupa Savunma Birliği” (EDU) adı altında savunma harcamalarına çok büyük bütçeler harcamaya hazırlanmaktadırlar.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Yunanistan ve Fransa ile yaptığı savunma iş birliği antlaşmaları bu çerçevede ele alınmalıdır. Özellikle, Londra ve Zürih Antlaşmaları çerçevesinde kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti de savunmadan sadece garantörlerin sorumlu olduklarını düşündüğümüzde Türkiye’nin neden bu antlaşmalara sert tepki vermediğini anlayabiliriz.
Tepki vermeyi bırakın, Türkiye Avrupa’daki savunma yapılanmasına katılmaya hazır olduğunu beyan etmektedir.
Türkiye ve AB’nin birbirine ihtiyaçları olduğu gerçeğinden hareketle, belli ki kapalı kapılar arkasında sürdürülen diplomasi ile birtakım uzlaşılar kamuoyundan gizlenmektedir.
Ancak, Türkiye’nin AB’ye üye olmaması ve Kıbrıs’ta asker bulundurmasının yarattığı sorunun aşılmasının Kıbrıs sorununun çözümünden geçtiğini de unutmamak gerekir.
Rusya’ya enerji alanında bağımlılığı azaltacak olan ve 2017 yılından beri Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarının işletilmesi ile ilgili proje de tekrardan gündeme gelmiştir. Bu antlaşmaya Kıbrıs Cumhuriyeti, İsrail, Yunanistan ve İtalya imza koymuş ve ABD’de 2019’da desteğini açıklamıştı.
Yapılması öngörülen East –Med boru hattının kârlı bir yatırım olmaması, ABD’nin 2023’te desteğini geri çekmesi üzerine, Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşımın gündeme gelmesi artık kaçınılmazdır.
Son dönemde Türkiyeli yetkililerinin açıklamalarını da ABD Türkiye Büyükelçisi Tom Barracks’ın gerek enerji ve gerekse savunma alanında Türkiye’yi çözümün bir parçası olarak gören söylemlerini de ve Birleşmiş Milletler’in girişimlerini de sürecin ileriye taşınacağının işaretleri olarak ele almak gerekir.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



