14 Şubat 2026, Cumartesi
12.8 C
Lefkoşa
Kıbrıs iktibasLevent Atikoğlu“Uyuz Guduz Alameti Da Çok” - Levent Atikoğlu

“Uyuz Guduz Alameti Da Çok” – Levent Atikoğlu

Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgesinde yıllardır kurulan siyasal düzeni anlatmak için çoğu zaman akademik kavramlara, diplomatik ifadelere, “halk” ve “toplum” gibi soyut tanımlara başvurulur. Oysa ev içinde sıkça kurulan bir cümle, gerçeği çok daha çıplak ve sert biçimde anlatmaya yeter. Tüm rezaleti tek başına özetler: “Uyuz guduz, alameti de çok.” Bugün karşımızdaki tablo tam olarak budur.

Hukuksuzluğun alışkanlığa dönüştüğü, yüzsüzlüğün yönetsel refleks halini aldığı, ganimetin ise neredeyse gani gani doğal bir “hak” gibi görüldüğü bir yapıdan söz ediyoruz. Bu yapı zamanla benliğimize işledi.

Bu kirli düzenin kendisini hâlâ “liderlik” ve “eşitlik” olarak sunabilmesi, sorunun ne kadar derinleştiğini ve normalleştirildiğini gösteriyor. Asıl mesele, buna kayıtsız kalmamızın beklendiği o sözde iyimser yüzsüzlükte yatıyor. Hangi “halk” adına konuşulduğu belirsiz, hangi hukuka dayandığı meçhul, hangi egemenlik ve eşitlik iddiasını taşıdığı ise tamamen muğlak.

Kıbrıs’ın kuzeyi dışında hiçbir karşılığı olmayan “nitelikli” bürokratların ve sözde muhaliflerin gerçeklikten kopuk dili yalnızca bir yanılsama üretmiyor, toplumsal aklı da felce uğratıyor. Sürekli tekrarlanan büyük sözler, içi boş kavramlar ve sembolik toplantılar hakikatin üzerini örtmek için kullanılıyor.

Şimdi de özellikle pompalanan “iktidar değişirse her şey düzelir” söylemiyle karşı karşıyayız. Cumhurbaşkanı değişince hiçbir şeyin değişmediği yeterince görülmemiş olacak ki, bu yalana yeniden inanmamız bekleniyor. Düzenin en tehlikeli yalanlarından biri, umut tacirliği taktikleriyle manipülasyonun en incelikli köşelerinden vurup, bireysel refahlarına refah katacak olan ana muhalefettir.

Sorunun kişilerde değil sistemde olduğunu görmezden gelen sözde muhalefet, bunu adeta bir marifet gibi sunuyor. İşgal, rant ve inkâr üzerine kurulu bu yapının yalnızca kişiler değişince temizleneceğini yüzsüzce söyleyebiliyor. Koltuklar el değiştirse bile zihniyet aynı kaldıkça sonucun değişmeyeceğini öngöremeyen, pasif bir topluluk tablosu var karşımızda. Hem iki sokum Kıbrıs, hem bir diaspora.

Yozlaşmış muhalefetin fakir dili, etik dışı uygulamaları ve manipülasyonlarıyla karanlığını örtmeye çalışması, bazı kesimlere umut veriyor olmalı. Stratejik bölünmeyi “her kesimi kucaklama” diye pazarlayan bu zihniyetin tek derdinin kendi çıkarları olduğu gerçeği ise görmezden geliniyor. Bu görmezden gelme hali neredeyse bir işgüzarlık biçimine dönüşmüş durumda.

Bu tablo en çok da Kıbrıs’ı bütünlüklü, adil ve barışçıl bir gelecek hayaliyle sevenleri yaralıyor. Sahte bir normalleşme dili, gerçek çözüm ihtimalini boğuyor. Toplumdan beklenen ise sessizlik, kabulleniş ve unutma.

Aklımızla oynanıyor ve buna razı olmamız isteniyor. Bu yalnızca politik bir sorun değil, aynı zamanda ahlaki bir çürümenin göstergesi. Gerçek dışı bu dil, derin yabancılaşmayı büyütüyor. Siyaset temsil iddiasını yitirdikçe bir gösteriye, bir pişkinlik sahnesine dönüşüyor. Tam da bu yüzden “Uyuz guduz alameti de çok” sözü yerini buluyor bu insanlar için.

