Yeniçağ Güncel’de Murat Kanatlı’nın konuğu olan ekoloji aktivisti Cemil Aksu, ekolojik krizin yalnızca ağaçların kesilmesi veya doğanın korunması başlığıyla ele alınamayacağını söyledi. “Tabiatta Tahakküm ve Direniş” kitabının ikinci baskıya hazırlandığını belirten Aksu; iklim krizi, savaşların ekolojik yıkımı, madencilik ve ekstraktivizm, emek sömürüsü, Doğu Akdeniz’deki enerji ve su kaynakları rekabeti, Akkuyu ve Antalya’da düzenlenmesi planlanan Halkların İklim Zirvesi üzerine değerlendirmelerde bulundu. Aksu ayrıca Türkiye’deki Kürt meselesi ve yeni çatışmasızlık sürecinin demokratik bir çözüm açısından değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
“Ekoloji, yaşamın devamı meselesidir”
Cemil Aksu, “Tabiatta Tahakküm ve Direniş” kitabında kapitalizmin Türkiye’deki ekolojik tarihini 18. yüzyıldan bugüne kadar ele aldığını anlattı.
Sanayileşme, tarım, ormancılık, kentleşme ve modernleşme süreçlerinin doğayla kurulan ilişkinin dönüşümünü de beraberinde getirdiğini belirten Aksu, ekolojinin yalnızca ağaç, çiçek veya hayvanların korunması olarak anlaşılmaması gerektiğini söyledi.
Ekoloji mücadelesinin temelinde yaşamın devamının bulunduğunu belirten Aksu, yoksulluk ile ekolojik krizin de birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini ifade etti.
Kitabının ocak ayında yayımlandığını ve yayımlandıktan yaklaşık iki hafta sonra tutuklandığını belirten Aksu, ilk baskının tükendiğini ve ikinci baskının hazırlıklarının sürdüğünü söyledi.
İklim krizi yaşamın bütün alanlarını etkiliyor
Aksu, iklim krizinin yalnızca sıcaklıkların yükselmesi anlamına gelmediğini belirterek, ekosistemlerdeki değişimin gıda, sağlık ve yaşam koşulları üzerinde zincirleme etkiler yarattığını söyledi.
Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan seller, sıcaklık artışları ve diğer iklim olaylarının artık krizin boyutlarını daha açık biçimde ortaya koyduğunu belirten Aksu, ekolojik krizin gündelik yaşamın her alanına dokunduğunu ifade etti.
“Savaş da ekolojik yıkım”
Savaşların da ekolojik yıkımın önemli kaynaklarından biri olduğunu söyleyen Aksu, silah üretimi, askeri operasyonlar ve savaşların doğrudan yarattığı tahribatın ekolojik krizden ayrı değerlendirilemeyeceğini belirtti.
Askeri harcamaların ve silahlanmanın yalnızca siyasi ve ekonomik sonuçları olmadığını ifade eden Aksu, savaşların aynı zamanda ciddi bir ekolojik maliyet yarattığını söyledi.
Aksu, Akkuyu Nükleer Güç Santralı’nın da bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, Türkiye’de ekoloji ve savaş karşıtı hareketin zayıflamasının bu tür projelerin önünü açtığını savundu.
“Yeni bir ekstraktivizm dalgası yaşanıyor”
Aksu, Türkiye’de özellikle madencilik alanında yeni bir ekstraktivizm dalgasının yaşandığını söyledi.
Doğal kaynakların çıkarılması üzerinden yürüyen ekonomik modelin yalnızca çevreyi değil, emekçileri ve yerel toplulukları da etkilediğini belirten Aksu; Gümüşhane, Ordu ve farklı bölgelerdeki madencilik faaliyetlerini örnek gösterdi.
Madencilik projelerinin “kalkınma” olarak sunulmasına karşı çıkan Aksu, yaşananların çoğu zaman yerel halk açısından ekonomik ve ekolojik yıkım anlamına geldiğini savundu.
“Kalkınma değil, cehenneme gidiş hikâyesi”
Aksu’ya göre Türkiye’de son yıllarda uygulanan ekonomik model, kamu kaynaklarının özel şirketlere aktarılmasına ve doğal varlıkların sermaye tarafından kullanılmasına dayanıyor.
Kentsel dönüşüm, büyük altyapı projeleri, HES’ler, termik santrallar ve madencilik faaliyetlerini aynı modelin farklı alanları olarak değerlendiren Aksu, bunun bir kalkınma hikâyesinden çok “cehenneme gidiş hikâyesi” olduğunu söyledi.
Çevreyi koruyan hukuki mekanizmaların zayıflatıldığını ve ekoloji mücadelesi yürütenlerin baskıyla karşı karşıya kaldığını belirten Aksu, ekoloji hareketinin yalnızca tek tek projelere karşı mücadele etmekle yetinmemesi gerektiğini savundu.
Doğu Akdeniz: Enerji, savaş ve su kaynakları
Doğu Akdeniz’deki gelişmelere de değinen Aksu, bölgedeki doğal gaz arama faaliyetleri, militarizm ve savaşların birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini söyledi.
İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki saldırıları, Golan Tepeleri ve bölgedeki su kaynakları üzerindeki mücadeleye dikkat çeken Aksu, doğal kaynakların paylaşımının bölgesel güç mücadeleleriyle iç içe geçtiğini belirtti.
Aksu, Doğu Akdeniz’in yalnızca enerji kaynakları üzerinden değil, su ve diğer doğal kaynaklar üzerinden de stratejik bir mücadele alanına dönüştüğünü savundu.
