iktibasAras CoşkuntuncelAras Coşkuntuncel yazdı: ABD'nin Küba raporu ve antiemperyalist mücadeleler korkusu

Aras Coşkuntuncel yazdı: ABD’nin Küba raporu ve antiemperyalist mücadeleler korkusu

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray’ın “aşırı sol” ve “komünistler ve Marksistleri” terörist ilan edip basta komünistler olmak üzere tüm muhalefete savaş ilan ettiği demeçlerinden sonra 20 Temmuz’da Dışişleri Bakanlığı “Küba: 21. Yüzyıl Komünizminin Başkenti” adıyla bir rapor yayımladı. Rapor, antikomünist yalan, tarihi çarpıtma ve zırvaları bir tarafa bırakırsak, iki açıdan önemli: Birincisi, dışarıda Küba’ya mevcut ve olası müdahaleleri, içeride de sadece Trump’a değil, iki partinin de kodamanlarına ve İsrail’e ve emperyalist savaşlara karşı yükselen muhalefeti şiddetle bastırmayı meşrulaştırmaya çalışan bir politika belgesi. Örneğin rapor bir yandan Küba’yı ABD’de “en üst kademelere sızmış”… “sol terörizm kampanyasının” ana destekçisi olarak tanımlıyor, diğer yandan savaş karşıtı, liberal, sendika başkanı isimler dahil aleni bir kara liste yayımlıyor. İkinci önemli nokta ise rapor Amerikan burjuvazisinin ve emperyalist barbarlığın asıl korkusunu ve neyi kendisine tehdit olarak aldığını açıkça dillendiriyor: anti-emperyalist, anti-sömürgeci mücadelelerle birleşmiş ve iktidar hedefleyen, isçi-emekçi-gençlik hareketleri. Yani rapor “Batı Marksizmi” denen, başta Troçkistler, Frankfurt Okulu ve eleştirel teoriciler olmak üzere, kapitalist dünyada sosyalizmi kurmak ve emperyalizmin zincirlerini kırmak çabasından ziyade bu mücadele, deneyim ve çabaları saf ya da ideal değil diye küçümseyen, akademilerde ve ABD ve Avrupa’da oldukça yaygın sol hareketlerden çok daha ileri bir noktadan kavrıyor emperyalist kapitalizmin nasıl yenilgiye uğratılabileceğini.

On yıllardır hemen her fırsatta Küba’yı “başarısız”, “batmış”, “kendi başına ayakta duramayan” bir devlet ve sisteme sahip olmakla suçlayanlar bugün aynı Küba’yı “21. yüzyıl komünizminin başkenti” olarak niteleyip Küba devletini, “ABD’nin en üst kademelerine sızan, nesiller boyu Amerikalı muhalifleri saflarına katıp yetiştiren ve Amerikan topraklarında benzeri görülmemiş bir sol terör dalgasını destekleyen” ve bu şekilde yıllardır “yıkıcı faaliyet kampanyası” yürütmeye kadir bir devlet olarak tanımlıyor, ve mevcut soykırımcı ambargo ve ablukayı ve planlanan askeri hareketleri de meşru göstermeye çalışıyor.

Anti-emperyalist dayanışma

Rapora göre Küba hem ABD içinde her yere sızarak hem de küresel “Amerikan karşıtı koalisyonu” “birbirine bağlayan doku” olduğu için ABD’ye tehdit oluşturuyor. Bu 100 sayfalık metin Küba’yı “Sovyet komünizminin varisi” olarak tanımladıktan sonra “Küresel Güney’in Batılı sömürgeci zalimlerden ‘kurtarılması’ saplantısı üzerine inşa edilmiş” bir devlet olduğunu vurguluyor. “Kübalıların zihninde bu hedefe giden tek bir yol var: Yanki emperyalist rejiminin yıkılması.” Sonraki paragraflarda devam ediyor: “Küba ve Sovyetler Birliği, küresel Marksist hareket içinde birbirinden farklı kutupları temsil eder hale geldi” . . . “Bu ortamdan* devrimci siyasete dair yeni bir teori doğdu. Mücadele, bir sınıf savaşından çok daha geniş çaplı bir medeniyet çatışmasına evrilmiş; yalnızca ekonomik eşitliği değil, aynı zamanda toplumsal, kültürel ve hatta manevi bir dönüşümü de talep eder hale gelmişti.

Bu görüşün savunucuları, Batı ile Üçüncü Dünya arasında—savaş meydanından okul sıralarına kadar uzanan—tek bir küresel mücadelenin dilini konuşuyorlardı.” Raporun Küba’yı ve anti-emperyalist sol, sosyalist, komünist hareketleri tehdit ve tehlike olarak alıp şeytanlaştırdığı yer tam da burası; metindeki revizyonist dili bir tarafa bırakırsak**, rapor bütünü itibariyle Amerikan burjuvazisi ve emperyalizminin düşmanını çok açık olarak emperyalist mücadelelerle birleşmiş, iktidar hedefleyen hareketler olarak tanımlıyor.

