Suriye’nin Geçici Lideri Ahmed Eş Şara’nın Beyaz Saray ziyareti ve Trump ile görüşmesi oldukça çarpıcıydı. Gerçi sadece Türkiye değil dünya medyasında da hâlâ bu görüşmeye ve Suriye’ye dair gelişmelere, ağırlıklı olarak Eş Şara’nın ceketi ya da kravatı veya CENTCOM komutanları ile basketbol oynaması gibi aslında işin magazin kısmıyla bakılıyor. Ancak herkesin Eş Şara’yı konuştuğu bu süreçler ve gelişmeler, sadece Suriye’yi değil Kıbrıs’tan İran’a ve oradan Rusya’ya çok geniş bir coğrafyanın yeniden dizaynının ön sinyalleri olacak gibi görünüyor.
Trump-Eş Şara görüşmesinin arka planından ve şimdiye kadar bölgede atılan adımlardan yapılan açıklamalara kadar birçok işarete bakılacak olursa şimdilik bölgesel sürecin iki aşamasına dair yorum yapmak mümkün.
Elbette sahanın çok aktörlü olduğunu ve her aktörün hamlesi ile birlikte hesapların gün gün değişebildiğini bir kez daha hatırlatıp birinci aşamaya bakalım.
Matruşka gibi iç içe geçmiş bu gidişatın en küçük ve ilk aşaması Suriye sahasının dizaynı. Bölge basınına yansıyan iddialara göre, ABD Şam’dan İsrail ile bir güvenlik anlaşması imzalamasını ve siyasi-diplomatik ilişki kurmasını istiyor. Güvenlik anlaşmasının içeriğinde neler olduğu henüz madde madde netleşmedi ancak İsrail, Esad yönetiminin devrilmesinden sonra tamamen işgal ettiği Golan Tepelerinden vazgeçmek istemiyor. Yine İsrail’in birçok defa dile getirdiği şartlar arasında Şam’ın Golan Tepelerinden vazgeçmesi, Şam’ın dışından Golan Tepelerine kadar olan bölgenin silahsızlandırılması, Eş Şara yönetiminin İran’ı kesinlikle Suriye’ye sokmaması ve Türkiye’den ihtiyaçları konusunda yardım istememesi gibi talepler var.
Zaten Eş Şara ile eş zamanlı olarak Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da Washington’da olması bu güvenlik anlaşmasına dair müzakerelerin hâlâ devam ettiğini gösteriyor. Aslında Eş Şara Beyaz Saray’a gitmiş olsa da, Suriye’ye dair esas pazarlığın ABD-Türkiye ve Israil arasında yapıldığını söylemek yanlış olmaz. İşaretlere bakılırsa ABD, İsrail’in Şam’a dayattığı şartlar konusunda İsrail lehine bir duruş sergiliyor.
Suriye sahasının dizaynını içeren birinci aşamada Eş Şara’nın giderek bir çeşit Şam noterine dönüştüğünü, çeşitli ülkelerin Suriye sahasında atacağı adımları meşrulaştırmaları için gerekli imzaları atmakla sınırlı bir hareket alanına doğru sıkıştırıldığını söylemek mümkün. Bu nedenle söz konusu birinci aşamanın sorunsuz atlatılması için Eş Şara’nın koltuğunda kalması, can güvenliğinin sağlanması ve güçlenmesi gerekiyor.
Peki Şam’ın IŞİD’e karşı mücadele koalisyonuna katılması gibi alt başlıklarla birlikte Suriye sahasında neler olabilir?
– Şam’ın koalisyona katılması ABD’nin Suriye ordusunun kurulması, eğitimi ve silahlandırılması konusunda belirleyici olacağı anlamına geliyor.
-Koalisyon şemsiyesi altına giren Şam’ın ve Eş Şara yönetiminin düne kadar birlikte hareket ettiği cihatçı isimlerle yollarını ayırması gerekiyor. Zaten Suriye sahasında radikal yapıların hedeflerinin başında artık Eş Şara var. Yani laiklik, can güvenliği açısından en çok Eş Şara’ya gerekli. ABD ile uzlaşmak istemeyen, Eş Şara’ya biat etmeyen radikal isimler ve yapılar radikalizm ile mücadele kapsamına girebilir, sivrilen isimler infaz edilebilir ya da toplu tasfiyeler gelebilir. Ancak zaten en fazla 20 bin adamı olan Eş Şara’nın elinde tasfiyeden sonra silahlı güç olarak ne kalacak? Burada da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonu formülü devreye giriyor. Hem giderek koyulaşan radikalizm eğilimini kırmak hem de askeri bir güç oluşturmak için Eş Şara, SDG ile iş birliği yapmak zorunda. Bununla ilgili aylardır müzakereler devam etse de hâlâ Türkiye dahil bütün tarafların uzlaştığı bir formül bulunamadı. Ancak mevcut duruma bakılırsa savaşçılarının neredeyse yüzde 60’ı Araplardan oluşan SDG, birkaç tümene ve tugaya ayrılıp Suriye ordusuna dahil olacak.
