Acı olunca, insan olan mutlaka etkilenir. Üstüne epey duygusallık da oluşur. Yeter ki, olaya etnik, dini veya umursamazlıkların yoğun tutsaklığında bakmadığınız müddetçe.
Karpaz dönemimde durmadan insanı sarsacak haberlerle, içim bir buruklaştı. Bazan kendi geçmişimde bazen de giderek normalleşmenin geldiği havada oradan oraya savruldum. Yaşadığım köyün yakınındaki trafik resmen cinayeti veya daha önceleri Kumyalı’da çöken yapının altında bir çalışanın kalıp da ölmesi adeta acıların hatırlanıp sıraya girme yarışı gibiydi. Fakat başka bir açıdan, ülke koşulları bizi giderek bunlara alışmamızı, gündemlik normalliğe dek durumu taşıdı.
Artık Pazar günü kaçmak için yavaş yavaş hazırlanıyordum. Genelde orada yerel kanalları pek televizyonlar çekmez. Daha doğrusu izlemeye yönelim de oldukça öteki yerlere göre daha azdır. Fakat, Halk TV ekranını çevirip dünyada olan haftalık haber programını izlemeye yönelince, karşımda K. Kıbrıs çıktı. Acı anlık zamanla da kulaklarıma dek geldi. Öyle geldi ki hem içim sızladı hem de beni gençliğime dek taşıdı.
Aslında bir nokta net idi: cumartesi gününe göre deniz daha sakindi. Pazar üstelik Karpaz’da yağış ve rüzgâr da yoktu. Ama Girne’den verilen ve devamı sürüp, Kıbrıslı gazetecilere de bağlanıp bilgi aldıkça, acı düşüncemde bir tuhaflık var kuşkusu da olmadı değil. Fakat K. Kıbrıs’ta yaşamak gerçeği, anormal denilecek ve benzeri pek olmayan felaket, Girne denizinde yaşandı. Yaşandı da anlatıcılar dahi anlatırken, kuşkuların da daha fazla yoğunlaşmasını da artırıyordu.
Olayın özeti şu: bir yolcu gemisi, hızlı ifadeli adıyla da Girne’den Taşucu’na gitmeye başladı. Geminin hemen çıkışta, yolcuların iddiasına göre su dolmaya başladı. Gemi mürettebatının dikkate almadığı da eklendi. Sonuçta, kaptan ansızın gemiyi geriye çevirip de Girne’ye dönme hamlesinde, araç ikiye ayrıldı. Ardından felaket de geldi. Artık sorular peş peşe geldi: “Neden bu havada yola çıktı: gemi önceden bakımı oldu mu: şirket denetleniyor muydu?” Sorular peş peşe sıralanıyordu. Hele de ölü sayısı ile kayıplar da arttıkça, durum daha bir acıyla sorgunun iç içe geçmesine neden oldu.
Belki böyle önemli bir felaket denizde yaşanmadı. Ama özellikle Girne Taşucu yolculuğu yapanlar, zaman zaman bazı uygulamalarla gelecekte önemli acı haberlerin olacağı tahminleri de hep vardı. Öğretim dönemimizde veya festivallerin Akdeniz illerindeki bölgelerde olduğu dönemlerde biz de bu yolu kullandık. Hele de maddi hesaplar da olunca, yolculuk daha uzun olsa da bu yol seçki olmaya adaydı.
Olmayacak basit yaşananlar da ilerisi için kuşkuları hep tetikliyordu. Alacağı yolcudan fazla yolcu alma veya gemilere kaçak binişler hep karşılaşmamızda muhtemel ifadeli yapılanlardı. Özellikle zaman zaman, artık Türkiye’de değişik yerlere giden gemilerin, yıpranıp miadını doldurup bu yola koyduğu sözleri de artık örnekler oldukça tartışılmaz hale geldi.
Doğrusunu söyleyeyim: son dönemlerde Girne Taşucu yolunu kullanmadım. Ama zaman zaman haberlerde birçok sorunla yakaladığım da oldu. Fakat, bu tercihim olmadığı için de fazla önemsemiyordum. Tabii yoksulların ve kaçakların daha ucuz aşkına yolculuk yapıldığı hep biliniyordu. Bu yol ile kitabına uydurup kaçak insanın da taşındığı zaten inkâr edilemeyecek başka yaşanan durumdu.
Ama yine de son olay isimlendirmede dahi birçok çevre cömertti. Olana kaza deniliyor. Halbuki tıpkı benzer konularda olduğu gibi, kaza veya hata değil, resmen göstere göstere olan, yanlışları tek değil epey kabarık denilecek olanlardı. Ama medya hemen devreye girer: yaşanana kaza imgesi kondurtulur. Hani her konudaki yanıltma veya daha ufak tepki olmasını sağlayan kelime imdatlara çekilir. Yaşanan kaza denir. Oysa olayın oluş şekilleri sonucu, rastgele kaza değil, her an olma potansiyeli bile bile birçok eksiğin de normalleştiği felaket halindedir. Ölenlerin de epey olması da kaza değil resmen katliam simgesinin daha uygun olduğunu açıklaması gerekirdi. Ama olanları daha hafifletme ve duyulurken daha bir örtme kuralı halinde “kaza gerçekleşti” simgesi kullanıma sokulmaktadır.