ABD’de güçlü bir komünist parti ya da hareket yok, ancak kendine sosyalist, “demokratik sosyalist” ya da ilerici diyen aday ve hareketler bir yanda, Cumhuriyetçi Parti içindeki muhalif temsilciler ve kanaat önderleri diğer yanda, giderek popülerleşen ve önemli meselelerde aşağı yukarı ortaklaşan bir hat var. Bu aday ve hareketler örneğin sadece sermayenin çıkarlarını savunan ve milyarderlerin kontrolündeki iki partili sistemden ve kodamanlarından bıkmış; İsrail ve soykırım karşıtı; İran savaşına ve basta Güney Amerika olmak üzere diğer emperyalist müdahalelere karşı; Epstein dosyalarının peşini bırakmayan; savaş ve müdahalelere harcanan kaynakların içeride yasam standardının iyileştirilmesine harcanmasını savunan bir çizgide. Üstelik bu hat İsrail lobisi AIPAC ve milyarderlerin önseçimlerde bile harcadıkları milyonlarca dolara rağmen popülerleşiyor.

Anti-emperyalist mücadelelerde ortaklaşmak isteyen bir iç muhalefetin daha ilk nüvelerinde kendi varlığına ve egemenliğine karşı tehdidi ve tehlike algısını ABD burjuvazisi ve emperyalistleri bu kadar açık dillendirirken, hem savunucularının hem karşıtlarının “Batı Marksizmi” dediği düşünür ve akımlar ne diye gelmiş bir bakalım.***

“Batı Marksizmi” dedikleri

“Batı Marksizmi” terimini Sovyetler dahil tüm sosyalist inşa çaba ve deneyimlerini dışarıda bırakmak maksadıyla kullanan ve ilk olarak yaygınlaştıran ünlü Troçkist Perry Anderson. Anderson Ho Chi Minh ve Komünist Parti önderliğindeki Vietnam’ın ABD’yi yenilgiye uğratmasından bir yıl sonra bile Vietnam’ı ağzına bile almadan sosyalist deneyim, düşünce ve kültürün yenilgisinden, Batı Marksizminin teoriye orijinal katkılarından ve sosyalist deneyimlerin bir katkısının olmadığından bahsediyordu. “Batı Marksizmi” parantezine alınan Marks’tan ve Marksist kategorilerden yararlanan, Marks’ın etrafında dolanan, özünde Avrupa-merkezci, idealist ve çoğu emperyalizm işbirlikçisi düşünür ve akımları geriye doğru Sovyet devrimini Batı’da bir devrim beklemeye feda etmeye hazır Troçki’ye, bugün de örneğin Slavoj Zizek’e kadar takip edebiliriz. Benim “Batı solu” demeyi tercih ettiğim bu düşünür ve akımlar sadece Lenin ve Stalin’e değil, örneğin Marx ve Engels’in İrlanda ve Polonya’nın “kurtuluşu” ile ilgili dediklerine de gözlerini kapatıyor. Geçtiğimiz mart ayında ölen, Frankfurt Okulunun ana figürlerinden ve diğerleri gibi birçok Marksist’e ilham kaynağı olmuş, hala da birçok Marksist’in alıntıladığı Jürgen Habermas Gazze soykırımının ortasında bile İsrail’e, işgale ve soykırıma destek veriyordu. Diğer Frankfurt Okulu kurucuları Theodor Adorno ve Max Horkheimer da sömürgecilik ve emperyalizm eleştirilerini hiçe sayıp “Altı Gün Savaşı” sırasında İsrail’i, öncesinde de Vietnam savaşını savunuyorlardı. İşçi sınıfı yerine “çokluk” diye bir safsata geliştiren son dönemlerin ünlü düşünürü Michael Hardt, Yugoslavya’nın bombalanmasını “insan hakları” vs. diye savundu. Hardt ve Antonio Negri tıpkı Hannah Ardent gibi pervasızca Sovyetlerle Nazi Almanya’sını bir potada eritirken Batı’yı ve ABD’nin “özgürlüklerini” bütün soykırım, kölecilik, sömürgecilik ve emperyalizmi görmezden gelerek kutladılar. Zizek kendi anlatımıyla zaten anti-komünist bir geçmişten geliyor; bugün de ABD’nin Ukrayna‘daki vekalet savaşını, İsrail’i ve soykırımı, yani Amerikan emperyalizminin çıkarlarını canhıraş savunuyor. Liste uzar gider. Örneğin Ernesto Laclau Ford Vakfina bagli projelerde çalıştı. Emmanuel Wallerstein CIA’nın fonladığı “Dünya Gençlik Merkezi”nde başkan yardımcılığı yaptı. Gloria Steinem CIA ajanıydı.

