yaklaşımlarAykut BektaşoğluMaho ağa doğru söylüyor – Aykut Bektaşoğlu

Maho ağa doğru söylüyor – Aykut Bektaşoğlu

Filmden bir sahne anlatayım. Fakat ondan önce bir iki söz söylersem iyi olur. Hem filme yorum olur, hem de kendimizden söz ederiz.

Herkesin dilinde dolanıyor. Bizler, birlikte, tüm ülke, ülke çıkarı, herkes falan deniyor.

Salgın yaşıyoruz, sağlığımız tehlikede, ekonomimiz kötüye gidiyor, nasıl toparlanalım deniyor. ‘Biz’ deniyor. Hep birlikte!

Mesela iş yerlerini açalım, asgari ücretliler ve daha güçsüzler, daha az maaşla çalışsın, kurtulalım. Gemiyi yürütelim.

Kimin gemisini?

Kimin ekonomisini?

Kimin kar teknesini?

Aç olan yine aç.

Biz ise yine ‘Biz’ kalalım…

Her şeyi, sömürülen sınıf yaratacak, başka sınıf sahip çıkacak.

Sömürülen sınıf, kendi için yürümeyecek…

Uzatmayalım,

Film Kibar Feyzo. Son sahneye yakın. Ağa havuzda. Bilo koşarak gelir…

  • Ağam ağam.
  • Gene ne var lan?
  • Feyzo Gülo’yu kaçırdı Ağam.
  • Ula niye bıraktın Dürzi?
  • Silah çekti Ağam. Vallah canımı zor kurtarmışam.
  • Ulan Bilo senin dilin ne söylüyor?
  • Köyü istediğine satsın dedi. Gidiylermiş.
  • Ula delendin mi sen? Kim gidi? Nere gidiyi?
  • Köy gidiyi Ağam.
  • Sen ne diyorsun oğlum? Köyün nerde görülmüştür yürüdüğü? (Uzaktan gelen sesi duyar.)
  • Bu davul da ne oluyor lo? Köyde düğün mü kurdular benden habersiz?
  • Düğün havası değil. Cenk havası bu ağam…

 

Ağa doğru söylüyor. Köy denen şey, İktidar ve diğerleridir. İki şeydir. Köylü ve diğer sınıfın yaşam alanıdır.

Köy deyince, sömüreni ve sömürüleni ayni saymış oluruz.

Köy yürüse ağanın haberi olmalıydı. Olmaması olası değil.

Ağa iktidarı temsil edendir. Yöneten sınıftır. Köylü halktır ve çalışır (sömürülür). Asgari yaşam koşullarında veya onun altında yaşam koşullarını kabul eder. Kabul etmek zorundadır. Çalışma ile elde edilen şeylerin tümü iktidar sınıfınındır. Böyle olmak zorundadır.

Bunun dışında bir yaşam kurulmasına izin verilemez.

‘Nerde görülmüştür köyün yürüdüğü’ derken, ‘Köylünün’ demek istenmiştir. Çünkü böyle bir şeyden haberi yoktur. İktidarın yolunda olmayan yaşam planı kabul edilemez.

Bir şey yapılacaksa ‘köy’ diye yapılacak. ‘Köy’ diye yapılan ise iktidarın çıkarına olacaktır kuşkusuz.

Nitekim son sahnede, kendi yolunu yürümeye çalışan köylünün yolu kesilir ve engel olunmaya çalışılır…

xxx

Ada’da yaşıyoruz. En ufak bir karantina çabası ile virüs girişi engellendi. Böylelikle, bulaşma ertelenmiş oldu. İlaç veya aşı bulununcaya kadar, böyle sürdürülebilir.

Bu süreçte yalnızca zorunlu ihtiyaçlar için çaba sarf edilebilir. Bunun için gereken kaynaklar,  çalışan emeğinden el konulanlarla zaten Devlet kasalarında var olmalıydı! İktidar sınıfı bunun tedbirini almış olmalıydı. Sermayenin gasp ettiklerini de buna eklersek, oldukça uzun bir zaman kazanılabileceği ortaya çıkıyor.

Salgının gündeme gelmesi ile büyük bir yalan ortaya çıkıyor. Aksini iddia ediyorlardı fakat sosyal yaşamın düşmanı olan bu düzen, nihayetine gelmiş görünüyor. Temel şeylerden olan sağlık ile ilgili hiçbir projesi bile olamıyormuş. Sermaye büyütme konusu dışında hiçbir konuda düşünce kabiliyeti yok.

 

Ne yapılıyor?

Yönetici sınıf, çok uzun toplantılar yapıp, zorda olan sınıfın gözünün içine bakıyorlar ve ‘Karar aldık, bizi kurtar. Daha az ücretle çalış, hayatını riske at. Aksi halde bütün sermayemiz eriyor…’ diyorlar.