Antalya’da Halkların İklim Zirvesi
Aksu, Antalya’da düzenlenmesi planlanan Halkların İklim Zirvesi’nin ekoloji hareketi açısından önemli olduğunu söyledi.
Farklı ülkelerden ekoloji aktivistlerinin, çevre hareketlerinin ve toplumsal mücadelelerin bir araya geleceği zirvenin, ekolojik yıkımın küresel boyutlarını tartışmak açısından önemli bir buluşma olacağını belirtti.
Aksu, Birleşmiş Milletler’in iklim politikalarındaki çelişkilerin de eleştirilmesi gerektiğini ifade ederek, ekoloji hareketlerinin baskılara rağmen mücadeleyi sürdürmesi gerektiğini söyledi.
Ekoloji hareketinin daha bütünlüklü örgütlenmesi gerekiyor
Aksu’ya göre ekoloji mücadelesinin en önemli sorunlarından biri, mücadelelerin çoğu zaman tek tek projeler üzerinden yürütülmesi.
Yerel mücadelelerin gerekli olduğunu ancak bunların birbirleriyle bağ kurması gerektiğini belirten Aksu, Türkiye, Kıbrıs, Akdeniz ve daha geniş bir coğrafyada ekoloji hareketlerinin ortak bir mücadele hattı oluşturması gerektiğini savundu.
Ekolojik yıkımın sınır tanımadığını belirten Aksu, buna karşı mücadelelerin de ulusal sınırlarla sınırlanmaması gerektiğini söyledi.
“Ateşkes barış değildir, barış demokrasi değildir”
Türkiye’de Kürt meselesi ve yeni çatışmasızlık sürecine de değinen Aksu, silahların susmasının tek başına demokratik bir çözüm anlamına gelmeyeceğini söyledi.
“Ateşkes barış değildir. Barış demokrasi değildir” diyen Aksu, kalıcı bir çözüm için Kürt halkının haklarının güvence altına alınması, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün genişletilmesi ve hukuk devletinin yeniden kurulması gerektiğini savundu.
AKP’nin kendi isteğiyle kapsamlı bir demokratikleşme gerçekleştirmesinin mümkün görünmediğini belirten Aksu, demokratik güçlerin bu yönde baskı oluşturması gerektiğini söyledi.
“Kürt sorunu demokratikleşme meselesidir”
Aksu, Kürt meselesinin yalnızca güvenlik veya silahlı çatışma başlığı üzerinden ele alınmasının yanlış olduğunu belirtti.
Kürtçenin eğitim dili olması dahil temel hak taleplerinin karşılanması gerektiğini söyleyen Aksu, Türkiye’de demokratikleşme mücadelesinin Kürt meselesinden ayrı yürütülemeyeceğini savundu.
Aksu’ya göre Türkiye’de demokrasi, hukuk ve özgürlük mücadelesi yürütmek isteyen kesimlerin kendi aralarındaki ayrımları aşarak ortak bir mücadele zemini oluşturması gerekiyor.
Kıbrıs vurgusu: “Sömürgeci bir ilişki var”
Programın Kıbrıs bölümünde Aksu, Türkiye solunun Kıbrıs sorununa yaklaşımını da eleştirdi.
Kürt, Ermeni ve Kıbrıs meselelerinin Türkiye solunun tarihsel yaklaşımı açısından birbirleriyle bağlantılı olduğunu belirten Aksu, Türkiye ile Kıbrıs arasındaki ilişkinin açık biçimde bir “sömürgeci ilişki” olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Aksu, Türkiye solunda bazı kesimlerin Irak işgaline karşı çıkarken Kıbrıs söz konusu olduğunda aynı tutarlılığı göstermediğini belirtti.
Irak işgali sırasında birlikte barış mücadelesi yürüttüğü bazı kişilerin Kıbrıs söz konusu olduğunda “işgal” kavramını kullanmaktan kaçındığını söyleyen Aksu, bunun ciddi bir çelişki olduğunu savundu.
Aksu, dünyanın başka yerlerindeki savaş ve işgallere karşı çıkan Türkiye solunun Kıbrıs konusunda da aynı demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü çizgiyi savunması gerektiğini ifade etti. Bu yaklaşımın, Kıbrıs’taki mevcut statükonun eleştirilmesini de kapsaması gerektiğini belirtti.
Aksu ayrıca Türkiye ile Kıbrıs arasındaki ilişkinin yalnızca iki tarafın “hakları” üzerinden tartışılmasının yeterli olmadığını, sömürgecilik ilişkisini görmezden gelen bir yaklaşımın demokratik bir tutarlılık taşımadığını savundu.
“Demokrasi güçlerinin ittifakına ihtiyaç var”
Aksu, Türkiye’de Kürt hareketi, sosyalistler, CHP çevresindeki demokratik güçler ve farklı muhalif kesimler arasında ortak mücadele olanaklarının yaratılması gerektiğini söyledi.
Geçmişte sosyalist hareket içerisinde kurulan ittifakların kalıcı olamamasını da eleştiren Aksu, farklı kesimlerin geçmişte yaşanan anlaşmazlıkları inkâr etmeden, ortak mücadele edilebilecek alanları yaratması gerektiğini belirtti.
Aksu’ya göre Türkiye’de iktidarın baskıcı politikalarına karşı gerçek bir demokratik alternatif oluşturabilmek için Kürtler, sosyalistler ve farklı demokratik muhalefet kesimleri arasında yeni bir ilişki kurulması gerekiyor.
Bunun yalnızca seçim ittifakı olarak görülmemesi gerektiğini belirten Aksu, Türkiye’nin ekonomik, siyasal ve uluslararası sorunlarına yanıt verebilecek kapsamlı bir sosyalist programa ihtiyaç olduğunu söyledi.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




