yaklaşımlarÖzkan YıkıcıÖzkan Yıkıcı yazdı: İzlanda halkı AB ile görüşmelere hayır dedi

Özkan Yıkıcı yazdı: İzlanda halkı AB ile görüşmelere hayır dedi

Bizde pek konuşulmadı. Zaten çoğu konu resmi duruştan toplumsal algıya hep ırgalamaz modundadır. Hele de ülke uzak ile siyasal gücü de yoksa, artık burada haber olmasını pek eklemeyin. Fon hesabı veya model arama dışında da dış politika pek ilgi alamaz. Tatil etmede ise merak ters yönde işler. Bunlar ne yazık bizim basit kültürleşen politikamızın toplumsal versiyonudur.

Konuya girmeden özellikle direkt etkili olan bir tutuma değineceğim. Nedense siyasal paradoksal konumlar artık normalin de ötesine geçti. Batı kolektif emperyalist kesimler hep Rusya, İran, Çin tehditlerini işliyor. Onlara karşı güvenlik ittifakını ısrarla dayatmaktadır. Siyasal tarafçılığı da güvenlik olgusuyla şekillendiriliyor. Güvenlik ağı da ilk önemli durumda militaristleşmedir. Militaristleşme veya askeri harcamaları artırmanın bedeli de sosyal haklardan başlayarak halka ayrılan kalemleri kesme, egemenliği uluslararası çevrelere teslim etmek demektir. Bunu yaratmak için de korkutmak gerekir. İnanılmaz haberler, abartılan karşıt sunumlarla da bunu sağlarlar. Avrupa ekseninde bunun en kolay yolu. Tarihi birikimi de katarak Rusya’dır. Rusya korkusuyla Avrupa adeta Amerika’nın alt yapısı şekline getirildi. Sovyetler bloğunda dahi tarafsız kalan ülkeleri Sovyet bloğu dağıldıktan sonra da bu korku azalacağına artırıldı. Öyle bir Rusya karşıtı propaganda ile beyinlere kelepçe vuruldu ki İskandinav ülkeleri Sovyet bloğu döneminde tarafsız kalırken, Sovyet sonrası Rusya konumunda İsveç ve Finlandiya dahi NATO’ya üye olup Rusya’ya karşı militaristleşmeye dahi geçtiler.

İskandinav ülkelerinden biri de İzlanda. İzlanda ufak bir ada. Düne dek fazla öne çıkarılmadı. Ne zaman iklimlerin bozulmasıyla buzullar kırılıp kuzey kutbu dağılmaya başlayınca, açılan koşuldan etrafın deniz kaynakları çıkar. O zaman da başta Amerikan sermayesi bu alanların kârıyla kabarıp iştahlandı. Hemen klasik silaha sarıldı. Rusya ve Çin’e kaptırmama ile Rusya’nın İzlanda’yı işgal edeceği propagandasını enjekte yaptı. Doğrusu da tuttu.

İkinci olay da neoliberalizm gerçeği idi. Neoliberal yapı 2008 sonrası genel finansman kapitalist krizine girince, İzlanda da sarsıldı. Tabii bu krizde kuzey AB üyeleri Almanya önderliğinde öteki ülkelerin krizlerini resmen tetikleyip hegemonyasına aldı. Burada İzlanda da kriz oldu. Hollanda ve Almanya krizi tetikleyerek adanın tarafsızlığını kırdı.

İzlanda bu gelişmelerden NATO üyesi ve AB içinde olmadan pazardan Schengen anlaşmasına varan ilişki ağına takıldı. Hep ada yeni karşıt propagandalarla etki altına alındı. Rusya düşmanlığı ile ülkede üst kurma veya ekonomik tetikleme şekliyle de egemenlikten geri adımla sermayenin uluslararası kesiminin yerleşmesi süreçleri yaşatıldı. Gelgitler bolca oldu.

AB bunlardan biri idi. Özellikle Hollanda ve Almanya’nın resmen finansman tetiklemeyle yaşattıkları kriz sonrası, ilişkiler gelgitlere dönüştü. Gelişmeler giderek balıkçılık ve egemenlik ikilemiyle AB resmen üyelik ikilemine taşınıyordu. Cumartesi günü yapılan referandum bu ikilemin bir sonucudur. AB ile görüşmelerin yeniden başlanması, halka sunuldu. %5 civarında fark oyla ret edildi. Halbuki başlangıçta AB ile görüşmelerin başlanmasına %4 civarı evet oyu vardı. Düzenlenen tartışmalarda ikilem hep AB üyesi olup sonuçta oy hakkı olması veya egemenlik ve balıkçılık alanlarında söz sahibi olma karşıtlığı vardı.

Bu girişime gitme tetiklemesi ise yine Trump’ın tutumu önemli rol aldı. Hele de Amerika’nın Reykjavik elçisinin başkentin adının veya ülke isminin kendi adıyla anılacağını söyleme ileri gitmesi de korku ile tepkiyi birlikte referandumda ateşledi.

