İşçi sınıfı mücadeleleri içinde madencilerin, en başta da terini kömür tozuyla karanların özel bir yeri vardır. Nasıl olmasın? Orta Çağ’da peşine düşülen kömür, 18. ve 19. yüzyıl Sanayi Devrimi döneminde, Avrupa’dan ABD’ye yayılan kömür madenlerinde sömürünün en vahşisini yaşattı işçilere. 5-7 yaşındaki çocuklar bile farelerin zor dolaştığı dar tünellerde kömür taşıdılar.
Bıçak çok kez kemiğe dayandı. 1921’de ABD’nin en büyük işçi ayaklanmalarından birine imza atan kömür madencileriydi. Yaklaşık 10 bin madenci, şirketlere ve sendika karşıtı baskılara karşı, ilan edilen sıkıyönetime rağmen, direnişe geçtiler. Havadan bombardımana ve gaza maruz kaldılar.
Tarihçi James Green, “Şeytan Bu Tepelerde: Batı Virginia’nın Kömür Madencileri ve Özgürlük Mücadeleleri” adlı eserinde “O gün Spruce Fork Sırtı’nda olağanüstü bir şey yaşandı: Amerikan vatandaşları kendi topraklarında havadan bombardımana maruz kalıyordu” diye yazdı. Direniş bastırılsa da “Blair Dağı Savaşı” olarak tarihe geçti. Blair Dağı Muharebe alanı, bugün ABD’nin korunmaya değer tarihi yerlerin resmî listesinde yer alıyor.
ABD, 1930’lu yıllarda “savaş” olarak anılan önemli kömür madeni direnişlerine sahne oldu. Bastırılanı da başarıya ulaşanı da işçi haklarının yasalarla güvence altına alınmasına katkı sağladı.
Kentucky’nin Harlan kasabasında 1931’den başlayıp yaklaşık 10 yıl boyunca, zaman zaman bombardıman dahil şiddetle karşılanan örgütlenme mücadelelerinin tarihe armağanı da yazının başlığındaki soru oldu: Hangi taraftasın?
Bolivyalı madenciler 1952 Devrimi’nde kilit rol oynadılar. İktidarın değişmesini ve madenlerin kamulaştırılmasını sağladılar.
Kömür madencilerinin sesi 70’lerde Hindistan ve Birleşik Krallık’tan yükseldi. Hindistanlı madencilerin kötü çalışma koşulları ve güvenlik sorunlarına karşı yükselttikleri mücadele kömür sektörünün kamulaştırılmasıyla sonuçlandı.
Birleşik Krallık’taki sınıf kardeşlerinin 1972 grevinin sonucu büyük ücret artışları, 1974 grevinin sonucu muhafazakâr Başbakan Edward Heath’in kaybedeceği bir erken seçime gitmek zorunda kalması oldu.
80’lerde Polonya’da Silezya Madencileri ve Lech Walesa önderliğindeki Dayanışma Hareketi rejimin değişmesinde başat rol oynadı.
1987’de sahneye Güney Afrikalı madenciler çıktı. Ulusal Maden İşçileri Sendikası’nın grevine 300 bin madenci katıldı. Apartheid döneminin düşük ücret ve kötü çalışma koşullarının protesto edildiği grev, işçi haklarını güçlendirirken apartheid karşıtı mücadeleye de ivme kattı.
90’ların başında kömür madencilerini kalbi Türkiye’de attı! Türkiye’nin en büyük işçi eylemlerinden biri olan Zonguldak madencilerinin grevi ve aileleriyle birlikte on binlerce madencinin Ankara yürüyüşü tarihe kömürle atılan imza oldu.
O imzanın 2020’lerdeki adı Bağımsız Maden-İş’tir. 11 gün yürüyerek Ankara’ya gelen, Ankara’nın ayazında adı “Kurtuluş” olan bir parkta, önce çocuklarının sonra aslında hepimizin kurtuluşu için yarı çıplak açlık grevi yapan, bakanlık yürüyüşleri ablukayla, gazla kesilen Doruk Madencilik işçilerinin attığı imza…
1931’de Harlan’daki direnişe öncülük eden madenci Sam Reece’in eşi Florence Reece ve 7 çocuğu da saldırıların hedefindeydi. Maden sahiplerinin safındaki Şerif J.H. Blair kocasıyla birlikte Florence’nin de peşine düştü. Evlerini bastı, talan etti. Florence’i evde bulamadılar.
Daha sonra eve dönen Florence, duvarda asılı takvimden bir sayfa kopardı ve yıllarca işçi eylemlerinin şarkılarına ve marşlarına ilham veren şu öfkeli sözleri yazdı: “Gelin ey iyi işçiler / size iyi haberler vereyim / nasıl da eski iyi sendika / burada yerleşip kaldı. / Harlan kasabasında derler ki / orada tarafsız yoktur / ya sendikalı olursun / ya da J.H. Blair’in haydudu.”
Nakaratı da başlıktaki soruydu: “Hangi taraftasın? / Hangi taraftasın?”



