EL-SEN Başkanı Ahmet Tuğcu, Girne’deki gemi faciasından Kıb-Tek’teki iş güvenliği sorunlarına, enerji politikalarından Sayıştay raporlarına ve yeni jeneratör ihalesine kadar birçok başlıkta hükümeti eleştirdi. Tuğcu, yaşananların tek tek kazalar olarak değerlendirilemeyeceğini savunarak “Bu geminin batmasıyla ülkenin batması açısından artık bitti. Son noktadır bu” dedi.
4 Eylül Cuma günü Gündem+ programında İsmet Özgüren ve Murat Kanatlı’nın konuğu EL-SEN Başkanı Ahmet Tuğcu oldu. Tuğcu, Girne’de yaşanan gemi faciası üzerinden ülkedeki denetim, liyakat ve kamu yönetimi sorunlarını değerlendirirken, Kıb-Tek’teki iş güvenliği, enerji üretimi, Sayıştay raporları ve yeni jeneratör ihalesiyle ilgili de çeşitli iddialar ve eleştiriler ortaya koydu.
Tuğcu, farklı alanlarda yaşanan olayların birbirinden bağımsız olmadığını, ortak sorunun denetim ve kamu yönetimindeki zafiyet olduğunu savundu.
“Bu geminin batması, ülkenin batması açısından son noktadır”
Tuğcu, facianın kendisini kişisel olarak da etkilediğini belirterek hayatını kaybedenlerden birinin Kıb-Tek çalışanı ve EL-SEN üyesi olduğunu söyledi.
Faciada yaşamını yitirenlerin yakınlarının yaşadığı acıya dikkat çeken Tuğcu, olayın yalnızca “iş kazası” olarak açıklanamayacağını savundu.
“Bu kadar basit değil yani bu iş” diyen Tuğcu, yaşananları “bildiğimiz toplu bir cinayet” olarak nitelendirdi.
Tuğcu’ya göre sorumluluk yalnızca gemide görev yapan kişilerle sınırlı tutulamaz. Hükümetin siyasi sorumluluğunun da araştırılması gerektiğini savunan Tuğcu, “Bu cinayetlerin tek sorumlusu Ünal Üstel’dir bana göre” ifadelerini kullandı.
Cevdet Yılmaz’a tepki: “Sen devlet olarak hangisini kurtardın?”
Tuğcu, Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın facianın ardından yaptığı açıklamalara da tepki gösterdi.
Yılmaz’ın “anında müdahale ettik” şeklindeki açıklamalarını eleştiren Tuğcu, kurtarma çalışmalarının önemli bölümünün özel tekne sahiplerinin kendi imkânlarıyla gerçekleştirildiğini savundu.
Sosyal medyada gördüğü görüntülere dayanarak konuştuğunu belirten Tuğcu, bir tekne sahibinin 120, bir diğerinin 70, başka bir tekne sahibinin ise 50 kişiyi kurtardığını söyledi.
“Sen devlet olarak hangisini kurtardın?” diye soran Tuğcu, KKTC’nin böyle bir durumda kendi kurtarma kapasitesinin ne olduğunun sorgulanması gerektiğini belirtti.
Tuğcu ayrıca Kıbrıs Cumhuriyeti’nin olay sırasında yardım önerisinde bulunduğunu ve bu yardım teklifinin reddedildiğini savundu.
“Devletin denizde kurtarma ekipmanı nerede?”
Tuğcu, facianın ardından bölgede görülen kurtarma unsurlarının ağırlıklı olarak Türkiye’ye ait gemi, uçak ve İHA’lardan oluştuğunu belirterek KKTC’nin kendi deniz kurtarma kapasitesinin sorgulanması gerektiğini söyledi.
Denizde meydana gelebilecek bir facia için devletin hangi araçlara, ekipmana ve müdahale kapasitesine sahip olduğunun açıkça ortaya konulmasını isteyen Tuğcu, denizcilik alanındaki eksikliklerin yalnızca kazadan sonra değil, öncesinde de tartışılması gerektiğini savundu.
Limanlar Dairesi: “Programda var ama kadro bile doldurulmadı”
Tuğcu, hükümet programında Limanlar Dairesi ve denizcilik alanında verilen sözleri de gündeme getirdi.
Limanlar Dairesi’nin uluslararası standartlarda düzenleyici ve denetleyici bir otoriteye dönüştürülmesinin, denizcilik mevzuatının geliştirilmesinin ve gerekli kurumsal yapının oluşturulmasının hükümet programında yer aldığını belirten Tuğcu, aradan geçen sürede bunların hayata geçirilmediğini savundu.
