3 Eylül Perşembe günü saat 08.30’da İsmet Özgören ve Murat Kanatlı’nın sunduğu 15+ Dakikada Gündem programının konuğu uzak yol kaptanı, bilirkişi ve denizcilik uzmanı Ulus Göker oldu. Göker, Girne’de yaşanan deniz faciasını teknik açıdan değerlendirirken kaptanın gemiyi terk etmesinden yolcu bilgilendirmesine, geminin geçmişinden can sallarına, Limanlar Dairesi’nin denetim sorumluluğundan mürettebatın eğitimine kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. Göker, facianın yalnızca kaptanın davranışıyla açıklanamayacağını, denetim ve sorumluluk zincirinin bütün olarak araştırılması gerektiğini savundu.
“Ehliyet başka, sertifika başka”
Girne açıklarında yaşanan facianın ardından geminin kaptanının belgeleri üzerinden yürütülen tartışmalara değinen Göker, ehliyet ile sertifikanın birbirinden farklı belgeler olduğunu söyledi.
Kendisinin uzak yol kaptanı olabilmek için yıllar süren eğitimlerden geçtiğini, ardından denizde çalışarak ve sınavlardan geçerek bu seviyeye ulaştığını anlatan Göker, denizcilikte yeterlilik belgelerinin uluslararası sistem içerisinde kayıt altında olduğunu belirtti.
Honduras tarafından verildiği ileri sürülen belge konusunda ise ciddi soru işaretleri bulunduğunu savunan Göker, Türkiye’nin Honduras belgelerini tanımadığını söyledi.
Göker, söz konusu kişinin Honduras’tan bu belgeyi hangi eğitim ve sınav süreçlerinden geçerek aldığına ilişkin soruların da yanıtlanması gerektiğini ifade etti.
“Organize suç boyutuna kadar gidiyor”
Göker, Honduras belgesine ilişkin iddiaların araştırılması gerektiğini belirtirken, olayın bir “organize suç” boyutuna kadar uzanabileceğini savundu.
Bu iddianın soruşturma kapsamında ortaya çıkarılması gerektiğini söyleyen Göker, sorumluluk zincirinin yalnızca kaptanla sınırlı olmadığını belirterek kaptan, şirket ve ilgili bakanlık düzeyinin de incelenmesi gerektiğini ifade etti.
Göker’in sözünü ettiği ilgili bakan Erhan Arıklı’dır.
“Kaptanın gemiyi terk etmesi temel bir sorun”
Göker’e göre facianın en önemli başlıklarından biri, geminin su almaya başlamasının ardından kaptanın gemiyi terk etmesi.
Geminin yaklaşık 20 knot’a yakın bir hızla seyrettiğini belirten Göker, su alma ile geminin yatmaya başlaması arasında yaklaşık 12-14 dakikalık bir süre bulunduğunu, geminin batmasının ise yaklaşık bir saat sürdüğünü söyledi.
Bu süre içerisinde kaptanın gemiyi yavaşlatması, durumu değerlendirmesi ve yolcuların tahliyesini yönetmesi gerektiğini belirten Göker, kaptanın gemiyi yolculardan önce terk etmesinin ayrıca araştırılması gereken ciddi bir konu olduğunu savundu.
“Yolculara önceden ne yapacakları anlatılmalıydı”
Göker, gemilerde yolcu güvenliği açısından kalkış öncesinde yapılması gereken bilgilendirmelere de dikkat çekti.
Yolculara acil durumda ne yapacaklarının, can yeleklerinin ve can sallarının nasıl kullanılacağının anlatılması gerektiğini belirten Göker, gemideki güvenlik prosedürlerinin kâğıt üzerinde bulunmasının tek başına yeterli olmadığını söyledi.
Mürettebatın da zorunlu denizcilik eğitimlerinden geçmiş olması gerektiğini ifade eden Göker, eğitim ve sertifikasyon süreçlerinin facianın soruşturulmasında önemli bir başlık olduğunu belirtti.
“Can sallarında sorun kapasite değildi”
Gemide toplam sekiz can salı bulunduğunu ve bunların yaklaşık 400 kişilik kapasiteye sahip olduğunu belirten Göker, can sallarının otomatik olarak açılabilecek sistemlere sahip olduğunu anlattı.
Göker, geminin iskele tarafında su altında kalan dört can salının açıldığını, diğerlerinin ise gemi batarken daha sonra devreye girdiğini belirtti.
Bu nedenle olayın yalnızca can sallarının kapasitesi üzerinden açıklanamayacağını savunan Göker, asıl meselenin acil durumun nasıl yönetildiği ve yolcuların nasıl yönlendirildiği olduğunu ifade etti.
“21 Mayıs görüntülerinde daha önceki su alma görülüyor”
Göker, 21 Mayıs tarihinde kaydedildiği belirtilen görüntülerin soruşturma açısından önemli olduğunu söyledi.
