Trump yönetimi ile birlikte artan ABD müdahaleciliğini, kısa vadeli bir maliyet-kazanç hesabı üzerinden kararlaştırılan ve genellikle de tutarlılık gözetilmeyen bir politikalar dizisi olarak tanımlamak mümkün. En azından son bir senede Latin Amerika’da gerçekleşen bir dizi müdahale için bu tanımın geçerli olduğu söylenebilir. Venezuela’da rejime karşı uygulanan askeri baskı sonrasında rejim değiştirilmeden gerçekleşen dönüşüm tam hızı ile devam ediyor. Yıllar sonra Miami’den Caracas’a American Airlines uçuş gerçekleştirdi. Venezuela Merkez Bankası dahil kamu bankalarına uygulanan yaptırımlar kaldırıldı. Sürecin ne kadar daha böyle devam edeceğine dair somut bir fikir ise mevcut değil. Geçici Başkan Delcy Rodriguez, rejim içindeki pozisyonunu konsolide etmeye devam ediyorsa da içerideki toplumsal tepki ne kadar daha baskı altında tutulabilecek?
Diğer yandan Trump yönetimi, yönelttiği uyuşturucu kaçakçılığı ve kartellerle mücadelede yetersiz kalma iddiası ile güneydeki komşusu Meksika’ya uyguladığı baskıyı arttırma yoluna gitmiş görünüyor. Geçtiğimiz hafta Lideri El Mencho’nun öldürülmesi sonrasında Yeni Jenerasyon Jalisco Kartelinin (CJNG) en önemli isimlerinden biri haline gelen El Jardinero (Bahçıvan) kansız bir operasyon ile yakalandı. Chihuahua eyaletinde iki CIA ajanının uyuşturucu üretim laboratuvarlarını imha etme operasyonu sırasında yaşanan bir kaza ile öldükleri haberi de basına yansıdı. Bu hadiseler, ABD ile Meksika güvenlik güçlerinin uyuşturucu ile mücadele konusunda istihbari ve operasyonel iş birliklerini arttırdıklarını gösteren iki olay olarak yorumlanabilir.
Bununla birlikte Başkan Claudia Sheinbaum’un ABD müdahaleciliği ve Meksika’nın iç işlerine karışması konularında söylemsel olarak kullandığı sert dilden geri adım atmadığı da söylenebilir. Fakat Sheinbaum ne kadar sert konuşursa konuşsun, ABD ile artan iş birliğinin önceki başkan ve siyasi hareketin kurucusu ve halen de geleneksel lideri konumundaki Andrés Manuel Lopez Obrador’un siyasi çizgisinden uzaklaşılması şeklinde yorumlanabileceği, bunun da parti içerisinde sorunlar yaratabileceğini tahmin etmek güç değil.
Belki de bu konu ile ilgili olarak Sheinbaum, partisi Morena’nın kontrolünü elinde tutabilmek için parti yönetiminde bazı değişikliklere gitme gereği duydu. Sheinbaum, bu değişiklikleri, kendisini bekleyen iki temel mesele ile karşılaşmadan önce partideki disiplini sağlamak üzere gerçekleştirmiş olabilir. İlk olarak Meksika ABD ve Kanada arasındaki serbest ticaret anlaşması TMEC’in güncellenme müzakereleri başlanmış durumda. Sheinbaum bu müzakerelere, ABD ile müzakere konusunda uzman olan bir kişiyi dışişleri bakanı yaparak girecek kadar önem veriyor. Çünkü Meksika ekonomisi, NAFTA ile birlikte ABD ekonomisine büyük ölçüde eklemlenmiş durumda ve Trump’ın şahin dış ticaret politikalarının TMEC’e yansıtılması Meksika ekonomisi için yıkım anlamına gelebilir. İkinci olarak ise bir yıl içerisinde Meksika, hem birçok eyalet valisinin hem de kongrenin yarısının değişeceği bir ara seçime gidecek. Kongrede çoğunluğun kaybedilmesi demek Sheinbaum Hükümetinin kalan 4 senesinde muhalefetle ittifaklara mahkum olması anlamına gelecektir ki bu siyasal ortamda pek muhtemel bir durum değil.
Sheinbaum tam da parti içi disiplin sağlama sürecinde iken ABD Adalet Bakanlığı, eski Başkan Lopez Obrador’un çok eski dostlarından ve Morena partisinin Sinaloa’daki en önemli isimlerinden biri olan Sinaloa Valisi Rubén Rocha Moya’nın da aralarında bulunduğu 10 kişi hakkında, uyuşturucu kartelleri ile iş birliği yaptıkları gerekçesi ile resmi bir iddianame hazırladı. Meksika’da gündeme bomba gibi düşen bu iddianame karşısında Sheinbaum Hükümetinin ne yapacağı tartışılırken, Vali suçlamaların aydınlanması, soruşturmanın Meksika iç hukuk mekanizmaları tarafından yürütülmesi için görevden ayrıldı. Meksika Dışişleri Bakanlığı ise Valinin Sinaloa Karteli lideri ve şu an ABD’de tutuklu bulunan Ismael Zambado ile görüşmeye hazırlandığına dair bilginin hiçbir somut delile dayanmadığını belirtmekle yetindi.
Muhalefet ABD’nin iktidar partisine yönelik sürdürdüğü bu baskıdan oldukça memnunken Sheinbaum’un kendi partisi içinden de ABD’nin bu müdahalelerine karşı yeterince direnmediğine yönelik bir eleştiri alması mümkün. Ancak TMEC müzakereleri devam ederken Sheinbaum’un ne kadar risk alabileceği konusu da tartışmalı bir konu.
Her ne olursa olsun, ABD’nin Meksika hükümetinin karteller ile mücadelede ya da göç meselesinde gösterdiği iş birliğinden tatmin olmaması ve ülkenin iç işlerine daha çok müdahil olması da muhtemel gibi gözüküyor.



