.YeniçağyazılarSerdar M. Değirmencioğlu yazdı: Bizi yok yazın!

Serdar M. Değirmencioğlu yazdı: Bizi yok yazın!

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net
Kategori:

İnsan hakları konusunda Almanya’daki en güçlü kuruluşlardan biri olan Medico International, “1 Eylül Savaşa Hayır” geleneğini sürdürerek 1 Eylül’de güçlü bir çağrı yayımladı. Çağrının başlığı, savaş isteyenlere karşı çıkan ve “Sizin savaşınıza katılmayız; bizi yok yazın!” diyen gençlere gönderme yapıyordu. Bu çağrıyı siz barışseverler için kısaltarak Türkçeleştirdim.

***

Haberler her gün savaşın dehşetini duyursa da savaş hâlâ bir kurtuluş yolu olarak sunuluyor. Savaşın bariz anlamsızlığı, savaşın işe yaradığı düşüncesini sarsamıyor. Aksine, savaşın dehşeti, savaşa katılmak için bir argümana dönüştürüldü. Militarizmi sorgulayanlar, demokrasi düşmanları, naif barışseverler, hatta Putin destekçileri olarak gösteriliyor. Bu noktaya nasıl geldik?

Savaş, bir düşünme biçimidir; neyin mümkün ve gerekli olduğuna dair bir ufuk oluşturur. Bize, her şeyin askeri araçlarla sağlanacak bir güvenliğe indirgendiği, akla gelebilecek tek kurtuluş yolu olarak sunulur. Bugün silahlanma, ordu ve savaş yanlısı olmamız isteniyor; çünkü güvenliğimizi sağlayabilecek tek şeyin savaşa hazırlık olduğu söyleniyor. 

Avrupa uçurumun eşiğinde. Savaş tırmanıyor. Bu savaş, şimdiden kıtamızın öngörülebilir tek geleceği olma potansiyeline sahip. Savaşın mantığı –militarizm– siyasi tartışmaları belirliyor; diplomasi ve uluslararası politika unutuldu. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının ardından askeri gücün tek başına barışı sağlayabileceği fikri, Avrupa’nın paradigması haline geldi. Savunma ile saldırı, saldırı ile savunma arasındaki sınır giderek bulanıklaşıyor.

Ukrayna’daki savaşın yüz binlerce insanı öldürdüğü ve milyonları kaçmaya zorladığı gerçeği ortadayken, orduların sorun çözebileceğine olan inancın tükenmemiş olması, tehlikeli bir yanılgıdır. Bu yanılgı, sosyal devlet, barış ve demokrasi için büyük bir tehlikedir. Bugün inanılmaz bir silahlanma sarmalının ortasındayız. Almanya, önümüzdeki beş yıl içinde yaklaşık 700 milyar avro harcamayı planlıyor. Avrupa Birliği’nin silahlanma hamlesi başta “ReArm Europe” adını taşıyordu. Şimdi zararsız görünen “Readiness2030” adı altında gizleniyor.

İki dünya savaşından dersler çıkaran Avrupa’nın siyasi kültürü çöküyor. Barış ve demokrasi söylemiyle, sosyal devleti yok edecek eşi görülmemiş bir militarizasyon yanında demokratik süreçlere ve bunların ayrılmaz parçası olan eleştirel seslere karşı büyük bir saldırı yürütülüyor. “Batının değerleri” aynı nefeste hem öne sürülüyor hem de bir kenara atılıyor. Otoriter gidiş apaçık ortada: Almanya’da uluslararası hukukun uygulanmasında çifte standart kullanılması açıktan savunuluyor. İfade özgürlüğünü kısıtlayan “devlet çıkarları” da sürekli kullanılır oldu. Bu siyaseti güdenler demokrasiyi savunmazlar; aksine otoriter bir rejimin gelişmesi için en uygun koşulları yaratırlar.

Bütün bunlara son vermek; savaş ve silahlanmanın yarattığı çıkmazdan kurtulmak zorundayız. Yoksa hayatta kalamayacağız. Bugün gerekli olan, yeni bir enternasyonalist yaklaşımdır; milliyetçi siyasete, jeopolitik bloklaşmaya ve “medeniyetler çatışması” anlayışının yeniden canlanmasına karşı çıkan bir bakış açısı. Gerekli olan, nerede olurlarsa olsunlar savaşın sona ermesini isteyenlerle uluslararası dayanışmadır. 

Ayrıca yeni bir Avrupa fikrine de ihtiyaç var. Savaşa ve savaşa dair büyük kurgulara meydan okuyacak, büyük bir çerçeve gerekiyor. Bugün savaş mantığını –militarizmi– reddetmek, barış için çalışmak ve demokrasiyi savunmak demektir 

Uluslararası bir savaş karşıtı hareketin ortaya çıkması gecikmiştir. Bu hareket, savaşın düşüncesizce sürdürülmesine ve tırmandırılmasına karşı çıkmak için, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasını hafife almaya gerek duymaz. Bugün mesele savaşı kimin başlattığı sorusuyla sınırlı değil. Bugün acil olan soru şudur: Bu savaşın ve militarizmin toplumlarımız, düşüncelerimiz ve hayatlarımız üzerindeki hakimiyeti nasıl sona erdirilebilir?


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Şebnem Oğuz yazdı: Sınıfı Sonradan Eklememek: Türklük Sözleşmesi, Anti-kolonyalizm ve Politik Ekonomi Üzerine Bir Diyalog

Barış Ünlü’nün son dönemde yaptığı iki müdahalenin, Türkiye solunda...

Ceren Ergenç yazdı: Çinli işçinin beklenmedik ‘müttefiki’

Türkiye'de yaz boyunca fazla mesai haberleri üst üste geldi....

Özkan Yıkıcı yazdı: SDG kendini feshederken

Belli ki daha Suriye’yi çok ele almaya devam edeceğiz....

Fikret Başkaya yazdı: Hastane mi, kapitalist işletme mi?!

“En sonunda insanın ayrılmaz parçası olan her şeyin alışveriş...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,899TakipçilerTakip Et
964AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Hafta sonu esintilerinden pazartesiye düşenler

Yeni bir haftaya doğru yaklaşmaktayız. Artık ekim ayında bulunuyoruz....

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Gıbrız Cumhuriyeti Bayra’ı Asmag Yasagdır?

Koray Başdoğrultmacı ve Çinem Sonel’e… 2011 yılında Koray Başdoğrultmacı Birleşik...

Niyazi Kızılyürek yazdı: Siyasi Eşitlik Nemize Yetmez? Unutmamalıdır ki İfrat İfret Doğurur!

Kıbrıslı Türkler 1882 yılından, Kıbrıs Cumhuriyeti kurulana kadar (1960)...

Fehim Taştekin yazdı: Amerikan çekilmesi ve ulusal egemenlik: Hoş ama içi boş bir seda!

Irak 2003’teki işgalle birlikte kaybettiği egemenliğini, Amerikan güçlerinin çekilmesine...

Serdar M. Değirmencioğlu yazdı: Minab’da kıyamet yaşandı

Geçtiğimiz hafta, ABD’de bağımsız gazetecilik adına ciddi işler yapan...

Gözde Bedeloğlu yazdı: Sansürün kamusal bedeli

Türkiye’de hak ve özgürlüklerin alanı daraltılırken uygulanan yöntem hiç...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bosna Hersek makalesi kararına gelirken

Cumartesi yine Lefkoşa'dan uzaklara doğru yolculuk yaptım. Bu defa...

Canlı yayın