Resmi açıklamalar da gelir. Çoğu zaman resmi açıklama ile öteki yayılma arasında dengesizlik olur. Sosyal medya kullanımı ve hızlı davranıp bazen gerçekleri beklemeden yazanlar da olunca, anlamada bir kaosa dahi ortam hazırlamaya adaydır.
Ama olan oldu: Girne’den yola çıkan, on beş dakika gibi kısa zamanda araç keskin dönüş yaparken, battı. Hızla oluş ise daha fazla ölüm ve kayba neden açtığı da tartışılmazdı. Ama Kuzey Kıbrıs gibi hem de sahile yakın oluşu ise ilk oluşunun da güncelleşmesi sonucu, geniş bir duygusal acı kabusu oluşturdu. Doğal olarak siyasiler de demeç verdi. Üzüntü yarışı da sıralandı. Fakat olayda yanlışı olacaklar da bu kervana katıldı. Şu cümle artık bayatladı: “Olayın üstüne gideceğiz. Ne varsa ortaya çıkaracağız.” Hele de bu lafları daha önce deneyimimiz olup da olayları nasıl örttüğü de hâlâ hafızadayken, kaçı inanır ben şimdilik düşünmek istemiyorum. Benzerleri hep oldu. Hatta yüksek sesle, kravat dalgalandırıp, uygunsuz sesle, cırtlak cırtlak “Türk adaletine güveniyoruz” cümlesi çok bayatladı. Bunu olayları kapatan, felaketi kendi dar ekseniyle konuşan makamcılara hiç inanmıyorum. Yaşandı ve yaşanmaktadır.
Yine de değineceğim: yaşanan kaza değil. Olan resmen katliam veya felakettir. Hataların en barizleriyle denilerek konunun genişçe incelemesi şart. Tabii yargı falan mı derseniz, örnekleri hatırlamak yeterlidir. Hele de şimdi olmasa da eskiden aynı yolu zorunlu olarak kullanırken olanlar da akla gelince, K. Kıbrıs eserlerini doğru okumak önemlidir. Sonuçta insanlar öldü. Hâlâ kayıplar var. Canlar yandı. Yanarken de acıların feryat olup yükselmesi de kaçınılmazdır. Fakat politika gerçeği, yaşadığımız ülkedeki en basitiyle ayrıcalığın gırla, denetimin hep sorgu olduğu, bu yolların yasal kadar yasadışılık olma ikilemini de yaşayarak biliyorsak, araştırma ve gerçekleri açığa çıkarmanın elbet tehlikeli olacak dönemeçlerinin de oluşu kesindir.
Yeri gelmişken son olayda da Kıbrıs gerçekliği, yaşanan ve şimdilik Kuzeyde fazla seslendirilmeyen duruma da değinelim. Hani özellikle diline Tufan “güven artırıcı veya insani yakınlaşma” lafları var ya, yine sınıfta kaldı. Hiç duydunuz mu, hem de koordinasyon komitesi olmasına rağmen, güneyden yardım etme olanaklarına hiç başvuruldu mu? Fakat şimdi bu eleştiriyi biraz olsun yapacağı beklenen CTP de koltuk hesabında. Yönetimi bu yol ile eleştirmedi. Ses seda yok.
İnsani noktadan etnik kimliği öne çıkarmak: öne çıkarılırken daha fazla milliyetçilikle bakış oluşturma, bu daha fazla milliyetçilik ise ırkçılıkla da üstün havaya konursa, bazı anormal laflar gayet normal hale getirilir. Bu defa olay Kuzeyde Girne sahilinde olunca da bazı Rumların “gebersinler” demeleri de sürpriz değildir. Tıpkı başka açı ile katliam felaketli yaşananı yumuşatarak “kaza” demek gibi. Toplumlarda oynanan değerlerin sonuçta insani konularda dahi bambaşka durum yaratması doğal. Güneyden yardım istememe durumu da siyasal yapılanışın, sömürgesel bakışın bir normal halidir.
Kısaca: bir felaket daha yaşadık. Yaşanan koşullardan, geçmişte benzer durumları da hatırlamamız gibi geniş bir birikimimiz var. Adamızdaki politik gerçek ise böylesi felaketlerde dahi gelip bir yere de yerleşir. Acılar dahi insanları bırakın birleşmeyi, olanı dahi ortak kavrayıp ders çıkarmaya bile hâlâ oldukça uzak düşünce şeklidir. Bu arada skandallarla ve örtülen konularla olan politikacı gibi figürlerin, sorunu direkt gerçeği ile aydınlatmasını da beklememek önemlidir. Acının tetiklemesiyle belki belirli kesim cesaret alıp da olayın özüyle birlikte sorgulayıp istenilen neden-sonuç belgesini çıkarır.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




