Hafta sonu başlayan gelişme, ikili şekliyle sürüyordu. Klasik olarak kanıtlanan ABD-İran gerçeği yaşanıyordu. Paranoyalaşan ve paradoksal travma konumuna sokulan politik güncellik esir alıyordu. Hem anlaşıyoruz hem de saldırı ikilemi yine rövanştaydı. Ama sık sık gelişen havada, bir şeylerin koparılmaya çalışıldığı da anlaşılıyordu. Ama bir mızrak vardı: İsrail. Tüm anlaşmalara karşın İsrail Lübnan’a saldırmaya, katliam gerçekleştirmeye devam ediyordu.
Sonuçta gelgit havası bir noktada yoğunlaştı. Belli ki direkt anlaşma olmasa da ateşkesle de süslenmese de, ilk hamle olarak ön anlaşma şeklinde mutabakatın olacağı izlenimi arttı. Hatta Trump bunu yine müjdeledi. Fakat İran hâlâ tereddütlüydü. En basitiyle, anlaşmada Lübnan’ı da içermesine karşın, hâlâ ateşkes anlaşması olmasına da bakılmaksızın İsrail Beyrut’u bombalıyordu.
Kimine göre Trump telefonla Netanyahu’yu arayıp anlaşmaya uymasını emreder gibi konuştu. Çünkü kimine göre tam ön anlaşma açıklanacak durumdayken, İsrail yine Lübnan’a füzeler yağdırdı, bazı yerleşim yerlerini boşaltması açıklaması yaptı. İran bunun üzerine de anlaşmadan çekileceğini, imzalamayacağını Amerika’ya bildirdi. Trump da Netanyahu ile telefon görüşmesi yapıp, anlaşmaya uymasını kendi diliyle neredeyse emredercesine vurguladı.
Sonuçta, bu defa alıştık propaganda ikileminde ön anlaşma olsa da açıklandı. Yalnız: hâlâ imzalanmadı. Sadece anlaşma metni açıklandı. Dikkat ederseniz, açıklama dahi ortak değil; her iki taraf da işine geleni vurguladı. Yine de hem saldırı hem anlaşma gelgitlerinin bir anlamda ön anlaşma olsa da ileriye doğru hamlenin olmasıdır. Tabii ki şimdiden içerik, propaganda aygıtlı çıkar değil de var olan koşullara göre de yorumlamak önemlidir. Ezber tarafçılıkla bu gerçeklik görülmez.
Tekrar edelim: şu anda olan ön anlaşmanın açıklanmasıdır. Yani, ateşkes anlaşması veya barış şu anda yapılmadı. Ama ön anlaşma açıklaması dahi kriz buhranından nefes alma şansı da getirdi. Hele ön anlaşmaya karşın, Hürmüz Boğazı ile ablukanın kırılması önemli rahatlama getirme durumundadır. Ama unutmayalım: özellikle Amerika ve İsrail eksenli aktör vardır. Bunlar anlaşmaları yapar gibi olsa da bozmaya her an hazırdırlar.
Kısa bir özetleme yaptım. Ama bununla sınırlı kalırsak, hele bir tarafın propaganda algısına teslim durumdaysak, hep yanılma ve yanıltma duşlarından çıkılamaz. Son günlerin olayı Amerika ve İsrail’in İran’a saldırma şekliyle tırmandı. Hedefler bambaşkaydı. Fakat şimdilik gelişmeler bu sonuçlara göre değildir. Anlaşmalar ise istenilen değil, varılan sonucun içeriği ile bağlı gelişmesi de kaçınılmazdır. Amerika ve İsrail İran rejimini yıkma, kendilerine bağlı yönetim kurma temel hedefti. Daha geneli ise ta doksanlar ortasında oluşturulan stratejik gerçeklik vardır. Nitekim herkesi kısa dönemli savaşla sınırlatırken, aslında ben doksanlar ortasından beri planlanan Ortadoğu projesinin günümüz halkası olarak İran’ı anlıyorum. Elbet bu hedefi bilen, üstelik ambargolardan saldırılara da yaşayan İran’ın da eli kolu bağlı şekilde beklemeyeceği de en normal düşüncedir.
