yazılariktibasEmperyalizmin çıkmaz sokaktan kurtulma stratejisi - Prabhat Patnaik

Emperyalizmin çıkmaz sokaktan kurtulma stratejisi – Prabhat Patnaik

Orjinal yazının kaynağıpeoplesdemocracy.in
alıntı yapılan kaynakbirgun.net

Eğer neoliberalizm bu sürecin tersine çevrilmesini başlattıysa, Trump stratejisi bu geri dönüşü tamamlamayı amaçlıyor. ABD’nin Venezuela’ya (dünyanın en büyük ikinci petrol rezervine sahip ülkesi) ve İran’a saldırısı, ekonomik dekolonizasyonu tersine çevirme girişiminin göstergeleridir

Neoliberalizm, dünya kapitalizmini bir çıkmaz sokağa sürükledi. Bunun nedeni şudur: Neoliberalizmin alametifarikası olan sermayenin üretimi Küresel Kuzey’den Küresel Güney’e taşıma isteği, Kuzey’deki işçileri Güney’in çok daha düşük ücretli işçileriyle rekabet ettirerek Kuzey’deki ücretleri baskılamıştır. Aynı zamanda bu taşınma, Küresel Güney’deki devasa işgücü rezervlerini de tüketmemektedir; çünkü neoliberalizm altında Güney’de emek verimliliği hızı büyük ölçüde artmakta, bu da Güneydeki işçilerin ücretlerinin son derece düşük seviyelerde kalmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla, dünya genelinde emek verimliliği her yerde artmasına rağmen, reel ücret seviyelerinde çok az artış görülmekte; bu durum hem dünya ekonomisinin genelinde hem de her bir ülke içinde ekonomik artığın çıktı içindeki payının artmasıyla sonuçlanmaktadır.

Bir birim gelirin daha büyük bir kısmı, artıktan pay alanlara kıyasla çalışan kesim tarafından tüketildiği için, ekonomik artığın payındaki bu yükseliş, tüketim talebinin çıktıya oranla azalmasına ve dolayısıyla toplam talebin düşmesine neden olur. Ekonomik artıktaki bu artış, aşırı üretim eğilimini doğurur; bu da kendini ekonomik durgunluk ve daha yüksek işsizlik oranlarıyla gösterir (gerçi bu işsizlik genellikle işgücüne katılım oranındaki düşüşle kamufle edilir). ABD’deki konut balonunun patlamasından bu yana dünya ekonomisinde yaşanan tam olarak budur.

Ancak durgunluk ve yüksek işsizlik tek başına “çıkmaz sokağın” belirtisi değildir; asıl çıkmaz, devletin bu durumu aşmak için yapabileceği pek bir şeyin olmamasından kaynaklanır. Bu tür durumların ilacı olması beklenen Keynesyen reçete, neoliberalizm altında bunu başarmaktan tamamen acizdir.

Bunun sebebi şudur: Kamu harcamalarının toplam talebi artırabilmesi için ya bütçe açığıyla ya da zenginlere uygulanan vergilerle finanse edilmesi gerekir. Eğer daha fazla kamu harcaması, zaten gelirinin büyük kısmını tüketen çalışan kesimden alınan vergilerle finanse edilirse, toplam talepte neredeyse hiç artış olmaz: Diyelim ki 100 dolarlık bir kamu harcaması, işçilerden alınan 100 dolarlık vergiyle karşılanırsa talep artmaz. İşçiler zaten bu 100 doları tüketecekti; bu durumda olan tek şey talebin doğasının değişmesidir; işçi tüketiminden devletin talebine doğru bir kayma yaşanır ama toplam talep artmaz, dolayısıyla durgunluk ve işsizliğe çözüm olmaz.

