yazılariktibasMahir Ulutaş yazdı: NATO'nun yeni enerji mimarisinde Türkiye'nin zorlu rolü

Mahir Ulutaş yazdı: NATO’nun yeni enerji mimarisinde Türkiye’nin zorlu rolü

Orjinal yazının kaynağıbirgun.net
Kategori:

7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen 36. NATO Liderler Zirvesi, ittifakın “NATO 3.0” olarak adlandırılan yeni bir stratejik döneme geçişini temsil etmekte. Sonuç bildirgesine de yansıyan ve aslında uzun bir dönemdir konuşulan bu stratejik yönelimin temel karakteristiğini ise Rusya’nın çevrelenmesi ve Çin’in ana tehdit olarak algılanması oluşturuyor. Yeni dönem, ittifakın sadece coğrafi sınırlarını değil, aynı zamanda savunma harcamalarını, teknolojik altyapısını ve müttefikler arası görev dağılımını kökten değiştirmeyi hedefliyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin odağını Asya-Pasifik bölgesine kaydırmak istemesiyle birlikte, Avrupa’nın savunma yükünün “Avrupalılaşması” ve yüzde 2 olan savunma harcaması hedefinin gayrisafi milli hasılanın yüzde 5’ine çıkarılması uzun bir süredir zaten gündemde. Bu nedenle başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerinin büyük bir silahlanma kampanyası içinde oldukları görülüyor.

Bütün bu yeniden yapılanma içerisinde Türkiye’nin “özel” bir rol oynayacağı da anlaşılıyor. Türkiye, savunma sanayiindeki kısıtlamaların (Kaan motoru, F-35 vb.) kaldırılmasını, iktidarın büyük desteğiyle palazlanan Türk savunma şirketlerinin NATO’nun tedarik zincirlerine daha derinlemesine eklemlenmesini ve dolayısıyla Avrupa güvenlik mimarisi içinde daha fazla yer almayı beklemekte. Bölgesel savaşların yaşanmakta olduğu bir dönemde bu durum, ülkenin dışa bağımlılığını derinleştirme ve iç siyasi baskıları artırma “zorunluluğunu” da beraberinde getirmekte.

***

Diğer yandan Rusya ve Çin’i kuşatma ve zayıflatma projesinin koşullandırdığı bu yeni güvenlik mimarisinin enerji sistemleri, kritik mineraller ve tedarik zincirleri gibi unsurların da kolektif savunmaya entegrasyonu ile başarılabileceği açık. Emperyalist merkezlerin Türkiye’den beklentisini ise ülkenin NATO için askeri üretim, gerektiğinde asker kaynağı ve enerji tedarik / transit geçiş merkezi olma yönünde toptan dönüşümü oluşturuyor.

Türkiye, geleneksel “geçiş köprüsü” rolünün yeniden tanımlanmasıyla, enerji, dijital altyapı, elektrik şebekeleri ve ulaşım koridorlarının kesiştiği çok boyutlu bir stratejik düğüm noktası haline getirilmekte. Yakın dönemde sıklıkla şahit olduğumuz ülkeye ait kritik minerallerin emperyalist merkezlere tahsisi ve coğrafyamızın hemen her noktasında geri dönüşü mümkün olmayan tahribatlara yol açan sömürge madenciliği pratikleri bu toptan teslimiyetin bir boyutunu oluştururken, ABD’li ExxonMobil ve TotalEnergies ile dev LNG anlaşmaları gibi gelişmeler bir diğer önemli boyutu oluşturuyor. Bütün bu tabloya Suudi Arabistan’la imzalanan yenilenebilir enerji kaynakları alanındaki yeni nesil kapitülasyon anlaşmaları da eklenmeli.

Enerji Bakanlığı’nın ülke toplam kurulu gücünü aşan yenilenebilir enerjiden elektrik üretimi ve enerji nakil hatları yatırımını “müjdeleyen” 2035 Vizyon Belgesi ise bu tabloyu tamamlayan özlü bir doküman niteliğinde. İhtiyacımız olmayan enerjiyi üretip Avrupa’ya iletme hedefinin; Türkiye’nin doğal kaynaklarının ve kültürel varlıklarının yıkımı pahasına ülkenin bir elektrik dağıtım merkezi haline getirilmesinin Türkiye’nin kendi ihtiyaçlarıyla ilgili olmadığı aşikâr.