Yine bu dönemde önemli sıçrama süreçleri de yaşandı. Anlaşmalar dahi yapıldı. Amerika-İran anlaşması gerçekleştirildi. Bunu bozan Amerika oldu. Çünkü hedef anlaşmak değil Ortadoğu projesine dayanarak İran’ın tasfiyesiydi. Olmaz denilen tutumlar dahi yapıldı. İran’ın yurt dışı mal varlığına dahi el konuldu. Nitekim anlaşmanın hedeflerinden biri de İran’ın temel talebi olarak el konulan varlıkların geri verilmesidir. Nedense durmadan Ortadoğu projesini öven kesimler bir ülkenin kayıtsız şartsız varlıklarına el konulmasının yanlış olduğunu bırakın eleştirmeyi, adını dahi koymayarak yok hükmüyle yorum yaptılar.
Nitekim anlaşmaları bozan, dilediği kişilere suikast düzenleyen, ülkeyi parçalamak için kışkırtıcılıktan para dökmelere varan uygulamalar, artık son noktasına geldi. Proje İran halkasına yönelindi. Birçok en modern saldırı, soykırımlı hamleler ve kuralların yerle bir edildiği saldırılar gerçekleşti. Bunları nedense kimse sorgulamadı. İki taraf gibi sunup İran’ın eleştirisiyle sonuca gitme algıları süsletildi. Fakat olmadı. İran da hazırlandı. Burada işler tezat olunca da kaçınılmaz kırılma egemen blokta çıktı. Yalanıyla doğrusuyla bir Amerikan-İsrail çelişkili tutumları da gördük. Amerika Gazze soykırımında dahi emperyalist bloku korurken, İran saldırılarında giderek yalnızlaştı. Yalnızlaşma nedeni ise istenilen hedefe ulaşmamasının önemi göz ardı edilmemelidir.
Çok kirli ve çirkin propaganda ile saldırılar sürecini yaşadık. Gelgitlerin birbirleriyle karıştığı algı uçuşmalarına tanık olduk. Bir anda en tehlikeli savaş yıkımı hazırlığı, ansızın barış havariliğine geçiş açıklamalarıyla kafalar epey karıştı. Hangisi derken, ötekisinin yürürlüğe geçişlerini izledik. Ama beklenen sonuç gelmedikçe, sesler de yükseldi. Bedelin artık ödetilmeden kendine dönmesine tanık hale sokulduk. Şimdi olan ön anlaşma adımı ise bize aslında yaşananın resmi sonucunu da belirtiyor. Neler hedeflenip, sonuçta nereye gelindiğini kolayca kıyaslama şansımız var. Çünkü laf değil meydanlar sonucu etkiliyor.
Nitekim İran’ın tasfiyesi, rejim değişimi gibi olgular değil, el konulan İran varlıklarından Hürmüz Boğazı’nın açılması aşamasına gelindi. Ayrıca İran rejimi şimdilik ayakta iken, gelecek hesaplarda değişik önlemlerin de sırıtması kesin. Körfez ülkeleri Amerikan şemsiyesinden ödetilen bedel sonucu bakışlarda değişkenlik de olası. Ama İsrail konusu belli ki Ortadoğu denkleminde istenmese de tartışılmaya adaydır. Ama Amerika’nın müttefikleriyle yeni yelpaze hamleleri de şimdiden başladı. İbrahim anlaşmalarına almak istedikleri ülkeler dahi hamle anlamında önemlidir.
Kısaca, İran-Amerika cephesinde şimdi gelgit çıkmazından sanki nefes alma aşamasına doğru gidiyoruz. Ama unutmayalım: başta Amerika kendi anlaşmalarına uymamada şampiyonluğa oynuyor. Bu nefes alma süreci ön anlaşma açıklamasıyla başladı. Görüşmeler devam edecek. Bozmaya hazır Amerikan çevreleri ile İsrail devleti gerçeği de malum. Onun için izlemek önemlidir. Bütünsel değerlendirmek kaçınılmazdır. Gelinen aşamanın ta doksanlar projesi varlığını akıldan sökmüyelim. Üstelik bu plan için şimdi “Hazar’dan Akdeniz’e” ifadesi de konuldu. İnsanların şüpheyle bakmaları da hayatın kendisinden kaynaklanmaktadır. Kesin olan ve pek söylenmeyen, açıklamalarla ve anlık tavır değiştirmeler sonucu epey servet kayışı olduğudur. Oynanan borsa oyunları ile yatırım tercihleri genel tekelci burjuvazide de denklemleri kaydırdı. Hele de emperyalist rekabet bakımından bazı ileride sonucu hissedilecek ittifaklar dahi oluştu. Kazanan mı: sanırım başlangıçtaki nedenlerle başlayıp gelinen son aşamaya bakarak, kimin isteklerinin karşılandığı gözlemiyle yeterlidir.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



