Sabahleyin uyanırken dahi artık biriken gerçeklerle, biraz düşünürsek, tarihsel tanıklık günlerinden geçiyoruz. Kapitalist neoliberal siyasal durum sonucu ise bunları yaşamamıza karşın, ya hiç farkında olmamış gibi veya değişik nedenlerle siyasi yönleriyle değerlendirmiyoruz. Neoliberal seksenler dönemi, kurumsallaşma ile şu kültürleşme başarısını gerçekleştirdi. İnsanlar yaşadıklarını siyasal yönden değerlendirmemeyi öğrendiler. Bizim gibi sömürge ülkelerde ise görmeme ve düşünmeme, şok tedavilerle kendine has kültürleşme düşüncesi kurallarıyla ele alma kıskacına sokulduk.
Sanmayın ki sıcaklık başıma vurdu. Sıcaklar beni etkiliyor. Hele öğleye doğru elektrik kesintisi bir başka tat verdi. Ama öyle bir alışkanlık hâline gelindi ki kesintinin nedeni dahi sorgulanmadı. Fakat sıcaklık yakıyor. Artık hatırlanan geçmişin sıcaklıklarını arar hâle sokulduk. Ama kıyas yapmayı sistem dışına dek taşıyamama veya güncel uyum duruşunda kalma sonucu, bozulan net iklimsel koşulları dahi tartışmaktan kaçınılıyor. Bu normal duruş hâline geldi.
Halbuki artık salt Afrika veya Akdeniz ülkeleri değil, İngiltere’den Almanya’ya bozulan iklimlerin sıcaklık kavuruculuğu hayatı esir alacak boyuta geldi. Avrupalılar bir anda klima denilen kullanım alışkanlığını akıllarına getirdiler. Öylesine sıcaklık farkları oluşup, ülkeleri kavuruyordu. Fakat, yakıcılık bir yana, günümüz iklim bozulmasının seneler öncesinden hissedildiği, uyarıların olduğu ve bunları örtme adına milyonlarca doları kimi “bilim adamına” verip insanları gerçeklerden kopardılar.
Gerçekten kapitalist neoliberal model sermayenin isteklerini başardı. Seçeneksizlik yanında, gerçeklerin can yakmasına rağmen siyaseti sorgulama derecesinden çok uzakta kalmayı gerçekleştirdi. Halbuki iklimlerin bozulmasında sermayenin kâr payı veya gereken önlemleri almayarak adeta tersinden pratik yürütmenin sonucudur. Tarihin bu dönemini yaşadık. Adım adım, sonra koşarak hâle gelerek iklimler zengin sermayenin kârıyla taçlandırıldı. İlk başta şu paradoks da vardı: sermaye yatırımlarla resmen kâr amaçlı doğa katliamlarıyla servetine servet katarken, bedelini bu kirlilikte hiç denecek rolü olan yoksul ülkeler ödüyordu. Ancak, bir bozulma başlayıp da engellenmediği anda devamı da gelir.
Sadece son haftalara bakın: artık Afrika ülkelerindeki çölleşmeler veya kuraklıklar değil, şimdi Avrupa ülkeleri sıcaktan kaynıyor. Gıda sorunundan öteki su içme şartına dek sorunlar yığılıp dağ hâline geliyor. Ama hâlâ sermaye iktidarları önlem yerine iklimleri bozma tutumlarına devam ediyorlar.
Neoliberal kültürleşme insanı bireyci olma, kamusallıktan uzaklaşma ve siyasal-sosyal bakışı sıfırlama noktasına çoktan çekti. Siyasetin nedenine siyasetten bakmamayı teslimiyete dek taşıdı. İşte tarihe sıcakta kavrularak, ama siyasal çıkış olmayan bir dünya yolculuğuna devam ediyoruz. Hele Ortadoğu’daysanız, sıcağın üstüne en gelişmiş teknolojik füzelerin toprağa düşmesiyle bambaşka bir zehirleme şekliyle de iklimleri donatmaktadır. Ama kimse Amerika’nın gelip de İran’daki yıkımı yapması veya İsrail’in yasaklanan silahları dahi kullanırken, doğadaki sonuçlarla birlikte hâlâ ele almak yok. Onun için biz daha bir kaynarken, başta askeri sanayi bu kaynatmayla ceplerini doldurmaktadır.