Gemide daha önce su alma olduğuna ilişkin görüntülerin bulunduğunu belirten Göker, bu görüntülerde olayın hangi koşullarda geliştiğinin de görülebildiğini ifade etti.
Yolcuların çektiği görüntülerin soruşturma açısından önemli deliller sağlayabileceğini belirten Göker, gemide kullanılan Voyage Data Recorder’ın (VDR) kayıtlarının da incelenmesi gerektiğini söyledi.
Göker, yolcu görüntülerinin olayın bazı aşamalarını anlamak açısından VDR kayıtlarından daha açıklayıcı olabileceğini de savundu.
“Bu geminin geçmişi de araştırılmalı”
Göker, soruşturmanın yalnızca facianın yaşandığı günle sınırlı tutulmaması gerektiğini söyledi.
Geminin yaklaşık sekiz yıl Taşucu’nda atıl durumda kaldığını belirten Göker, geminin geçmişinin, daha önce hangi kurumlar tarafından değerlendirildiğinin ve hangi koşullarda yeniden hizmete sokulduğunun araştırılması gerektiğini ifade etti.
Geminin geçmişte Hatay Belediyesi tarafından uygun bulunmadığına ilişkin bilgilerin de incelenmesi gerektiğini belirten Göker, geminin Antalya Belediyesi ile ilişkisi, Yunanistan’da geçirdiği dönem ve Rus klasından çıkarılması gibi konuların da soruşturma kapsamında ele alınması gerektiğini savundu.
Göker, geminin yapısal özellikleri konusunda ise kendisinin gemi inşa mühendisi olmadığını, bu nedenle uzmanlık alanının dışındaki teknik konularda kesin hüküm kurmak istemediğini vurguladı.
“Limanlar Dairesi’nin denetleme yetkisi vardı”
Göker, facianın sorumluluk zincirinde Limanlar Dairesi’nin önemli bir yerde bulunduğunu söyledi.
Limanlar Dairesi’nin gemileri denetleme, gerekli gördüğünde kontrol gerçekleştirme ve gerektiğinde habersiz denetim yapma yetkisine sahip olduğunu belirten Göker, bu mekanizmanın nasıl işletildiğinin araştırılması gerektiğini savundu.
Göker ayrıca Denetleme Kurulu mekanizmasının yaklaşık dört yıldır neden işletilmediğinin de araştırılması gerektiğini söyledi.
Denizcilik alanında uzmanlık gerektiren kurumların başında denizcilik eğitimi ve deneyimi bulunan kişilerin bulunmasının önemine dikkat çeken Göker, denetimin liyakat temelinde yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
“Sorumluluk yalnızca Limanlar Dairesi’ne ait değil”
Göker, olayın sorumluluğunun yalnızca Limanlar Dairesi ile sınırlandırılamayacağını belirterek siyasi sorumluluğun da araştırılması gerektiğini savundu.
Başbakan’ın, Çevre Bakanı’nın ve ilgili bakanın sorumluluğunun da tartışılması gerektiğini söyleyen Göker, özellikle ilgili bakanlık düzeyindeki karar ve denetim süreçlerinin soruşturulmasının zorunlu olduğunu ifade etti.
Göker’e göre kamu yönetiminde bir hata veya ihmal varsa bunun açık biçimde ortaya konulması ve sorumluların hesap vermesi gerekiyor.
“Şirketten herhangi bir açıklama yapılmaması da önemli”
Göker, facianın ardından geminin sahipleri ve işletmecileri tarafından herhangi bir açıklama yapılmamış olmasının da önemli olduğunu belirtti.
Geminin teknik ve idari geçmişinin yanı sıra, şirketin gemiyi hangi koşullarda hizmete soktuğu, kontrollerin nasıl gerçekleştirildiği ve sefer öncesindeki hazırlıkların nasıl yapıldığı sorularının yanıtlanması gerektiğini söyledi.
Göker, olayın yalnızca kaptanın kişisel sorumluluğu üzerinden ele alınmasının daha geniş sorumluluk zincirinin gözden kaçmasına neden olabileceğini savundu.
“Polisin topladığı deliller belirleyici olacak”
Göker, olayla ilgili resmi soruşturmanın ve mahkeme sürecinin önemine dikkat çekerek, elde edilen bütün belgelerin ve görüntülerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Geminin VDR kayıtları, yolcu görüntüleri, gemi jurnal kayıtları, kalkış öncesi kontroller, personelin eğitim ve sertifikaları, geminin geçmişi ve denetim kayıtlarının birlikte incelenmesinin facianın nasıl meydana geldiğini ortaya çıkarabileceğini belirten Göker, soruşturmanın bütün bu başlıkları kapsaması gerektiğini ifade etti.
Göker, facianın tek bir kişinin hatasına indirgenemeyeceğini; kaptandan şirkete, denetim mekanizmalarından siyasi sorumluluğa kadar bütün zincirin ortaya çıkarılması gerektiğini söyledi.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