Trump aslında Kuzey Avrupa ve Kanada’yı açık işgal hedefine koydu. Nitekim Danimarka’ya bağlı Grönland ile İzlanda’yı kolayca açıkladı. Grönland’ı resmen ilhak etmek istiyordu. İzlanda’da üs kurma ve Rusya kartı ise daha bir egemenliğe müdahale olarak kavrandı. Kimi İzlanda politikacıları, ülkenin Trump’ın tehditlerine karşı koyamayacağını, AB üyesi olarak bir karşıt ittifak oluşunun faydalı olacağını savundu. Çünkü dibinde Grönland örneği vardı. Amerika açık ilhak derken Grönland AB destekli kendini koruma şemsiyesinde sanıyor.

Paradoks burada: Amerika Avrupa’yı hep Rusya işgali korkusuyla kontrol edip hegemonyasında tutuyor. Oysa Sovyetler döneminde Kuzey Avrupa, İsveç ve Finlandiya bloklar dışında kalmayı yeğledi ki Sovyetler blok olarak vardı. Şimdi Amerika Rusya’yı göstererek korkuyla onları kendi daha örgütsel etkisi altına alıyor. Hele de Kuzey Kutbu’nda buzulların kırılmasıyla yeni maden kaynakları iştahı da bir başkaydı.

İzlanda bu koşullarda AB üyeliği görüşmelerinin yeniden başlanması referandumuna geçti. Amaç eğer evet çıkarsa kısa zamanda da üye olacak. AB ilişkisi zaten pazar ve Schengen vizesinde zaten ortaklık vardı. AB üyesi olunca da isterse Euro’ya girecek, Brüksel’de oy kullanacaktı. Ama balıkçılık gibi alanlarda söz hakkı AB ölçekleriyle daralacaktı. İkili tutumda egemenlik önemli farktı.

Önceden de belirttiğim gibi görüşmelere devam edilecek, sonra da uzlaşma olunca tekrardan halka sunulacaktı. Başlangıçtaki evet ağırlığı, giderek artan balıkçılık ve egemenlik tartışması, sonuçta dört puan fark tersinden sandıkta beş puan hayır lehine çıktı. Bu da şimdilik İzlanda’nın üyelik için görüşmelere katılmama kararı haline geldi. Ama bu tartışmaların devam edeceği de kesin.

Sonuç olarak, yaşadığımız sistem emperyalizm. Kapitalist ekonomik kriz süreçleriyle çalkalanıyoruz. Seçeneksizlik ile korku birlikte yükseliyor. Güvenlik olgusu kullanılarak militaristleşme ve hegemonya kullanımı halinde önceliklidir, Maduro’yu kaçırarak dilediğini yapma girişimleri, hepsi tersinden işlemektedir. Ama hegemonyayı ister rıza ister zorla kurarken de resmen yalanı kolayca kullanmaktadır. İzlanda’da yaşanan gelişmeler bunun toplamdaki biriken net karışık bileşkeli politikalardır. Öyle bir propaganda algısı oluştu ki Trump’lı Amerika Kanada’dan Grönland’a yeni ilhaklaşma Maduro’yu


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Geliyorken gelen: ancak hâlâ kabullenmeyen gerçek

Şu anda Karpaz’dayım. Yağmur sıkça yağıyor. Dün geceye doğru...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hey gidi Almanya hey!

Bana birisi, onca gündemi varken, dünyada konuşulur, bizde algılarla...

Özkan Yıkıcı yazdı: Nem kapmadan dokunmak

Kıbrıs penceresinden, gün gecikmeye kavuşurken, şöylesine bir Kıbrıs-Türkiye gelişmelerine...

Özkan Yıkıcı yazdı: İngiliz’de oyun bitmez!

Kıbrıs deneyimlerimiz bize öğretti ki gerçekten İngiltere'nin siyasi oyunları...

Özkan Yıkıcı yazdı: Doğu komşuların kuzeye doğru gelişen denklemi

Belli ki daha Suriye'deki gelişmeleri, bölgesel ve giderek sistemsel...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,904TakipçilerTakip Et
930AboneAbone Ol

Son eklenenler

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Türg Hegemonya İnşasında; Türkiya’nın Paralı Ordusu SADAT

Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. (SADAT)...

Taner Akçam yazdı: Wo warst du? Sen neredeydin?

‘Wo warst Du?’ – ‘Sen Neredeydin’ 1968 Alman gençlik...

Ecehan Balta yazdı: Nepal felaketi bize ne anlatıyor?

Nepal ile Tibet sınırında yaşanan son sel felaketi, ekolojik...

Neşe Yaşın yazdı: Ver elini Eylül

Bazen insan öylesine yoğun bir iletişim ve duygu skalası...

Niyazi Kızılyürek yazdı: “Hafıza savaşı” ve geçmişin çarmıhına çakılmak!

Bir “Hafıza Savaşının” içindeyiz. Savaşçı neferler her gün her...

Özkan Yıkıcı yazdı: Geliyorken gelen: ancak hâlâ kabullenmeyen gerçek

Şu anda Karpaz’dayım. Yağmur sıkça yağıyor. Dün geceye doğru...

Murat Çakır yazdı: Söylenebilirliğin ve yapılabilirliğin sınırları

Eylül ayında yapılacak üç eyalet parlamentosu seçimleriyle Almanya’nın “süper...

Canlı yayın