iktibasHediye LeventDiplomaside distopya dönemi ve Türkiye! - Hediye Levent

Diplomaside distopya dönemi ve Türkiye! – Hediye Levent

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net

İran-Amerika-İsrail savaşı zaman zaman sakinleşse de asla durmayan depremlerden biri. Bu savaş ateşkesle de sonuçlansa daha şiddetli bir aşamaya da geçse bölgede kalıcı yeni kırılmaların eşiği olacak. Mevcut duruma bakılırsa bölgeden bütün dünyaya yayılan ve her ülkeyi az çok etkileyecek olan bu yeni dönem hem birçok belirsizlikle dolu hem de pek ümit veren bir dönem olmayacak gibi görünüyor.

Artık bir kısmı 2. Dünya Savaşı sonrasına bir kısmı da Soğuk Savaş dönemine uzanan statükolar yıkılıyor. NATO ve AB gibi uluslararası ittifaklar içindeki çatlaklar açıkça sorgulanıyor. Bölgesel ve uluslararası ittifaklar işlevselliğine dair imtihanlardan geçerken bu ittifakları değişmeye zorlayan şartlar da iyice baskınlaşıyor.

Aslında kısa süre önce gerçekleşen Münih Güvenlik Konferansında açık işaretlerini gördüğümüz bu gidişat Antalya Diplomasi Forumunda da kendini gösterdi: Dünya artık güvenlikçi politikalara geçiyor, silahsızlanma ve yumuşak güç değil hızlı silahlanma zorunlu hale geliyor.

İnsana, hukuka, uluslararası kurallara dair ne varsa alanı daha da daralacak. Artık ülkeler arası nüfuz mücadeleleri daha açıktan ve yeni şartlara göre oluşturulmuş korkutucu bir ‘meşruiyet’ zeminine oturtuluyor. Güçlünün kazandığı, gücün de silahlanmanın önünü açtığı bir nüfuz üstünlüğü ile ölçüldüğü bir dünya oluşuyor.

Antalya Diplomasi Forumunda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bir ifadesi bu açıdan oldukça çarpıcı; diplomasi geleneksel sınırlarından çıkıyor. Artık diplomasinin istihbarat ve askeri yapılarla kol kola hareket ettiği bir dönemdeyiz. Bu üç kurum her zaman dirsek temasında oldular ancak savaşta da barışta da müzakereleri askerlerin yaptığını, ülkeler arası ilişkilerin istihbaratçıların kriterlerine göre belirlendiği bir dünya düşünün! “Soğuk Savaş yıllarında da öyleydi” diye düşünenler olabilir, ancak en azından o dönemde düşman cephelerin kendi içlerinde yani dost saydıkları ile ilişkileri daha farklıydı. Günümüzde ABD’nin NATO’dan şikayet ettiği, AB ülkeleri içinde çatlakların iyice büyüdüğü, BM’nin kolunun kanadının budandığı birçok gelişme yaşanıyor.

Peki bu gidişatla birlikte her bir ülke sınırlarına dikenli tel ve mayın döşeyip kendi içine mi kapanacak? Elbette hayır! Hele de İran savaşının yeni dönüm noktası olduğu gelişmelere bakılırsa yeni enerji rotalarının oluşturulması, enerjiden kıymetli madenlere ve gıdaya kadar her kalemde tedarik zincirlerinin aksamadan çalışmasının sağlanması ihtiyacı daha da belirginleşti. Dünya güvenlikçi politikalara geçip silahlanma yarışını hızlandırırken zorunluluk haline gelen ekonomik ittifaklar da işte bu yeni şartlar içinde sağlanacak artık. Bu da nüfuz savaşlarını kızıştıracak elbette ki, bunun için Hürmüz Boğazı’nın savaş silahı gibi kullanılması sonrası yaşanan tartışmalara bir bakmak yeterli.