Emeğini satarak yaşamak zorunda olanlar parmağını kımıldatmazsa kimse yaşamını sürdüremez… Aslında iktidar acizdir…

Ezilen sınıf, ayni şeyi yaptıkça, küçük sınıf, daha da zengin oluyor, kendisi ise daha çok yoksunluğa giriyor…

Ezilen sınıf ne yapmış oluyor?

Sermaye sınıfı ile birlikte kendi sınıfına karşı mücadeleye girmiş oluyor. Diğer sınıf, sömürülen sınıfın çalıştırılması, yani sömürülmesine, ‘Fakirlikle mücadele’ diyor. Tuhaf olan, fakirlikle mücadele adına çalıştırılan (Sömürülenler), sermaye sınıfına fayda sağlamış oluyor. Kendisi daha fakir oluyor.

Zorda olanın asıl sorunu ‘Sermaye düzeni’ çıkarlarına karşı olmalıdır.

‘Bütün köyün ayni yolu yürümesi’, kötüyü daha kötü yapar.

 

Hesapları:

Hızlı para toplayabilen ve kalabalıkla işi olmayan, sözde bulaş riski taşımayan esnaf açılacak. Düşük maaşla çalışanlar işe başlayacak. Virüs riski ile karşılaşacaklar. Esnaf vergi ödemelerini yapacak. Bu paralarla, devlet maaş ödeyecek, belki daha önce almış olduğu borç faizlerine ödeme yapmayı düşünecek. Alışveriş tekrar edecek. Böylelikle tekerlek dönmeye devam edecek.

Bunlar boş çabalar. Olmayacak işler, sömürülenin sağlığı üzerinden tekrar tekrar oynanmaya çalışılıyor.

Salgını dikkate alsak da almasak da pazarda para çevirmeye dayalı düzenin sürdürülmeye çalışılması ahmakça.

Niye böyle diyorum?

Salgın koşulu suratlara çarpmışken bile; çıkmazdayız, yolun sonu kapalı, tüm gücümüzü yalnızca herkesin temel ihtiyaçlarını karşılamak için harcayalım, tefeci sistem için para dolandırmaya çalışmak boş işler denmiyor. Denmeyince de her şey daha da karmaşıklaşıyor.

Bunu demek onların işi değil…

Bizim için yürüyüş, insan uygarlığını yaratanların yürüyüşü olmalı. Köyün değil…


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Aykut Bektaşoğlu yazdı: Kapitalizme karşı özgür, demokratik, insan ve doğayı önceleyen bir Kıbrıs yüceltilmeli

Ekonomi büyütülüyor Ekonomiyi büyüterek daha çok gereksiz iş alanı ve...

Aykut Bektaşoğlu yazdı: Barış ve demokrasi asıl sahibi olan halkın elinde yükselecek

Görünen o ki, hareketli bir yıl yaşanacak. Önümüzdeki iki...

Halk direnişi sevdi, grev dalgası iktidarı korkutuyor – Aykut Bektaşoğlu

Bir adım öne çıkmışken, demokratik düzenin nasıl oluşturulabileceği konu...

Savaş – Aykut Bektaşoğlu

Kötülük düzeni koskoca insanlıkla bir oyuncak gibi oynuyor. O...

Ne oluyor ve kısaca seçim – Aykut Bektaşoğlu

Şu anki durum, Ada’nın geleceğinin, çökme düzeninden beslenen bir...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,901TakipçilerTakip Et
964AboneAbone Ol

Son eklenenler

Kıvanç Eliaçık yazdı: Devlet, sınıflar ve Poulantzas

Hayır, Karl Polanyi değil. Nikos Kazancakis hiç değil. Bahsettiğimiz...

Gıbrızlıca Konuşan Gıbrızlılar Birbirlerini Sever?

“Gıprızlıca gonuşan Gıprızlılar biribirlerni sever?” gibi saşma bir soru...

Fehim Taştekin yazdı: Suudileri kurtarmak!

İran’dan sonra Yemen savaşı, çağın savaş baronlarına ders vermeye...

Ümit Akçay yazdı: COP31’e doğru: Antroposen, kapitalosen ve ekolojik emperyalizm

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 Küresel Riskler Raporu, çarpıcı bir çelişkiye...

Aras Coşkuntuncel yazdı: ABD demokrasisi ve İran savaşı

Kant “Mutlak monark nedir? ‘Savaş olmalı’ diye emrettiğinde, savaşın...

Emre Demir yazdı: Farklılıklar içinde birlik arayışı: 18. BRICS Zirvesi

Yeni Delhi’de 18. BRICS Zirvesi, 12-13 Eylül 2026 tarihlerinde...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye COP 31’e hazırlanıyor

Kömür, petrol ve gaz gibi fosil yakıtların kullanımı iklimi...

Özkan Yıkıcı yazdı: İki kavramdan sıyrılmak umuduyla

Lefkoşa'da dar eksenden sıyrılmak istedim. Her konudaki iki kuramın...

Canlı yayın