Güneyde Kıbrıs Cumhuriyeti parlamento seçimlerine günler kaldı. Ayın son haftasına doğru seçimler yapılacak. Unutmadan: gerçekleşecek seçimlerin adı parlamento. Ancak güneyde, daha doğrusu Kıbrıs Cumhuriyeti’nde devlet başkanlığı yönetim biçimi var; sonuç ne olursa olsun devlet başkanı yerinde kalacak. Ancak parlamento aritmetiği sonucu birçok kararı uygulamada, harcama yapmasına da etki yapacağı olağandır. Onun için başkanlık seçimi olmasa da başkanlığın en basit hâliyle bütçesini dahi geçirip geçirmemesinde etkili olacağı kesin. Bu nedenle başkanı yerinden etmese de sonuçta kuvvetler ayrılığı konumu nedeniyle başkanlığı dengeleyecek bir sonuç vermesi de muhtemeldir.
Burada şunu da karıştırmamak gerekir: Görünürde, isim adlandırırken Türkiye de kendine başkanlık rejimi ifadesini kullanmaktadır. Fakat Kıbrıs Cumhuriyeti ile Türkiye’deki aynı isim olsa da yönetme şekli hiç de birbirine yakın değildir. Örneğin güneyde kuvvetler ayrılığı var. Parlamento yetkileri de epey yaygın. Tek kişi atamaya dek elinde yetki yok. Hele yargıya talimat verme falan da söz konusu değil. Hatta son dönemlerde sıkça duyulan savcının devlet yetkililerini sorguya çağırma girişimleri de var. Hâlbuki bırakın çağırmayı, Türkiye’de direkt Erdoğan’ın açık ifadesiyle yargıya talimat verdiği de görüldü. Onun için birileri başkanlık rejimi derken aklınıza hangisi gelirse ötekisiyle uzaktan yakından ilgisi yok. Bu yüzden başkanlık seçimleri veya demokrasi gibi kavramları kullanırken kuvvetler ayrılığı, denetim dengesi ile demokratik örgüt karşıtı hegemonya kuralı oldukça önemlidir. Sakın ola tersinden de işlev yapmayalım. Sırf güney olduğu için Rum imgesini de kullanıp suçlama ve sırf anavatan hamasetiyle de Türkiye’yi övme konumuna gelmeyelim.
Güneyde seçimlere günler kaldı. Bir döneme göre K. Kıbrıs’ta oradaki seçimlere ilgi şimdilik birkaç örnek dışında sıfır derecesinde. Tabii işi olmayanların, kendince seçim denerek Rumlara veriştirme hamasiliği kullanımı elbet ihtiyaca göre her zaman var. Oysa eskiden yapılacak ister başkanlık isterse parlamento seçimlerine Kuzey’de ilgi vardı. İzlemekle yetinmeyerek yorumlar da yapılırdı. Örneğin ben zaman zaman bazı kesimlere yorumlarımda sonucu, güneydeki seçimleri sınırların kapalı olmasına rağmen radyo veya televizyonlarda izlerdim. Saatlerce oturup konuşmaları takip ederdim. Bizim basın da arada da olsa seçim olacağı ile elde ettikleri bilgileri kendi lehlerine kullanma adına veriyorlardı. Şimdi, hem de sınırların açılmasına karşın ilişkilerin yoğun oluşuna bakmadan hâlâ ilgi sıfırın biraz üstündedir. Duyulan atış ihtiyacı veya merakla araştırma yapan birkaç kesim olmasa güneydeki seçimler bize epey yabancı gibi son gününe gelecek gibidir.
Kıbrıs Cumhuriyeti Rum parlamenter üyeleri için seçime gidiyor. Rum üyeleri diyorum. Yasaya göre belirli miktarda da Türk parlamento sandalyeleri var; onlar askıda, boş bırakılıyor. Türklerin oyuyla seçilecek parlamenterlerdir. Bu da pek bilinmeme derecesine sokuldu. Tıpkı Kıbrıs gerçeklerinin birçoğundaki gibi. Adeta mezara konuldu.
Elbet bölgemizdeki gelişmeler, adanın sorununun durumu, Orta Doğu’dan AB coğrafyalarındaki dalgalanmalar Kıbrıs’ı da direkt etkilemektedir. AB üyesi, kapitalist sistemin yeni sömürge stratejik konumu, Orta Doğulu oluşu, garantör tipi bağımsız gibi acayip siyasal denetim mekanizmaları hepsi toplamda düşünceleri de belirlemektedir. Bunların toplamında da bırakılan alanlarda siyasal partiler de oluştu. Her değişim kendi katkı veya eksikliğini de yapıyor. Örneğin Avrupa’da görülen faşist parti yükselişi güneyde de Kıbrıs sorununun da beslemesiyle kamuoyu yoklamalarında üçüncü sıraya dek geldi. Yine görülen genel merkez parti çöküşü şu andaki kamuoyu yoklamalarında güneyde de ithalden kabullenmeye gelindi. Bir anlamda Kıbrıs’ta neoliberal çöküş ile Orta Doğu karanlık debelenmesinden nasibini alacak gibidir. Tabii bir de buna son dönemki sağdaki ikili ayrımların da parlamentoya yansımasının olacağıdır. DiSi artık tek değil; başkanın da kendinden olmama gerçeği ile bir parlamento hayatı yaşanmaktadır.
Klasik Kıbrıs siyasal yelpazenin kırılacağı malum. Merkez ile kilise denklemi kırılacak. Hatta yerine olumlu seçenek yerine başka bir faşist ELAM dalgası geliyor. Soldaki boşluk ile AKEL’in durumu ise beraberinde popülist bireysel eksenli hareketlerin de parlamentoda olacağı gibidir. Bunlar merkezi çökertmeye; sağ-sol eksendeki partilerin oy kaybederek daha sağ ve faşist denklemli veya içi boş kişisel popülist oluşumların parlamentoda bulunacağını da gösteriyor.
Kıbrıs sorunundaki durum, AB krizleri, Orta Doğu savaşları ile neoliberal çöküşlerle emperyalist yapı kendini sürdürmeye çalışmanın sonuçlarından söz ediyoruz. Benzer oluşumlar birçok AB ülkesinde de oluyor. Krizlerin kaçınılmaz seçeneksizlikle tetiklenen politik koşulların sonuçlarıdır. Tabii bazı partileri de artık konuşmaktan vazgeçeceğimiz de kesin. Önemli soru sağ partiler ile sağ başkan denkleminin Kıbrıs’ı nerelere doğru kaydıracağıdır. Ayrıca garantörler ile AB ikilemindeki çatışmadan çıkan tutumların da kaosla uzlaşma arasında nasıl gidip geleceğidir. Gerçi daha seçimlere günler var fakat kamuoyu yoklamalarında büyük kayışı yaratacak dinamikler partilerde yok. Bu da seçim sürecinin eskiye göre daha heyecansız geçmesini getirdi.
Şimdilik Kuzey’de konuya doğrudürüst değinen pek yok. Pek yok diyorum ama bazıları gerçekten dokunuyor. Onları da okuyan pek yok. Kıbrıs’ın Kıbrıs’tan yalıtılma eserinin de senfonisinin yazılımı gibidir.



