Kıbrıs Cumhuriyeti parlamento seçimleri yapıldı. Elbet seçimler Kıbrıs’ın güneyinde gerçekleşti. Ayrıca: Parlamento’da seksen vekilli sandalye var. Elli altı sandalye için vekillik seçimi oldu. Yirmi dördü Kıbrıs Anayasası’na göre Türklerin olduğu için boş kaldı. Bu basit bilgiyi dahi bilen epey kişi kaldı. Hatta daha da somutlarsak, önemli bilen kesim dahi yirmi dört sandalye olayından haberi dahi yok. Ama hepsi Kıbrıs sorunu lafını konuşmaya da bayılır.
Madem sonuçlardan önce bazı olgulara dokunuyorken devam edelim. Örneğin önceki değerlendirme yazımda da eskiye göre Kıbrıs’ın güneyindeki seçimlere ilgi bu defa oldukça az. Hatta belki de adet yerini bulsun olmasa, konuyu yazacak insan sayısı da azalacaktı. Öyle ki ilgisizlik sonucu Kıbrıs Cumhuriyeti seçim gerçeği veya yirmi dört sandalyenin ancak Türklerin doldurulma yasallığı varlığından habersizce konu ele alındı. Hatta tuhaf gelmesin, konudan giderek cahilleşip bilgiç hamasicilik yapanların bazıları, neden bizlerin oy kullanamayacağı, güneydeki Kıbrıslı Türklerin vatandaş olmasına rağmen seçime katılmadığını söyleyerek sorgulayanlar dahi oldu. Bunlar yeniden Kıbrıs algılarının hamasi ve cehalet deryasında üretilmesinin bir tekrarından öteye gitmiyor.
Seçimin sayısal sonuçlarına girmeden, genel seçim yanlış algılama kriterlerinden ikisine de dokunacağım. En önemlisi, tıpkı öteki seçimler gibi aynen güneydekiler için de uygulanıyor. Sanki toplumlar statikmiş gibi yorumlar yapılır. Ölen ve gelen yeni nesil dahi gözetilmez. Bir sayı konulup genelleştirilir. Değişmeden hep şu kadar sağ, şu kadar sol oy var denilir. Hâlbuki toplumlar statik nüfus yapısına dahi sahip değildir. Yaşlılar ölür ve gençler de oy kullanma yaşına gelir. Bunlar dahi yapısal kaymalar getirmeye adaydır. Hele de sorunların durumu veya oluşan birikimin yansıması yeni nesil oylarda oldukça etki yapmaya adaydır.
İkinci nokta da şu: Genelde kamuoyu yoklamaları yapılır. Burada kullanılan teknik ve konuşan katılımcının doğru yanıt vermesi önemlidir. Ancak son dönemlerde benim gözüme sokulan başka bir olgu daha yakaladım. Genelde kamuoyu araştırmalarında cevapsız bırakan veya boş diyenler de var. Genelde araştırma yapılırken bu tür kesimler sonradan dağıtılarak parti oyuna eklenir.
Biraz incelediğimde, ek bilgilerime baktığımda bunun zaman zaman fazla yanılmadaki etkinin bundan kaynaklandığını gördüm. Özellikle bağımsızım veya oy vermeyeceğim diyenlerin sandıklara gidildiği anda özellikle güçlü partilere meyil yaptığını sanıyorum. Öyle ya, kim kazanıp da görünmek veya tarafsız görünüp seçmen pazarlığı yapmak isteyenlerin de olduğu kesin. Başka şekilde duyulan tepki ile son anda karar verenler de kazanacak muhalefete yönelir. Hem bizde hem de Türkiye’de bu eylemlere sık sık rastlıyoruz.
Yine fazla tepki olmama durumunda sandığa giden çekimser veya pazarlıklılar küçük partilere oy verme eylemi olmaz. Nitekim güneydeki birkaç seçim tablosu öncesi kamuoyu araştırmasına bakarsanız, örneğin EDEK gibi partinin tahmin edilen normal ile dağıtılan oy cenderesinde bunu görürüz. Buna karşılık AKEL ve DİSİ’de daha fazla oy alma gerçeği vardır. Onun için tarafsızım veya sandığa gitmeyeceğim oyların kamuoyu araştırma sayılarına göre dağıtılması her zaman doğru olmaz. Özellikle militan partilerin her zaman direkt oy ile seçim sonucu daha çakışan sayıda çıkar. Nitekim ELAM, oy dağıtmada oyları yükselirken seçim sonucunda da gördük ki tarafsız oy dağılımlı değil de normal yanıt veren rakamlara daha yakın oy aldığını görürüz.