Bu düzene alışmak, onun bir parçası olmak demektir. Konuşmak ise hâlâ elimizde kalan en temel sorumluluktur. Suskunluk bu pişkinliği besledikçe, bu pişkinliğin en görünür savunucuları her geçen gün daha da “normal” kabul ediliyor.

İnsanlar gündelik hayatın telaşı içinde adaletin nasıl erozyona uğradığını fark etmiyor. Oysa sessizce büyüyen bu çürüme, bir gün herkesi aynı çirkefe sürükleyecek. Bir toplumun hafızası unutmakla değil, hatırlamakla ayakta kalır. Tabii ki seçici hamasi hatırlamalarla beslenen milliyetçilik temelli böl ve yönetenlerden nemalananlarla bir arada olunca durum daha da zorlaşıyor.

Tabii ki susmak bir teslimiyet ve suç ortaklığıdır. Gerçeği çarpıtan dili “değişim” ve “memleketi kurtarma” diye sunan zihniyeti birilerinin durdurması gerekirken, Kıbrıs’ın geleceği, iktidara aday işgüzarların resmi söylemleriyle gölgelenirken, vicdanın ve aklın direnişiyle şekillenme şimdi daha da gerekli.

Şimdi sorulması gereken soru şu: Aklımızla oynayan, bizi yok sayan, itibarsızlaştıran bu sahte “kucaklayıcılara” tüm bedellerine rağmen kim ses çıkaracak?

“Uyuz guduz alametleri de çok” çünkü…

Diğer yazıları

Denizaşırı Odalarda Aklanan Muhalefet: Bir Enkazın Anatomisi – Levent Atikoğlu

Türkiye’nin bütün dertlerinin, kirinin, pasının, her türlü rezilliğinin ve...

21 Aralık propaganda tarihi değildir – Levent Atikoğlu

21 Aralık 1963 ve bu hafta, milliyetçiliğin utanmaz diliyle...

3 Aralık Dünya Engelliler Günü: Hesaplaşma ve yüzleşme vakti – Levent Atikoğlu

Kıbrıs’ta, Türkiye’de, ihmal ve istismar üzerine kurulu işgüzar sistemlerde...

Derya’dan Erhürman’a kapsayıcı barış dili ayarı – Levent Atikoğlu

Canlı yayınların en çarpıcı yanı, samimiyete ve çoğu zaman...

Hükmü yok sayılan söylemler, provokasyon ve ada’nın geleceği – Levent Atikoğlu

Bürokratlık başka, liderlik bambaşka bir sorumluluktur. Bugün ortaya konan...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,994TakipçilerTakip Et
772AboneAbone Ol

Son eklenenler

Çöp meselesi: Bir sınıf ve mekân rejimi – Ecehan Balta

Şehirlerin bir alışkanlığı var: Kirliliği görünmez kılmak. Çöp poşeti...

Silahlanmada Alman-Fransız rekabeti – Yücel Özdemir

Bundan yaklaşık dokuz yıl önce, temmuz 2017’de Almanya ve...

Türkiye’nin de dahil olduğu yeni güç savaşları – Hediye Levent

Gazze, Lübnan, Suriye, İran derken epeydir yakın coğrafyamıza kilitlenmiş...

Kıbrıs Sorununda Son Gelinen Durum ve Görüşme Süreci – Şener Elcil

2020 yılında, Türkiye’nin açıkça seçimlere müdahalesi ile Kıbrıs Türk toplum liderliği (cumhurbaşkanlığı)...

Dikkat Ekonomisi, Kültürel Temsiliyet ve Yapay Zekâ – Çağla Elektrikçi

Manuel Castells’in (1996, 2009) “ağ toplumu” kavramı, çağımızda dikkat...

Seks, yalanlar ve video kayıtları: Esptein skandalının siyaseten düşündürdükleri… – Yonca Özdemir

ABD’de Jeffrey Epstein dosyalarının önemli bir bölümü geçenlerde kamuoyuna...

Dünya Düzeni El Değiştiriyor – Şener Elcil

“Tarih tekerrür eder, tarih tekerrürden ibarettir” veya “Geçmişi hatırlamayanlar...

İran: Barbarları beklerken – Zafer Yörük

İran, uzun süredir tarihin bir eşiğinde bekliyor. Ama bu...

Canlı yayın