Tarihsel paradoksal gerçekleriyle de yaşamaktayız. Sadece ekrana bakın: hamasetleşerek teslimiyetin ayyuka çıkan nutukları çok tatlı. Ancak, onca Türkiye kelimesiyle işbirlikçilik ile fetihçilik birbirine karışıp uçarken, öteki gerçeklere bakan yok. Örneğin burada nutuklarla 20 Temmuz epey saptırılarak ama sırf çıkar uğruna söyleniyor. Öte yandan her şeyi Türkiyeleştirirken, Türkiye’deki gelişmeleri de resmi söylem dışında pek konu eden yok. Her şey bir yana CHP dahi mutlak operasyonlar ve yargı sopasıyla resmen tarihsel misyonu bitirildi. Bay Kemal’in “Kemal Bey” yapılarak kendi dinamitini kendine attırma politikası yazıldı.
Boş kelime konuşmak kolay. Hele istenen ile söylenenin uyuşmaması da sorun değildir. Yeter ki sistemin dilediğini söyle. Türkiye gerçekten tarihsel dönem yaşıyor. Yeni rejim yargı sopasıyla muhaliflerini darmadağın etme peşinde. Tabii ki Bay Kemal kendi yüzünü göstererek figür rolüne de çoktan girdi. Ama K. Kıbrıs’ta: “Türkiye’siz olmaz, Türkiye sayesinde” diye başlayıp şükran çekilmektedir. Tümünün neredeyse yalan denilip tekrarlarla kabullendirme etkisiyle Goebbelsçilik yerleşmektedir. Fakat onca Türkiye nutuklarına karşın Türkiye’de olanlarla habercilik yapmamak da gayet münasip hâldedir. Kıbrıs savruluyor. Sıcaktan kaynıyor. Siyasal olarak herkesin eli adada. Bizim kesim hemen şuna sarılır: Türkiye’nin çıkarları diye başlayıp adeta kendi geleceğini ipotek eder. Şimdilik Kıbrıs’ta pek konuşulmaz. Bay Kemal örnekleri kendi içselleşme derecesine sokulmaz. Ama merak etmeyin: biz Bay Kemal’i konuşmadan kulakları tıkasak da bizde Bay Kemal tipi politikacımız çok. Basit kavramlarla sıyrılmak da mümkün değildir. Gelişmelerden uzak durmak, kılıf bulmak dahi yine gerçekleri engelleyemeyecek noktaya geldi. Ama bizde yine de her şeyde siyaset damıtılırken, siyaset konuşmama tutumuyla da olanları anlamama gerilimine gelindi.
Kısaca: tarihi günler yaşıyoruz. Salt politika değil, iklimlerden doğanın geleceğine direkt siyasetin tutumlarıyla sonuçlanıyor. İstenmese de siyasetin kendisi var. Geçenlerde bana “ne diyorsun” diyen birine dediğim gibi: varsın sen emperyalizmi falan düşünme. Neoliberalizmin ne olduğunu anlama. Sınıfsal özle sorunlara yaklaşma. Ama İran’da atılan füzelerin zehiri ve nemle bunaltan sıcak sana da ulaşır. Artan petrol veya yükselen döviz de cebini deler. Sen yine şuna sarıl: “ben siyasetle ilgilenmem.” Başka açıdan sen de siyaset yapıyorsundur. Hepsi aynı kapıya çıkar. Teslim olmak, cahil durmak seni kurtarmaz. Hele çıkarla davranışın da en basiti, beni kavurduğu gibi sıcak seni de yakacaktır. Emperyalizmin gerçekleri, öyle bir sınıfsal sistem özü vardır.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.