Evet yeni enerji rotaları, ticaret yolları, boru hatları projeleri konuşuluyor ancak Türkiye dahil her ülke artık sadece kendi sınırları içindekini korumanın yetmediğini düşünüyor. Mesela Hürmüz Boğazı’na alternatif enerji hatları projeleri içinde Suudi Arabistan’dan Suriye’ye ve oradan Türkiye’ye ve Avrupa’ya uzanan rotalara dair seçenekler öne çıkıyor. Ankara açısından bu rotayı Suriye içlerinden itibaren kontrol etmek gerekiyor artık. Benzer bakış açısı İsrail için de geçerli; Rusya ya da Çin veya Amerika için de. Enerji-ticaret rotalarının geçtiği ülkelere kazandırdığı ekonomik ve siyasi gücün herkes farkında, ancak bunun da nüfuz mücadelesinin kazananı olmaya yetmeyeceğine dair eğilimler giderek baskın hale geliyor. Bu nüfuz mücadelesinde, ülkeleri işgal etmek, orduları seferber etmek, büyük maliyetli savaşlara girişmek işlevsel değil artık. Hürmüz ve Bab El Mendeb ya da Malaka gibi boğazları tutmak, rotaların geçtiği ülkeleri ekonomiyle-güvenlik anlaşmaları ile ya da korkutarak kendine bağlamak daha etkili! Bu açıdan Çin’in dünya ticaretini dizayn etme niyetiyle giriştiği Kuşak Yol projesine dahil ettiği ülkeleri kendisine borçlandırması ile Amerika’nın kendisinden silah almaya mecbur hale getirdiği ülkelere dayattığı ağır satış şartları arasında pek de fark yok.

Aslında bu hafta Türkiye’nin ve Suriye’nin öne çıktığı, yeni güç mücadelesi haline gelen petrol boru hatlarını, enerji rotalarını yazmayı planlıyordum. Ancak “Bu rotalar milyar dolarlarla ölçülen ağır maliyetleri, dünyada teknolojinin ilerleme hızı, yeni enerji kaynakları bulma çalışmaları gibi boyutlar düşünüldüğünde Türkiye gibi ülkeler açısından ne kadar kârlı olabilir?” diye düşünmeden edemiyor insan. “Kârlı-kazançlı olmasaydı ABD ve Çin gibi ülkeler bu yarışa girişir miydi?” gibi bir soru da gelebilir elbette. Ancak bahsettiğimiz güçler hatta İsrail gibi bölge ülkeleri bile bölgesel-küresel nüfuz mücadelesine dair birçok ayağı olan projeksiyonlarla hareket ediyorlar. Fiziksel olarak dünya ticaretinin aktığı boğazları, kanalları, bölgeleri kontrol etmeye çalışırken eş zamanlı olarak yeni çağın zorunluluğu olan yapay zeka, çip savaşları, ileri teknoloji savunma sanayi, alternatif tarım yöntemleri, petrol gibi kıt kaynaklara dair alternatif çalışmalara da öncülük ediyorlar. Yani ele geçirmek yetmez, elde tutmak, korumak ve koza çevirmek için gerekli ne varsa kuşanıyorlar hızla.

Dönelim günümüzdeki tartışmalara!

Türkiye ve Suriye, Hürmüz Boğazı krizinin kazananı olur mu? Kısa vadede olabilir. Körfezde üretilen doğal gazın, petrolün Avrupa’ya ulaştırılması için uygun rotalar elbette var, ancak mesela Basra Körfezi’nden başlayan, Irak’ı boydan boya geçip Türkiye’ye bağlanması planlanan kalkınma yolu projesine bakalım. Türkiye’nin ve Irak’ın ödemesi gereken miktar 20 milyar dolara yakın ve projenin 2050 civarında tamamlanması öngörülüyor. Peki 2050 dünyasında petrole ihtiyaç aynı seviyede olacak mı? Bu kadar büyük maliyetlerle girişilen bu rota üzerinde 2050 yılında ne taşınacak? Irak’ın elinde petrol dışında ne var? Ağır sanayi mi, tarım ülkesi mi, ileri teknoloji ya da savunma sanayi ile bilinen bir ülke mi?

