Gençliğimizde seminerler düzenlenirdi. İlk sosyalist eksendeki seminer konusu da diyalektikti. Diyalektik yöntem önemli bir kuramdı. Tabii ki ezberleme yerine öğrenerek aklınızda kalırsa… Diyalektiğin bir ilkesi de “her şey birbirine bağlıdır” kuralıdır. Bunun üstünde de durulurdu. Olayların ve düşüncelerin nasıl birbirini etkilediği anlatılırdı. Birden aklıma diyalektik geldi. Çünkü bu ilkeyle aslında yazacağım konu da net şekilde bağlıdır.
O zaman fazla seminer alanına dalmadan, günümüz pratiği ile diyalektiğin “her şey birbirine bağlıdır” ilkesi ışığında güncel gelişmelere bir noktadan yaklaşacağım.
Genel dünyada kapitalist sistem birçok krizle aşılmazda. Yenisi de hâlâ seçenek olarak yok. Ekonomiden uygarlığa, iklimlerden kültüre her alanda çoklu krizle neoliberal sistemin miadını bitirip imdat sinyalleri verdiği yıllardan geçiyoruz. Bölgemiz gelgit savaşları ateşinde yaşıyor. Üstelik direkt Amerika’nın da tetiklemesiyle sürüyor. Savaşla başta enerji krizi de tırmandı. Hürmüz Boğazı alanı da bunalıma katıldı.
Geneldeki krizler ve savaş, bölgeyi ateş çemberine de çevirdi. Ona göre tedbirler veya fırsat kullanımlar da oluyor. Nitekim uzağa gitmeyelim: Kıbrıs Adası, sömürgesel gerçeği ile askerî yığınağın da alanı oldu. Birçok askerî güç adaya dolduruldu. Kullanım şeklinde de yerini güçlendirdi. Bunlar politik alanda da propagandalarla adeta zenginleştirildi. Yalanlar ve ikili bakışlar, Amerika merkezli oldukça yaygınlaştı.
Bu özetle kısa bir güncel akış yaptım. Ama tüm bunlar olurken başka bir alan da gündemde: seçimler. Seçimler olunca, krizler yaşanınca istenmese de dış politika propagandada bir başka yere geliyor. Özellikle içteki ekonomik ve siyasal açmaz sonucu, yönetimler propaganda ekseni olarak dış politikaya ağırlık verip başarı sayfası oluşturmaya da uğraşırlar.
Hiç uzağa gitmeyelim: Güney’de yakında parlamento seçimi var. Bu ay gerçekleşecek parlamento seçimleri, özde dokunma olmasa da sonuçta oluşacak parlamento yapısı, devlet başkanlığı sisteminde önemli denklem olacak. Hele de kazanacak güçler ile muhalefet ivmesi yeni bir sorun veya tetikleme fırsatı oluşturacağı kesin. Genellikle şu nokta şimdiden sırıtıyor: tıpkı öteki AB ülkelerinde olduğu gibi Güney’de de faşist eksenli bir kesimin, ELAM partisinin güçlenerek çıkacağı kesin gibi. Yine merkezin çözülmesi ile faşist eksenin güçlenme ikilemi var. Bu arada merak konusu, birçok ülkede olduğu gibi Kıbrıs Cumhuriyeti’nde de karizmatik kişiliklerle kurulan partilerin alacağı oydur.
Net olan, hâlâ seçeneksizlik olmasıdır. Seçeneksizlik ile apolitik koşullardaki kriz çemberi ister istemez faşizme daha net yol açmaya da yardımcı olmaktadır. Ama merkezin de çöküşü siyasal Batı için önemli sinyaller vermektedir.