Ancak finans sermayesi hem bütçe açıklarına hem de zenginlere (ki finansörler bu sınıfın merkezindedir) ek vergi getirilmesine karşıdır. Devlet bir ulus-devlet olarak kalırken finans sermayesi neoliberalizm altında küreselleştiği için, devlet finansın diktelerine kulak vermek zorundadır; aksi takdirde ekonomiden finansman çıkışı yaşanır ve bu da bir krizi tetikler. Böylece, devlet müdahalesinin neoliberalizmin ulusal ekonomileri getirdiği bu açmazı aşmasının tek yolu, neoliberalizmin getirdiği sınırsız sermaye hareketliliği nedeniyle bizzat neoliberalizm tarafından kapatılmıştır. Çıkmaz sokak şudur: Neoliberalizm, bizzat neoliberalizm içinde aşılamayacak bir kriz yaratmıştır.

Kapitalizmin bu çıkmazla başa çıkmak için şimdiye kadar kullandığı yöntem, “ötekileştirme” üzerinden oyalayıcı bir söylem üreten, dini veya etnik bir azınlığa karşı nefret yaratan bir kurumsal-faşist ittifak aracılığıyla neofaşizmi teşvik etmek olmuştur. Bu, durgunluk ve işsizlikten mustarip ülkelerde çalışan halkı bölünmüş tutmayı ve tekelci sermayenin hegemonyasına yönelik herhangi bir meydan okumayı engellemeyi amaçlar. Ancak neofaşizm bile ekonomik meseleleri sonsuza dek pas geçemez; er ya da geç bir ekonomik ajandaya sahip olduğu görülmelidir. Ve Donald Trump’ın açıkça böyle bir ajandası var.

Liberal görüş çeşitli iddialarda bulunuyor: Herhangi bir krizi reddediyor; kriz ile dünyanın her yerinde Trump benzeri neofaşistlerin ortaya çıkışı arasında bir bağlantı görmüyor ve Trump’ın eylemlerini tamamen “dengesiz bir kişinin işleri” olarak geçiştiriyor. Oysa asıl mesele Trump’ın dengesiz olup olmaması değil; onun eylemlerini neoliberal kapitalizmin içine düştüğü o çıkmaz sokak bağlamında nasıl gördüğümüzdür.

Trump’ın stratejisi, ABD’yi neoliberal rejimden çıkarırken Küresel Güney’i bu rejimin içinde hapsolmaya zorlamayı öngörüyor. Bu durum, gümrük vergisi saldırganlığından ve bu saldırganlıkla Hindistan gibi ülkelerin boğazına dayadığı ticaret anlaşmalarından açıkça anlaşılıyor. Örneğin Hindistan ile yapılan anlaşma, sadece ABD’nin Hindistan mallarına eskisinden daha yüksek gümrük vergisi uygulamasını, Hindistan’ın ise Amerikan mallarına eskisinden çok daha düşük vergi uygulamasını öngörmekle kalmıyor; aynı zamanda Hindistan’ı belirli tarihlerde belirli ve çok daha büyük miktarlarda Amerikan malı almaya mecbur bırakıyor.

Bu ticaret stratejisinin amacı, belirli ekonomik faaliyetlerin konumunu Hindistan’dan ve ABD’nin benzer anlaşmalara tabi tutacağı diğer Küresel Güney ülkelerinden bizzat ABD’nin içine taşımaktır. Başka bir deyişle, ABD’deki durgunluğu ve yüksek işsizliği bu durumları Küresel Güney ülkelerine ihraç ederek aşmaya çalışmaktadır; yani krizin yükünü Küresel Güney’in omuzlarına yıkmayı hedeflemektedir.

