Sosyal medya, bilgi ve duygunun hızla yayıldığı bir mecradır. Bu ortamda yanlış, etik dışı içerikler sorgusuz sualsiz paylaşılabiliyor ve toplumda yanılsamalara yol açabiliyor. Kıbrıs, hassas bir coğrafya; bölücü söylemlerin, milliyetçi dillerin, kısır döngü hamasi tartışmaların vazgeçilmez bayraklı istikrarı… Kurtulmamız gereken içimize sirayet eden hastalık… Siyasi figürlere körü körüne bağlanmak ve hatalı uygulamaları desteklemenin sürdürülebilir bir yaklaşım olmadığını, çocuklarınıza ev, araba, mal mülk bırakmayı, onları adasız bırakmaya seçerken yeterince gördük… Gerçek taraftarlık ve destek, ada ve dünya sevgisi ile bütünleşendir. Haktan hak doğurma üzerine değil, vicdan temelli coğrafi kimlik inşası üzerinden olmalıdır dil. Eleştiriyi yok saymak, itibarsızlaştırmak değil; yanlışı gösterebilmektir olması gereken. Ve tabii ki doğruyu da takdir edebilmek aynı zamanda. Örnek olarak, Erhürman’ın Baf merkezli deprem sonrası üç dilde yayımladığı “geçmiş olsun” mesajı dikkat çekicidir. Bu mesaj yalnızca nezaket göstergesi değil; ortak acılardan güç alacak tüm Kıbrıslılar için kapsayıcı bir jesttir. Ankara’ya gider ayak atılan bu adım, topluma dayanışmayı ve empatiyi hatırlatmıştır. Samimi ve gerçekliğini sorgulamak bir yana dursun; bu tür davranışlar takdir edilmelidir. Zaten olması gereken davranış budur. Fakat o kadar muzdarip olduk ki dilden, bu kadar temel bir mesaj bile bizi mutlu edecek kadar kıymetli hale gelmiştir.
Tabii ki, sadece doğal afetler sırasında değil, tüm mevzularda istikrarlı ve sürekli olarak bu davranış devam ederse, kalıcı ve kapsayıcı bir dilin inşası mümkün olur.
Dil, sadece doğru kelimeleri seçmek değildir. Empatiyi çoğaltan, yaraları saran, geçmişi hatırlatan ve geleceğe umut taşıyan bir araçtır. Tarihsel acılar, kültürel olumlamalar ve bütünlükçü, icraata geçen samimi söylemler, bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerdir. Dili bilinçli ve etik kullanmak, tüm toplumlara, barışa ve adalete coğrafi vicdan temelli, doğrudan katkı sağlar.
Bu yüzden eleştiriye açık olmak, hataları gösterebilmek kadar doğruyu da takdir edebilmek gerekir. Bu, toplumda barış ve kapsayıcılığın kalıcı olmasını mümkün kılar. Körü körüne, sorgulamadan göz ardı edilen ve yüceltilmiş bir yanılsama kültüründen uzaklaşmamız gerektiği kadar, takdir de edebilmek gerekir. Erhürman’ın üç dilde yayımladığı deprem sonrası mesajını, küçük jestlerin bile büyük etkiler yaratabileceğini göstermek açısından da desteklemek kimseye zarar vermez.
Bu yaklaşım, istikrarlı bir şekilde devam etmeli ve kapsayıcı dil yalnızca doğal afet zamanlarında değil, adanın her alanda günlük dili haline gelmelidir. Erhürman’ın mesajı; takdir edilesi, dildeki yaraları, sürdürülebilirlik esasıyla coğrafi kimliği sağlam ve yıkılmaz bir şekilde inşa edebilme, yaraları sarabilme potansiyeline sahiptir… Tüm yanlışlarını bir çırpıda silemeyeceğimiz gibi, bunu da takdir etmekten kaçınmamak gerekir…