Dairenin müdür ve müdür yardımcısının emekli olduğunu ve uzun süredir gerekli atamaların yapılmadığını söyleyen Tuğcu, buna rağmen kurumun başında denizcilik alanında uzman olmayan kişilerin bulunmasını eleştirdi.
Tuğcu, “bilgisayarcı” olarak nitelendirdiği bir kişinin denizcilik denetiminin başında bulunmasını da liyakat sorununun örneği olarak gösterdi.
Denetlenmeyen elektrik malzemeleri
Tuğcu, denetim sorunlarının yalnızca denizcilik alanında olmadığını söyledi.
Elektrik tesisatları ve kullanılan malzemeler konusunda da ciddi denetim eksiklikleri bulunduğunu savunan Tuğcu, otellerde yaşanan elektrik kaynaklı ölümleri gündeme getirdi.
Elektrik Mühendisleri Odası’nın denetiminden geçtiği söylenen malzemelerin dışında kaçak ve standart dışı elektrik malzemelerinin de ülkeye girebildiğini iddia eden Tuğcu, elektrik güvenliğinin yalnızca kâğıt üzerinde yapılan kontrollerle sağlanamayacağını belirtti.
Tuğcu’ya göre gemi faciası ile elektrik kaynaklı kazalar arasında doğrudan bir teknik bağ bulunmasa da her iki alanda da ortak sorun etkin denetimin yapılmaması.
“Kıb-Tek’te yıllardır uyarıyoruz”
Tuğcu, Kıb-Tek’te iş güvenliği konusunda yaklaşık dört yıldır uyarılarda bulunduklarını söyledi.
Kıb-Tek yönetim kurulu ve genel müdürünün yasa gereği her yıl iş güvenliği risk analiz raporlarını imzalaması gerektiğini belirten Tuğcu, bu yükümlülüklerin yerine getirilmediğini savundu.
Sendika olarak iş güvenliği konusunda uzman akademisyenleri kuruma götürdüklerini ve riskleri raporladıklarını belirten Tuğcu, Teknecik Elektrik Santralı’nda kullanılan bazı ekipmanların standartlara uygunluğu konusunda da daha önce uyarılarda bulunduklarını söyledi.
“Kıb-Tek’in patlaması kıl payı önlendi”
Tuğcu, Teknecik Elektrik Santralı’nda yaşanan patlamayı da gündeme getirdi.
Patlamadan yaklaşık 35 saniye önce bir çalışanın makinelerin önünden geçtiğini gösteren kamera görüntülerini gördüğünü belirten Tuğcu, olayın yanlış bakım, denetimsizlik ve yetkisiz kişilere yaptırılan işlemler nedeniyle meydana geldiğini savundu.
Daha büyük bir facianın kıl payı önlendiğini söyleyen Tuğcu, sendikanın yıllardır yaptığı iş güvenliği uyarılarının dikkate alınmadığını ifade etti.
“Kuralı” değil, “Toprak Ürünleri Kurumu dönemindeki iş cinayeti”
Tuğcu, Kıb-Tek Genel Müdürü Gürsel Uzun’un geçmişte Toprak Ürünleri Kurumu’nda görev yaptığı dönemde yaşanan bir iş cinayetini de gündeme getirdi.
Tuğcu, bu olayda Uzun’un sorumluluğunun bulunduğunu savunarak “Onun sorumlusu, asıl sorumlusu Gürsel Uzun’dur” dedi.
Yer adının transkriptte farklı biçimlerde geçmesi nedeniyle haberde spesifik bir yer adı kullanılmadı. Tuğcu’nun bu değerlendirmesi herhangi bir mahkeme kararıyla kesinleşmiş bir sorumluluk olarak değil, Tuğcu’nun iddiası olarak aktarılıyor.
Sayıştay raporu ve 916 milyon TL
Tuğcu, Kıb-Tek ve Toprak Ürünleri Kurumu’yla ilgili Sayıştay raporlarından da söz etti.
Kıb-Tek Genel Müdürü Gürsel Uzun’un geçmişteki görev dönemine ilişkin olduğunu belirttiği bir Sayıştay raporuna atıfta bulunan Tuğcu, 916 milyon 32 bin 960,02 TL tutarındaki ödemeye ilişkin harcama belgesi düzenlenmediğinin raporda yer aldığını söyledi.
Tuğcu, bu tür tespitlerin siyasi tartışma konusu olarak bırakılmaması ve soruşturulması gerektiğini savundu.
Ayrıca 2023 yılı gelir-gider hesaplarında gerçekleşen gelir miktarının 1 milyar 90 milyon TL olarak gösterildiğini ancak Sayıştay raporunda hesap hataları ve muhasebe yazılımındaki sorunlar nedeniyle gerçek toplam gelir tutarının net olarak belirlenemediğinin belirtildiğini aktardı.