Ancak diğer yandan Türkiye’nin enerji güvenliği, NATO’nun “en büyük tehdit” olarak tanımladığı Rusya ile kurulan yapısal bağımlılık nedeniyle karmaşık bir denge üzerinde. 2024 verilerine göre Türkiye, doğalgaz ihtiyacının %58’ini, petrol ithalatının ise %68’ini Rusya’dan karşılamakta. Ayrıca, sahadan gelen bilgiler pek desteklemese de 2026 yılında kısmi üretime geçeceği söylenen, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin Rus kontrolünde olması, bu bağımlılığı stratejik bir düzeye taşıyor.

Her ne kadar siyasi iktidar bu durumu, bir zafiyetten ziyade, stratejik otonomi çabasının bir parçası olarak sunsa da safların gitgide keskinleştiği ve sertleştiği bir tarihsel döneme girmekte olduğumuz düşünülürse, bu amorf durumun daha ne kadar ve ne pahasına sürdürülebileceği ciddi bir soru işareti.

***

Her geçen gün gittikçe sertleşen saflaşma, durumu idare etmenin mümkün olmadığı, oluşturulan enerji mimarisinin sınır koşullarında test edilmesinin neredeyse zorunda kalınacağı dönemlere geldiğimizi gösteriyor. Ancak merkezi bir plan ve kamusal bir anlayışla, kritik enerji altyapılarının kamu eliyle yürütülmesi genel stratejisi çerçevesinde göğüslenebilecek bu döneme, ne yazık ki madenlerimizin uluslararası tekellere, elektrik altyapımızın özel sektörün kısa vadeli kâr hırsına teslim edildiği, dışa bağımlı bir modelle giriyoruz. NATO’nun yeni “enerji güvenliği” mimarisinin bu dışa bağımlılığı üstel olarak artıracağı da gün gibi ortada.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Ümit Akçay yazdı: COP31’e doğru: Antroposen, kapitalosen ve ekolojik emperyalizm

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 Küresel Riskler Raporu, çarpıcı bir çelişkiye...

Emre Demir yazdı: Farklılıklar içinde birlik arayışı: 18. BRICS Zirvesi

Yeni Delhi’de 18. BRICS Zirvesi, 12-13 Eylül 2026 tarihlerinde...

İ. Uğur Toprak yazdı: Gıdanın Dünü, Bugünü ve Geleceği

Başlığa bakınca ister istemez düşünüyor insan. Gıdanın dünü neydi,...

Kerem Göktan yazdı: 11 Eylül sonrası ABD-Çin ilişkileri: Ortak yaşam-gerginlik sarmalı

11 Eylül 2001’de gerçekleşen radikal İslamcı terör saldırısı sonrası...

Enzo Traverso yazdı: Marx, tarih ve tarihçiler: Yeniden kurulması gereken bir ilişki

Son yıllarda başlayan ve yaygın olarak “yeni eleştirel düşünceler”...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,898TakipçilerTakip Et
965AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Aksa Tufanı’ndan Mekke ittifakına gelirken

Önemli siyasal tarihçi, Aksa Tufanı ile Ortadoğu'da yeni bir...

Metin Yeğin yazdı: Borçlular hâlâ birleşiyor

On yıl önce Barcelona’da birileri bana şöyle demişti: “Banka...

Hediye Levent yazdı: Mekke Antlaşması’nın zor imtihanı

Türkiye ve Pakistan Mekke Antlaşması gereği Suudi Arabistan’a askeri...

Özkan Yıkıcı yazdı: Teknoloji ağına takılan makalenin yeniden yazılma zorunluluğu

Brezilya ve İspanya'daki seçim rüzgârları üzerine Bu yıl önemli seçim...

Ecehan Balta yazdı: Adil dönüşüm neyi dönüştürecek?

Ekolojik kriz üzerine konuşmaya başladığımız anda tartışma çok hızlı...

Taner Akçam yazdı: “Sallandıracaksın birkaç tanesini, bak bakalım yolsuzluk oluyor mu?”

Bu sözü eskiden kahvehanelerde çok duyardım. Şimdi eskinin kahvehaneleri...

Özkan Yıkıcı yazdı: Güncemize düşen Mekke anlaşması

Kıbrıs'ta yaşamanın önemi ve dezavantajları mutlaka vardır. Bazı konularda...

Volkan Yaraşır yazdı: Adorno, Minima Moralia ve faşist salgın

Frankfurt Okulu’nun ya da Eleştirel Teori’nin kurucusu ve en...

Canlı yayın