Türkiye dünyadaki gidişatı çok geriden takip eden ülkelerden biri hâlâ! Yapay zeka ve çip teknolojisi gücü de güçlüyü de belirleyecek asıl unsurlar oldu bile! Bu yarışa oldukça geç kalmış olan Türkiye’nin, orta vadede bile verimli olup olmayacağı belirsiz bölgesel projeleri dikkatle incelemesi ve seçmesi gerekiyor.

Bizzat petrol üreten ülkeler bile dünyadaki teknolojik gelişmeleri göz önüne alarak Hürmüz Boğazı’na alternatif boru hatları inşa etmek ne kadar mantıklı diye sorgularken, Türkiye’nin yeni ve oldukça zorlayıcı şartların şekillendirdiği süreçte eski yöntemlerle ilerlemeye çalışması ne kadar verimli olur?

Kısacası dünyada distopya benzeri bir gidişat varken ülkesine, insanına, beyin gücüne, su gibi kıt kaynaklarına yatırım yapan ülkelerin ayakları yere daha sağlam basacak gibi görünüyor. Aksi durum istikrarsızlık, huzursuzluk, küresel şartların insafına kalmış oradan oraya savrulma hali!

Diğer yazıları

Lübnan-İsrail görüşmeleri barış getirir mi? – Hediye Levent

Amerika’nın araya girmesi ile Lübnan-İsrail doğrudan müzakereleri başlayacak gibi...

Ateşkes mi, mola mı? – Hediye Levent

ABD-İran-İsrail savaşına dair ateşkes açıklamalarını ve haberlerini okurken aklıma...

Duvardaki tuğla İran mı? – Hediye Levent

Amerika-İran-İsrail savaşı birinci ayını doldurdu ancak hâlâ ne Amerika’nın...

Irak bir kez daha uçurumun kıyısında! – Hediye Levent

ABD-İran-İsrail gerilimi tırmanmaya başladığından beri bölgenin en huzursuz ülkelerinden...

İsrail, Lübnan’ı işgal ediyor! – Hediye Levent

Lübnan’da ABD-İsrail-İran savaşının gölgesinde kalan çok önemli gelişmeler yaşanıyor....
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,970TakipçilerTakip Et
819AboneAbone Ol

Son eklenenler

Yıldönümleri havuzundan seçkiler – Özkan Yıkıcı

Bugün Yirmi Üç Nisan... Önemli tarihî günlerin de yaşandığı...

Çernobil’in 40. yılında: Nükleer belaya karşı hafıza ve mücadele – Ecehan Balta

25 Nisan 2026 Cumartesi günü Sinop’ta, Nükleer Karşıtı Platformun...

Palantir’in ‘teknolojik cumhuriyet’ manifestosu üzerine – Mahir Ulutaş

2003 yılında Peter Thiel tarafından kurulan, merkezi Silikon Vadisi’nde...

Yapısal koşullardan sıyrılırsak – Özkan Yıkıcı

Genelde siyasal sistemler değişik yöntemlerle kendilerini hem ayakta tutarlar...

İşimiz Boru… Boru bizim İşimiz… – Mertkan Hamit

Alaköprü Barajı’ndan çıkıp denizin altından Geçitköy’e ulaşan su, yaklaşık...

Çernobil’in 40. yılı – Mehmet Horuş

Çernobil nükleer felaketinin üzerinden 40 yıl geçti. Her yıldönümünde...

Otokrat Orbán’n seçim hezimeti: Macaristan’dan alınacak dersler – Yonca Özdemir

Macaristan bizi niye ilgilendirsin, demeyin. Öncelikle, hiçbir ülkenin koşulları...

Bir erken seçim daha – Özkan Yıkıcı

Konumuzun geçtiği yer Bulgaristan. Kolay değil: Beş yılda tam...

Canlı yayın