Bu tür eşitsiz anlaşmalar sömürge dönemini hatırlatıyor. Trump’ın stratejisi bu nedenle sömürgeci bir senaryonun yeniden canlandırılması veya dünyayı yeniden sömürgeleştirme girişimi olarak görülebilir. Aynısı, ABD’nin Küresel Güney’in maden kaynaklarını, özellikle de petrol kaynaklarını kontrol altına alma girişimi için de söylenebilir. İkinci Dünya Savaşı sonrası siyasi dekolonizasyon (sömürgesizleştirme), Küresel Güney ülkelerinin doğal kaynaklarını kontrol altına almaya çalıştıkları çok daha zorlu olan ekonomik dekolonizasyon sürecinin öncüsüydü; bu alandaki başarılarında Sovyetler Birliği’nin desteği azımsanmayacak düzeydeydi. Eğer neoliberalizm bu sürecin tersine çevrilmesini başlattıysa, Trump stratejisi bu geri dönüşü tamamlamayı amaçlıyor. ABD’nin Venezuela’ya (dünyanın en büyük ikinci petrol rezervine sahip ülkesi) ve İran’a saldırısı, ekonomik dekolonizasyonu tersine çevirme girişiminin göstergeleridir.

Bu girişim, “kurallara dayalı uluslararası düzenin” neden ABD tarafından sabote edildiğini de açıklıyor. Elbette, yeniden sömürgeleştirme girişimi kurallara dayalı bir düzen içinde (örneğin neoliberal rejimin temsil ettiği gibi) gerçekleşebilir. Ancak neoliberal rejimin neden olduğu çıkmaz sokak, neoliberalizmin ABD’de (ve diğer Küresel Kuzey ülkelerinde) terk edilmesiyle aşılacaksa ama Küresel Güney’de uygulanmaya devam edecekse; o zaman kurallara dayalı uluslararası düzenin dışına çıkmak emperyalizm için mutlak bir zorunluluk haline gelir.

Kısaltarak çeviren: Hazime Uras

Diğer yazıları

Ermeniler, Aleviler, “Kılıç Artıkları” ve devlet – Yetvart Danzikyan

Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat kendi sosyal medya hesabından...

Halkların İklim Zirvesi ve nükleer karşıtı mücadele – Mehmet Horuş

Çernobil felaketinin 40. yılı, geçtiğimiz haftanın en önemli gündemleri...

Doruk’tan gelen ses: Hangi taraftasın? – L. Doğan Tılıç

İşçi sınıfı mücadeleleri içinde madencilerin, en başta da terini...

Trump’ın Amerika sömürge devletleri – Ingo Schmidt

ABD, dünyanın emperyalist yağmasındaki payından çalındığını hissettikçe liderliğinden şüphe...

Çernobil’in 40. yılı: Temiz enerji değil sömürü projesi – Sedat Başkavak

Bugün, 1986 yılında meydana gelen Çernobil Nükleer Santrali patlamasının...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,968TakipçilerTakip Et
825AboneAbone Ol

Son eklenenler

Kamusal Alanda Aydının Rolü – Halil Karapaşaoğlu

İki binli yılların ilg başlarına gadar sanadcının, entellegdüelin, aydının...

Kıbrıs’ın bütün umutsuzları birleşiniz! – Neşe Yaşın

Biz ve onlar ikilemi sonsuza kadar sürecek bir çözümsüzlük...

“Βize Benzeyen Yabancılar” – Niyazi Kızılyürek

Bugünkü köşe yazımı Yorgos Frangos’un kitap tanıtımı etkinliğinde yaptığım...

Yaşam mücadelesi > nüfus mühendisliği – Gözde Bedeloğlu

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan...

1 Mayıs daha geride kalırken – Özkan Yıkıcı

dünyada bir gün vardır ki resmî kıskançlıktan sıyrılarak meydanların...

1 Mayıs: 8 saat canımız ne isterse! – Kıvanç Eliaçık

Sendika bildirilerinde, miting konuşmalarında ve sosyal medya paylaşımlarında 1...

Anılarla yakın tarihten günümüze 1 Mayıs – Özkan Yıkıcı

Tekrarda fayda var: Coğrafya önemi hiçbir zaman göz ardı...

Canlı yayın