Tuğcu, sendikanın bazı dosyalarla ilgili polise başvurduğunu ancak soruşturmaların uzun süredir sonuçlanmadığını söyledi.
“Polise verilen dosyalar yıllardır bekliyor”
Tuğcu, Sayıştay raporları ve sendikanın yaptığı şikâyetlerle ilgili soruşturmaların yaklaşık iki-üç yıldır sonuçlanmadığını savundu.
EL-SEN’e yapılan bazı teslimatlar sırasında hard disk ve iki tabletin çalınmasıyla ilgili dosyanın da sonuçlanmadığını belirten Tuğcu, kamuoyunda soruşturma süreçlerinin neden bu kadar uzadığı sorusunun yanıtlanması gerektiğini söyledi.
Tuğcu, polis ve yargı mekanizmalarının sendikal faaliyetler söz konusu olduğunda hızlı çalıştığını, buna karşılık sendikanın yaptığı bazı şikâyetlerin sonuçlandırılmadığını savundu.
“610 megavat kurulu güç var, ama kullanılabilen üretim çok daha düşük”
Enerji sistemindeki kapasite sorununa da değinen Tuğcu, ülkede yaklaşık 610 megavat kurulu güç bulunduğunu ancak bunun tamamının aynı anda üretim kapasitesi anlamına gelmediğini söyledi.
Teknecik’in yaklaşık 200, Aksa’nın yaklaşık 160 megavatlık üretim kapasitesi bulunduğunu belirten Tuğcu, toplamda yaklaşık 360 megavatlık üretimin mevcut olduğunu ifade etti.
Akşam pikinin yaklaşık 470 megavata çıktığı durumda ortaya yaklaşık 110 megavatlık açık çıktığını söyleyen Tuğcu, bu açığın Güney Kıbrıs’tan yapılan elektrik alımı ve kesintilerle karşılandığını savundu.
Tuğcu ayrıca yaklaşık 435 megavatlık bir tesis üzerinden fiilen 200 megavat civarında üretim alınabilmesini de eleştirdi.
Pik saatte 570 megavatlık tablo
Tuğcu, güneş enerjisinin sisteme katkısını da farklı bir açıdan değerlendirdi.
Saat 15.00 civarında gerçek pik talebin yaklaşık 570 megavat olduğunu belirten Tuğcu, bunun 400 megavatının santrallerden, 170 megavatının ise izinlendirilmiş güneş enerjisinden geldiğini söyledi.
Bu nedenle enerji politikasının yalnızca kurulu güç üzerinden değil, saatlik üretim-tüketim dengesi üzerinden planlanması gerektiğini savundu.
Güzel Yurt bölgesinde yıkılan elektrik direklerinin yedeksiz bırakıldığını da belirten Tuğcu, şebekenin dayanıklılığının ayrıca ele alınması gerektiğini söyledi.
“Kesintiler kime yapılıyor?”
Tuğcu, elektrik kesintilerinin kimleri ve hangi bölgeleri etkilediğinin de açıklanması gerektiğini söyledi.
Oteller, sanayi bölgeleri, büyük marketler ve jeneratörü bulunan sitelerin kesintilerden nasıl etkilendiğinin incelenmesi gerektiğini belirten Tuğcu, Otelciler Birliği, Sanayi Odası ve Ticaret Odası yöneticilerine de bu konuda sorular yöneltti.
Kıb-Tek yönetim kurulunda otelcilik sektöründen bir üyenin bulunduğunu ve bu kişinin özel bir grupta elektrik kesintileriyle ilgili şikâyette bulunduğunu da ileri süren Tuğcu, kamuoyunun bu tür ilişkileri bilmesi gerektiğini savundu.
Yeni jeneratör ihalesi: “18 ay şartı”
Programın en dikkat çekici bölümlerinden biri de Kıb-Tek’in yeni dizel jeneratör ihalesi oldu.
Tuğcu, önce makinenin teslim süresinin üç yıl olarak konuşulduğunu, daha sonra teknik şartnamede 18 ay içinde teslim şartını gördüğünü söyledi.
Dünyada bu makineleri üreten üç büyük firma olan Wärtsilä, MAN ve Hyundai’nin teslim sürelerinin yaklaşık 3-3,5 yıl olduğunu belirten Tuğcu, bu firmaların 18 aylık şart nedeniyle ihaleye giremeyeceğini savundu.
Bunun sonucunda ihalenin Aksa’ya kalacağını iddia eden Tuğcu, Aksa’nın Pakistan’dan 26 yaşında ve 100 bin saatin üzerinde çalışmış ikinci el jeneratörler getireceğini ileri sürdü.
Tuğcu, ihale şartnamesinin ve makinelerin kabul sürecinin mutlaka incelenmesi gerektiğini söyledi.