Gelelim sonuçlara: En net görülecek durum, Devlet Başkanı Hristodulidis’in cephesi yara aldı. Onu destekleyen üç partiden ikisi barajı geçemedi. DIKO’nun ise oyları düştü. Buna karşılık “mızıkçılık yapan” iki büyük parti mecliste sandalye sayısını korudu. İkinci nokta da, Avrupa ve genel dünya rüzgârı Güney Kıbrıs’a da ulaştı. Popülist kişisel çıkışlı iki parti artık parlamentoda. Doğrudan Demokrasi ile ALMA, hem de görüşleri net olmamasına rağmen kitlesel destek aldı. Bu da siyasal erozyonla neoliberal eksendeki gerçekliğin günümüz Kıbrıs aynasına girdiğini göstermektedir.
Faşist parti ELAM ise katılımlı dağıtma dışındaki oy beklenen oranı alırken, özellikle Avrupa’da yükselen faşizmin de adadaki resmi oldu. Tabii ki artık şu gerçeklik Kıbrıs’a da çoktan geldi: Sağa kayış, çeşitlendirme, faşist normalleşme ve popülist kişisel medya veya olgu çıkışlı düzen zemini artık yerleşti. AKEL’e değinmeden geçemeyeceğim: AKEL aslında ikili karakteristikliğin tarihî sonucuyla ayakta. Sovyetler yanlısı bir parti idi. Aynı zamanda Kıbrıs Cumhuriyeti merkezi devletli yapının da destekleyeni hâlindeydi. Sovyetler’in dağılmasına karşın direkt ayakta kalıp gücünden fazla bir şey kaybetmeyen yapıdır. Bunun başka pek örneği yoktur.
İkinci nokta: AKEL şu anda hâlâ arayışta. Soldaki hâlâ doldurulamayan genel boşluk ile güçlü kurumsal yapısıyla Kıbrıs gibi bir yerde olma ikilemi, resmî yapıyla olan ilişkiler AKEL’in hâlâ hem “sol” denip ayakta kalmasını da gerçekleştirdi. Üstelik kim ne derse desin: Hristofiyas dönemi, öyle tüm müdahalelere karşın fena geçmedi. Aynı zamanda AKEL’in desteklediği liderler döneminde kamusal birçok hak da alındı. Toplumsal muhalefet örgütleriyle direkt bağı var.
Toplamına gelince: Kıbrıs AB üyesi; AB sorunları ve çalkantıları direkt onu etkiler. Hatta kıpırdamak istese son bankalar darbesi gibi ihtarları da aldı. İkincisi, hâlâ Kıbrıs sorunu kronikleşerek normal hayat şekline dönerek sürüyor. Hem devam hem de sorun ikilemi hep vardır. Üçüncüsü, bölgemizdeki Ortadoğu gerçekleri de yaşanıyor. Ada hem Kıbrıs sorunu hem de özellikle son Ortadoğu gelişmeleriyle askerî stratejik kullanımı da yoğunlaştı. Bu da adanın hem genel hem de uluslararası boyuttaki yerini resmen aynada yansıtıyor.
Bunlar adadaki politik eksenin oluşmasında oldukça etkili oldu. Ayrıca Kıbrıs’ın da sokulduğu neoliberal yapı resmen çöktü. Ama seçeneği yok. AB kontrolü, emperyalist yeni stratejik sömürge gerçekleri ile fiilen ikiye ayrılıp farklı farklı gelişmelerin çalkalanıp yaşanıp normalleştiği günlerde seçim yapıldı. Tek seçeneksizlik, hâlâ adanın yarını için iç dinamiklerle hareket edip güçlenen siyasal düşüncenin dahi olmamasıdır.
Kısaca, ben rakamlarla seçim sonuçlarını tekrar etmeden, ama bu sonuçları bilenlerin daha fazla yararlanacağı bir makale yazmayı uygun gördüm. Şimdi bu yazıyı okuduktan sonra yapılan seçimlerde neden sağa kayıldığı, merkezin çözüldüğü ile başkanın açık destekçilerinin azaldığı renklerini daha kolay anlayacağınızı tahmin ediyorum. Gerektiği anda sayısal sonuçlarla siyasal mesajları da yazacağım. Ama Kuzey o denli yabancılaştı ve yok sayıyor ki, özellikle Türkiye’ye yaranıp koltuğunda kalma havasıyla şöylesine konuşurken dahi faşistliğin içten dışa vurmasını da sonuçları yorumlarken gördük. Bu da başka bir gerçek.




