Yaşanan en büyük nükleer felaket olan Çernobil Nükleer Güç Santrali kazasının üzerinden tam 40 yıl geçti. On binlerce insanın öldüğü, yüz binlerin göç ettiği, milyonların etkilendiği büyük bir felaket… 26 Nisan 1986 tarihli nükleer “kaza” ne öğretti? Bu kırk yılda olan bitene bakınca pek de insanlığın hayrına adımlar atıldığını söylemek mümkün değil. Belli ki büyük felaketler ders alınacağı anlamına gelmiyor. Aynısını bitmeyen savaşlarda ya da daha altı yıl önce yaşadığımız COVID-19 pandemisi üzerinden de yaşamıyor muyuz? Kararlar bir azınlığın ve dünyanın efendilerinin daha fazla zenginleşmesi hedefiyle alınıyor. Geniş halk kitlelerine, börtü böceğe, ağaçlara, doğaya ölüm, kıyım, yoksulluk düşüyor.
ÇERNOBİL’İN SAĞLIĞA ETKİLERİ
Bu konu nükleer santral işçileri ve itfaiyecilerde yaşanan erken ölümlerden geç dönem başta kanser ve kalp damar hastalıkları kaynaklı ölümlere, ekolojik yıkıma, göçlere kadar çok boyutlu ve tam olarak ortaya konabilmiş değil. Santralde gerçekleşen patlama ve yangın nedeniyle yüksek miktarlarda radyoaktif iyot ve sezyum etrafa yayıldı. Sadece felaketin gerçekleştiği Pripyat’ta değil, Ukrayna, Belarus ve Rusya başta olmak üzere ülkemiz dahil çevre ülkelere de rüzgâr akımlarıyla radyasyon yayıldı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 2006 ve 2016’da felaketin 20. ve 30. yıl sağlık etkileri raporlarını yayımladı. 2011 yılında Birleşmiş Milletler Atom Radyasyonunun Etkileri Bilimsel Komitesi (UNSCEAR) tarafından yayımlanan “Çernobil kazasından kaynaklanan radyasyonun sağlık üzerindeki etkileri” raporu en önemli kaynaklardan biri. Tiroid kanseri en fazla dikkat çeken hastalıklardan. Kazadan sonraki ilk birkaç ayda tiroid bezine alınan dozlar, özellikle en çok etkilenen bölgelerde yaşayan ve radyoaktif iyotla kirlenmiş süt içen çocuklarda ve ergenlerde çok yüksekti. DSÖ raporları bu gruptaki çocuk ve ergenlerde yıllar içinde tiroid kanseri sayılarının artacağını tahmin ediyordu. 2016 raporu bu grupta 11 binden fazla tiroid kanseri tanısı konduğunu yazıyor. Diğer tümörler ve lösemi vakalarında artışla ilgili çalışmalar da var. Burada hem takipte, tanı konmasında ve diğer risk faktörlerinin ayıklanmasında zorluklara dikkat çekiliyor. Artmış katarakt ve kalp damar hastalıklarına da değiniliyor.
Çernobil ve sonrasında 2011 yılında gerçekleşen Fukuşima nükleer santral felaketlerinin yarattığı psikososyal etkiye ve ruh sağlığı sorunlarına da vurgu yapılıyor. Çok yüksek sayıda insanın tahliyesi ve başka yerlere yerleştirilmesi, evlerini ve işlerini kaybetmesi, geçici barınaklara yerleştirilmesi, yeterli sağlık hizmetine erişememesi ciddi psikososyal sorunlara yol açmış durumda. Çok sayıda uluslararası araştırma, Çernobil’den etkilenen popülasyonların kaygı düzeylerinin maruz kalmayan popülasyonlara göre iki kat daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor.
SANTRALLER VE SAĞLIK
Bu konuda tartışmalar devam ediyor. Özellikle son yıllarda iklim krizine çözüm olarak nükleer enerjiyi öne çıkaran lobilerin etkin çalıştığı görünüyor. Bu çevreler nükleer ile enerji elde etmenin nasıl “yeşil”, temiz ve zararsız, nükleer kazaların da seyrek olduğunu anlatıyor. Dubai’de 2023 COP28 toplantısında ABD’nin başını çektiği, Fransa, Japonya, Güney Kore’nin katıldığı nükleer enerji üretimini 2050 yılında üç katına çıkarmayı hedefleyen “Declaration to Triple Nuclear Energy” girişiminin imzacıları artıyor. Türkiye iki yıl önce katılmıştı. Bu yıl da Çin, Brezilya, Belçika ve İtalya’nın katılımıyla imzacı ülke sayısı 38 oldu.
Oysa bilimsel çalışmalar nükleer santrallerin kaza olmadan da sağlığa zararlı olduğunu göstermeye devam ediyor. Yakın zamanda yayımlanan 17 ülkeden 175 nükleer santralın etkilerini değerlendiren bir meta-analiz raporu çalışanlarda artan mezoteliyoma riskine ve biriken dozla doğrudan ilişkili olarak artan kalp damar hastalıklarına dikkat çekiyor. Santral çevresindeki 30 km alan içinde yaşayanlarda tüm kanser sayılarında, lösemi ve tiroid kanserlerinde artış bildiriliyor. Artan kanser sayıları özellikle beş yaş altı çocuklarda belirgin.
Yine Nature Communications dergisinde yakın zamanda yayımlanan bir çalışma ABD’de kanserden ölüm kayıtlarını nükleer santrallara yakın yaşama ile ilişkisi yönünden inceliyor. Çalışmaya göre santrallere 200 km’ye kadar yakın yaşamak ile kanserden ölüm arasında ilişki görülüyor. Genel olarak 2000 ile 2018 yılları arasında nükleer santrallara yakınlıkla ilişkili biçimde 65 yaş ve üzeri bireylerde kanser kaynaklı yılda ortalama 4266 ölüm gerçekleştiği hesaplanıyor. Bir diğer tehlike de nükleer santralların savaşlarda hedef haline gelmesi. Yakın zamanda Ukrayna’da Zaporijya, İran’da Natanz, İsrail’de Dimona nükleer tesislerine yönelik saldırılar yürekleri ağza getiriyor. Barışçıl amaçlı olduğu söylenerek başlayan nükleer çalışmalar nükleer silah üretimiyle ilişkilendirilebiliyor. Bu da İran-İsrail/ABD savaşında gördüğümüz gibi savaşların gerekçesi olabiliyor. Nükleer santrallar çok tehlikeli.
Ülkemizde inşaatı devam eden Akkuyu nükleer santralı yanında Sinop’ta ve Trakya’da Kırklareli İğneada-Kıyıköy hattında yapımı planlanan nükleer santrallar var. Bunlara karşı yaşamı, doğayı, çocuklarımızın geleceğini savunan Nükleer Karşıtı Platform (NKP) Vize’de, Mersin’de, Ankara’da, İzmir’de etkinlikler düzenliyor. Bugün Sinop’ta, Sinop Belediyesi Yuvam Tesisleri’nde “Çernobil’in 40. Yılında Felaketi Unutmuyoruz Paneli” var. Yarın da Sinop’ta büyük bir miting düzenlenecek. Toplanma saat 11.00’de eski otogar/Diyojen heykeli yanı. NKP bileşenleri İstanbul ve Ankara’dan otobüs ile transfer sağlıyor. Çernobil’in 40. yılı etkinlikleri bir yandan kaybettiklerimizi anmanın, bir yandan da daha yaşanabilir bir dünya için adım atmanın vesilesi olsun.