Bu bölümde dile getirilenler Tuğcu’nun iddialarıdır; ihale süreci ve makinelerin durumu ilgili belgeler ve resmi incelemeler üzerinden ayrıca doğrulanmalıdır.
“2022 sözleşmesinin hesabı sorulmalı”
Tuğcu, Aksa ile yapılan enerji sözleşmelerinin de bugünkü tabloyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Özellikle 2022 döneminde yapılan sözleşmelere ilişkin siyasi sorumluluk tartışması açan Tuğcu, geçmişte Aksa konusunda sert açıklamalar yapan bazı siyasi aktörlerin bugün şirket yöneticileriyle yakın görüntü vermesini eleştirdi.
EL-SEN binasında yer alan fotoğraf ve afişleri de bu bağlamda gündeme getiren Tuğcu, enerji politikalarının kamu yararı açısından sorgulanması gerektiğini savundu.
YEK düzenlemesi ve 1 milyon metrekarelik kamu arazisi
Programın son bölümünde yenilenebilir enerji politikaları da geniş biçimde ele alındı.
Tuğcu, yeni YEK düzenlemeleriyle tarım arazilerini koruyan bazı hükümlerin kaldırıldığını ve kamu arazilerinin ticari güneş enerjisi projelerine açılmasının önünün genişletildiğini savundu.
Yaklaşık 1 milyon metrekarelik bir kamu arazisi üzerinde depolamalı güneş enerjisi sistemi kurulması planından söz eden Tuğcu, yaklaşık 60 megavatlık depolama kapasitesinin de gündeme geldiğini belirtti.
Tuğcu’ya göre önce şebekenin teknik kapasitesi ve üretim-tüketim dengesi analiz edilmeli, ardından kamu yararına uygun bir enerji planı oluşturulmalı.
Güneş enerjisinin kendisine karşı olmadığını vurgulayan Tuğcu, plansız ve ticari odaklı büyümenin Kıb-Tek’in üretim rolünü zayıflatabileceğini savundu.
“İzinleri durdurun, şebekeyi analiz edin”
Tuğcu, özellikle depolamalı GES projelerinde yangın riski, şebeke dengesi ve tarım arazilerinin korunması konularının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Kamu arazilerinin özel şirketlere uzun vadeli ve alım garantili ticari sözleşmelerle aktarılmasının kamu yararı açısından sorgulanması gerektiğini savunan Tuğcu, mevcut izinlerin yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.
“Önümüzdeki günlerde eylem olacak”
Tuğcu, EL-SEN’in enerji politikalarına karşı önümüzdeki günlerde kamuoyuna açıklanacak bir eylem hazırlığı içinde olduğunu da söyledi.
Detay vermeyen Tuğcu, hazırlanan eylemin özellikle kamu kaynaklarının özel şirketlere aktarılması olarak gördükleri uygulamalara dikkat çekmeyi amaçlayacağını belirtti.
“Hesap sorulmadığı sürece aynı şeyler devam edecek”
Tuğcu, program boyunca farklı alanlarda yaşanan olayların aynı yönetim anlayışının sonuçları olduğunu savundu.
Girne’deki gemi faciası, iş güvenliği sorunları, Kıb-Tek’teki teknik problemler, enerji sözleşmeleri, Sayıştay raporları ve yenilenebilir enerji politikalarını aynı çerçevede değerlendiren Tuğcu, denetim ve hesap verebilirlik mekanizmalarının işletilmemesi halinde benzer sorunların devam edeceğini söyledi.
Tuğcu, hükümetin ve hükümet tarafından görevlendirilen sorumluların hesap vermesi gerektiğini savunarak, “Bu ülkede sadece gemi kazasında değil, iş güvenliğinde, bebek ölümlerinde de, trafik kazalarında da tek sorumlu hükümetin komplesidir” görüşünü dile getirdi.
Tuğcu’nun öne çıkardığı üç talep
Program boyunca yapılan açıklamalar üzerinden Tuğcu’nun temel talepleri üç başlıkta toplanıyor:
- Kıb-Tek’in 2020 sonrası mali bilançoları, üretim verileri ve yapılan ödemelerin açıklanması,
- Sayıştay ve polis soruşturmalarının sonuçlandırılması,
- Yeni dizel jeneratör ihalesinin şartnamesi ile Pakistan’dan geleceği ileri sürülen ikinci el makinelerin kabul sürecinin incelenmesi.
Tuğcu’nun programdaki temel tezi ise gemi faciasından enerji sistemine kadar uzanan sorunların tek tek “kaza” veya “talihsizlik” olarak değerlendirilemeyeceği; denetim, liyakat, şeffaflık ve kamu yararı mekanizmalarının birlikte işletilmesi gerektiği yönünde oldu.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