1951’de ABD Milli Güvenlik Konseyi’ne bağlı kurulan “Psikolojik Strateji Kurulu “Komünizme Marksist terminolojiyle saldırıyı” ve “Batı toplumunun Marksist terimlerle savunulması”nı belli durumlarda direkt saldırıdan daha yararlı ve tercih edilir bulduğunu çeşitli bildirilerinde açıkça dile getiriyordu. Gabriel Rockhill’in vurguladığı gibi, emperyalist savaşlar ideolojik savaşlarla birlikte yürütülüyor, ve emperyalist propagandanın en çok saldırdığı, hor gördüğü düşünce ve hareketler genelde kendisine en çok tehdit olarak algıladıkları oluyor, ki bugün bu hala komünizm. Küba’nın da, tüm ezilen, sömürülen halkların ve emekçilerin de kurtuluşu her alanda anti-emperyalist mücadele ve akımlarla ortak bir sınıf mücadelesi hattı tutturmaktan, bunun çabasından geçiyor. Lenin 1916’da “‘Saf’ bir toplumsal devrim bekleyen hiç kimse, onun gerçekleştiğini görecek kadar uzun yaşayamayacak” diye yazıyordu. Teorik saflık ararken sömürü ve emperyalizmi görmezlikten gelen değil, Küba’dan Filistin direnişine ve İran ve Yemen’e anti-kolonyalist, anti-emperyalist tüm mücadelelerle birlikte yürüyen, iktidar hedefleyen isçi-emekçi hareketleri sokaklarda tekrar tehlikeli hayaller kurduracak.

* “Bu ortam” derken burada, tabii kendi tarihsel revizyonizmiyle karışık, Küba’nın başını çektiği antiemperyalist uluslararası girişimlerden ve Kruşçev revizyonizmi sonrası Sovyetlerin Batı’da azalan popülerliğinden bahsediyor.

** Örneğin “medeniyet çatışması” söylemi ve üzerine şöyle devam ediyor: “Onların anlatısında, devrimci özne artık sanayi proletaryası değil, Küresel Güney’in sömürgeleştirilmiş ulusları ve halklarıydı. Dünya tarihinin başlıca hasmı ise artık “sermaye” değil, bizzat Batı medeniyetiydi.”

*** Yazının bu kısmında özellikle bu iki kitaptan yararlanacağım: Rockhill, Gabriel. The Intellectual World War: Who Paid the Pipers of Western Marxism?” Losurdo, Domenico. Western Marxism: How it was Born, How it Died, How it can be Reborn.”


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Aras Coşkuntuncel yazdı: ABD sokaklarında infazlar, salgınlar ve antikomünizm

ABD’de emekçiler sokak ortasında maskeli polislerce infaz edilmiyorsa ya...

Aras Coşkuntuncel yazdı: ABD 2026: Mussolini kupalarından sonraki en kötü kupa

Batılı birçok haber ve spor sayfası bilmem ne tarihinin...

Aras Coşkuntuncel yazdı: Yeni düzenin yükselmesi Küba’dan geçiyor

Filistin’de soykırım, Lübnan’da işgal ve etnik temizlik; İran’a karşı...

ABD demokrasisi: Şirketler de oy kullanabilir — Aras Coşkuntuncel

ABD demokrasisi denen, Sovyetlerin dağılmasından sonra giderek vahşileşen ve...

ABD İran’da yenildi; Küba’da yüzünü kurtarma peşinde — Aras Coşkuntuncel

Geçtiğimiz hafta Trump’ın da finansörü Miriam Adelson’un başını çektiği...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,916TakipçilerTakip Et
914AboneAbone Ol

Son eklenenler

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Türkiya-Irag İlişgileri

Türkiya’nın Gıprız’da yürüddüyü politikayı veya Türkiya’nın Gıprız’da yürüdeceyi politikayı...

Niyazi Kızılyürek yazdı: Guterres Ziyaretinin Düşündürdükleri

Geçen Pazar Yenidüzen’de kimsenin Guterres’ten mucize beklememesini yazmıştım. Guterres...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-I: Dönüşümün kökenleri

Başta söylemek gerekirse bu bir NATO analizi değil. Bu yazı dizisinde...

Dilara Devranoğlu yazdı: CRISPR teknolojisi ve tarımda kullanımı

Bakterilerin virüslere karşı geliştirdiği doğal bir savunma mekanizmasından ilham...

Fehim Taştekin yazdı: Veliaht prensin eteklerini yellendiren koalisyon

İran savaşının en büyük parodisi, ABD Başkanı Donald Trump’ın...

Serdar Değirmencioğlu yazdı: Borçlanma ve militarizm eğitimi yok ediyor

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) geçtiğimiz...

Gözde Bedeloğlu yazdı: Atı Üsküdar’dan geçirmeyen kadın

31 Mart 2024 yerel seçimlerinde yaklaşık her iki Üsküdarlı’dan...

Canlı yayın