Kuzey Kıbrıs’ta da seçimler yakın. Ama erken mi yoksa biraz sonra mı net değildir. Burada temel kural da önemli: Türkiyeleşmenin sancıları yaşanıyor. Hele de koltukta oturanlar zamanı uzatma ile “Türkiye ne söyler?” ikileminde sıkışıp kaldılar. Bu yüzden ister erken ister zamanında olsun, yedi sekiz ay sonra seçimler olacak. Seçimler olacak da burada yine nüfus yapısı ile müdahaleler gerçeği ne söyler bilinmez. Müdahale ile tepkiler nasıl şekillenir net değil. Üstelik en son Türkiye’ye sokulmayan Semih Hoca gerçeği dahi net muhalif çıkış yaratamadı. Yine de seçimle alakalı beklentiler propagandaya dek yansıyor. Öyle yansıdı ki borçlanmalar faizleri ödememeye dek gelirken, hâlâ yandaşa vergi affından teşvik desteğine kaynak aktarılıyor, ganimet tipi dağıtımda kırsal arsalar gırla verilmektedir. Yine de seçimin etkisi propaganda ile davranışlarda hissedilirken, “acaba” sorusuyla da her konuda müdahale eden Türkiye’ye çevrili hâldedir.
Tabii bizi direkt ilgilendiren Türkiye gerçeği de var. Seçim ortamı yaşanıyorsa da erken veya öne alma deniliyor. Ancak devlet içi kriz derinleşerek de sürdürülüyor. Muhalif belediyeler baskınlarla tutuklama kıskacında. Yargı durumları bir başkadır. Seçime gidilecekken, rejimin daha da güçlenmesi veya kaybetme ihtimalleri üzerinden olanaklar kullanılıyor. Şimdiden seçim ortamında belli oldu ki AKP bu defa iç politika değil, dış politikayı daha bir öne çıkarıp başarı hikâyesi propagandasına sarılacak. Ateş çemberinden dışta kalma veya eğer becerirlerse İstanbul’u Dubai yerine finans merkezi yapma çabaları var.
Ne olursa olsun, sonuçta bizi direkt etkileyen Türkiye, bizden sonra olsa da onlar da seçim sürecine girmiş gibidir. Birçok kararda bunu yakalamak mümkün. Propaganda alanı seçkisi ile baskıların hedefleri de ona göre şekillenmeye yöneltildi.
Benzer durum Yunanistan’da da var fakat şimdilik fazla konuşulmaz. Ancak yeniden dağınık hâlde olan solun toparlanıp alternatif seçenekle çıkma ihtimali, yönetimin de değişmesine yardımcı olacak. Şimdilik bu konu fazla dillendirilmiyor.
Önemli bir ara seçim de var. Dünya adeta bunu iple çekiyor. Özellikle Trump’un yaptıkları ile önemli çelişkileri, tutarsızlıkları ve otoriterleşme yönelişleri sonucu ne olacak sorularıyla kasım ayı bekleniyor. Şimdilik gelen haberler, parlamentodaki çoğunluğun muhalefete geçeceği konusundadır. Ancak orası Amerika’dır ve daha aylar var. Ancak kesin olan, yine Amerika’daki ufak bir değişim dahi en yakınıyla Orta Doğu savaşında bile yansıyacaktır. Hele de şu anda geçerli İsrail-Amerika “kutsal ittifakı” ile kırılan uluslararası kurumlar ikileminde denklem kayabilir. Onun için Trump da geleceğinde önemli rol olacak ara parlamento seçimlerine elbet yakınlaştıkça kendi kurallarıyla da oynayacağı kesindir.
Size kısa bir güncel seçim gelişmeleri tablosu yazdım. Yaşanan gelişmeler malum. Bunların sandıkla taşınma ihtiyacı, propaganda olanakları durumları malum. Malum da şimdilik birlikte düşünen yok. Fakat belli ki tıkanış ile beklentilerin bir araya gelme safhasıdır seçimler. Biraz da kurallar seçimlere göre şekillenecektir. Bakalım gelişmeler olurken, sonuçlarla hangi dünya devamı izleri çıkacak.