-Şam’ın koalisyona katılması ile birlikte ABD-SDG müttefikliği biter mi? Bu soruya ilişkin henüz kesin bir cevap verilmiş değil ancak Amerikalıların Eş Şara’yı hizada tutmak, gerektiğinde Türkiye’yi dengelemek ve Suriye-Irak sınırını İran’a karşı korumak gibi hedeflerle küçük bir SDG yapısı ile ilişkisini sürdürmesi mümkün. Ancak bu yapı yine Kürt-Arap ittifakının sürdüğü bir SDG mi olur, yoksa tamamen Kürtlerden mi oluşur, bilmiyoruz.
-ABD’nin bastırdığı Suriye-İsrail güvenlik anlaşması Suriye’de ademimerkeziyetçi bir yapıyı öngörüyor. Eğer radikal bir değişiklik olmazsa, son gelişmelere göre Türkiye’nin de Suriye’de gücün merkezde toplandığı bir yapıyı değil de ademimerkeziyetçi bir yönetim biçimini kabul ettiği yorumu yapılabilir. Bütün Suriye’ye uygulanacak olan bu yapı, SDG ve öz yönetim bölgeleri dahil bütün ülke için geçerli olacak ancak etnik temelli bir yeniden yapılanma mı olacak, yoksa mezhebi veya ekonomik kaynaklara göre mi; henüz belirsiz.
-Güvenlik anlaşması imzalanmamış olsa da İsrail, Suriye hava sahasını kontrol ediyor. Bundan kolay kolay vazgeçme niyetinde de değil. Zaten İsrail, Suriye’yi hem kendi güvenliği için tampon bölgeyi genişlettiği bir alan hem de İran’a karşı kara ve hava savunma hattını kurduğu bir bölge olarak görüyor.
Genel olarak Suriye sahasının dizaynı İsrail ve ABD için önemli olan ikinci aşamaya geçiş açısından önemli. İkinci aşamada ise Irak’taki İran nüfuzunun kırılması, İran destekli silahlı ve siyasi yapıların dağıtılması ve İran’ın kendi sınırlarına kadar geri itilmesi var. Önümüzdeki günlerde bu çerçevede Irak’a baskıların daha da artması ve Irak sahasının da karışması oldukça muhtemel.
İran’a karşı askeri, siyasi, ticari birçok yöntemi eş zamanlı kullanmaktan kaçınmayan İsrail-ABD cephesi Kıbrıs Adası’nı da güvenlik bölgesinin içine dahil etmek istiyor.
Elbette bütün bu gelişmeler Türkiye’yi doğrudan ilgilendiriyor ve etkiliyor. Mesela, Suriye sahasındaki Türkiye-İsrail nüfuz savaşı şimdilik İsrail lehine ilerliyor ancak iki ülkenin savaştan ve hatta siyasi gerilimin kontrol edilemez noktaya ulaşmasından kaçındığı açık. Önümüzdeki günlerde İsrail ile Türkiye’nin bir çeşit uzlaşmaya varması ihtimali giderek yükseliyor. Haliyle Kıbrıs’a dair yeni bir siyasi sürecin başlaması, Suriye sahasında nüfuz savaşlarının Irak sahasına taşınması ve Türkiye’nin İran ile İsrail arasında bir denge bulmaya çalışması gibi gelişmeler muhtemel.
Türkiye’deki açılım sürecinin Türkiye içindeki sorunu çözmek niyeti ile başlatılmadığını düşünenlerdenim. İran’dan boşalan yerleri doldurmak için harekete geçen Ankara gibi PKK da, siyasi kanada ağırlık verilen yeniden yapılanma sürecine girebilir. Keza Ankara’yı oldukça tedirgin eden bir başka ihtimal de Suriye, Irak ve İran Kürtleri arasında siyasi bir ittifakın oluşması, ki böyle bir ihtimal var ve Suriye’deki öz yönetim bu ittifakın sadece Kürtlerle sınırlı olmayabileceğini ve Araplarla da ittifak yapılabileceğinin bir örneği.
Ancak burada bahsedilen ihtimal eski usül sınırların yeniden çizildiği, devletlerin kurulduğu, devletlerin yıkıldığı bir ittifak değil; siyasi bir ittifak. Zaten bölgenin yeniden dizaynı da yeni şartlara uygun olarak yeni yöntemlerle yapılıyor. Bu nedenle eski okumalar gidişatı anlamaya kesinlikle yetmezken oyunu İran gibi eski yöntemlerle domine etmeye çalışanlar da pek kazanıyor gibi görünmüyor.
Suriye’nin dizaynı ve sonrasında İran’ı doğrudan hedef alan daha büyük ve daha çok aktörlü ikinci aşama ile birlikte bölge sancılı yıllara, belki de on yıllara gebe!



