Home Kıbrıs iktibas Levent Atikoğlu Derya’dan Erhürman’a kapsayıcı barış dili ayarı – Levent Atikoğlu

Derya’dan Erhürman’a kapsayıcı barış dili ayarı – Levent Atikoğlu

0
15

Canlı yayınların en çarpıcı yanı, samimiyete ve çoğu zaman da kaçınılmaz söylemlere kapı açan bir alan olmasıdır. Doğuş Derya’nın yaptığı eleştiri de tam olarak bu kapıyı araladı.

İster ilerde inkar edilsin, ister eğilip bükülsün; bu sözler kayıtlara geçti ve en doğru zamanda ortaya çıktı. Derya, Erhürman’ın siyasi güzergahında barış dilinin ve aynı adayı paylaşan tüm halkları kapsayan kucaklayıcı bir yaklaşımın eksik olduğunu dile getirmesi takdire şayandır. Bu, ister sonradan düzeltilsin ister geri adım atılsın, ister inkar edilsin, uzun süredir söylenmesi gereken bir şeydi.

Erhürman’ın seçim propagandaları boyunca kullandığı dil, rahatsız edici “çocuklarımız” vurgusu ve Kıbrıslı Rumları dışlayan, haktan hak doğuran efelenmelerle doluydu. Daha birçok sorunlu ve noksan söylemi de cabasıydı.

Kıbrıs’ta siyasetçilerin çoğu, barış fikrini programlarının göstermelik süsleri gibi kullanıyor. Oysa barış dilinin ağırlığını taşımak, sadece bir çözüm modeline referans vermekle olmuyor. Barış, gündelik konuşmanın içine sinmeli: halkların acıları, kırgınlıkları, kimlikleri ve hassasiyetleriyle birlikte ele alınmalı. Derya’nın vurguladığı eksiklik tam da burada yatanı uyandırıyor: Barışa dair kelimelerin altını dolduran kapsayıcı bir anlatının olmaması.

Erhürman’ın politik çizgisi birçok açıdan düzen, hukuk ve ciddiyet perspektifiyle saygınlık kazansa da, bu Ada’nın birleştiriciliğini kurmak için yeterli değildir…

İnsanların tarihini, deneyimlerini, hatıralarını ve travmalarını hafife almayan bir barış dili gerekiyor. Bu dil, sadece bir kesimin değil, tüm toplulukların kendini aynı evde hissetmesini sağlamalı. Barış, bir topluma “bizim gibi olun” demekle değil, “hepimiz varız” cümlesini kurmakla başlar. Ve bu “hepimiz’ Kıbrıslı Rumları kapsamıyor.

Derya’nın bu manevrası sadece bir kişiye yöneltilmiş bir eleştiri değil aslında. Kıbrıs siyasetinin yapısal bir sorununa tutulmuş bir aynadır bu. Yıllardır çözüm yanlısı çizgide duran birçok bileşen, farkında olmadan kendi seçmenine hitap eden dar bir dil kullanıyor. Bu dar dil, özellikle Kıbrıslı Rum toplumu, Maronitler, Latinler, Ermeniler ve adanın başka topluluklarını görmezden gelen duvarlar örüyor. Oysa barış, duvarların değil köprülerin diliyle kurulan birşeydir.

Doğuş Derya’nın sözleri bu açıdan bir kırılma noktasıdır. Kamuoyu önünde muhalefette olan bir milletvekilinin Cumhurbaşkanı’nın dilini eleştirmesi, özellikle çözüm yanlısı safları, ciddi bir kırılma noktasına itecektir… Bunu bir tehdit olarak değil, olumlu anlamda bu vasıtayla özeleştiri yapmak için muhteşem bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.

Doğuş Derya’nın bu atağı ister kendini gündeme getirmek için bir manevra olarak algılansın, ister gerçekten Erhürman’ın sınırlı, barış dili olmayan terminolojisinden rahatsız olduğu için olsun; bu çıkış, tam da yerindedir ve Kıbrıs’ın tam da en çok ihtiyaç duyduğu şeydir.

Derya’nın sözleri, siyasette öz eleştiri ruhunu canlandırma potansiyeli var. Bir hareketin güçlenmesi, ancak sorumluluk sahibi olan bir Cumhurbaşkanı’nın zayıf yanlarıyla yüzleşmesiyle mümkündür. Erhürman bu eleştiriyi kabul eder ya da etmez; ciddiye alır ya da almaz, geri adım atar ya da sözünü genişletir, bunlar ikinci sıradadır…

Asıl önemli olan, Kıbrıs’ın geleceğini düşünen herkes açısından bu yorumun bir davet niteliği taşımasıdır. Daha kapsayıcı, daha adil ve tüm halklara eşit mesafeden duran bir dil kurulmadan ne siyasette ne de toplumda gerçek bir barış inşa edilebilir.

Derya’nın parmak bastığı mevzu, benim ve bazı diğer yazar arkadaşlarımızın üzerine haftalardır yazdığı meselelerin önemini vurguluyorlar: Barış, önce dilde başlar…

Bugün dünya, savaşların, zorunlu göçlerin, istismar vakalarının ve çocukların en temel haklarından mahrum bırakıldığı acı bir çağdan geçiyor. Gazze’den Kongo’ya, Ukrayna’dan Sudan’a kadar pek çok coğrafyada çocuklar savaşın yükünü taşıyor; eğitimden kopuyor, bedenleri ve zihinleri travmayla şekilleniyor. Bu tablo bize barış dilinin sadece bir siyasi strateji değil, insan hayatını koruyan ahlaki ve vicdani bir zorunluluk olduğunu hatırlatıyor.

Çocuklara yönelik şiddet, ihmal ve çatışmalarda işlenen savaş suçları, uluslararası hukukun ötesinde insanlık vicdanının kırıldığı noktalardır. Bu yüzden barış dilinin eksikliği, yalnızca bir siyasi figürün değil, toplumların geleceğini ilgilendiren varoluşsal bir sorumluluktur.

Kıbrıs da bu bağlamdan muaf değildir. Bu ada, kayıpların, yerinden edilmelerin, sessizleştirilmiş acıların ve çocukluğunu savaş gölgesinde geçirmiş kuşakların hikayeleriyle doludur. Bugün hala birçok aile kayıp yakınlarının akıbetini bilmiyor, geçmişte yaşanan istismarlar ve hak ihlalleri yüzleşilmemiş bir hafızada asılı duruyor.

Dolayısıyla Kıbrıs’ta barış dili kurmak, yalnızca iki toplumun siyasi anlaşmasına değil, tüm halkların geçmiş travmalarını tanıyan ve gelecekte hiçbir çocuğun savaşın, nefretin veya ihmalkarlığın kurbanı olmayacağı bir toplumsal sözleşmeye dayanmalıdır.

Bu nedenle Derya’nın eleştirisi, sadece güncel siyasete değil, barışın en kırılgan noktası olan çocuklara da uzanan bir çağrıdır. Erhürman belki bir proje ürünüdür, belki de siyasetin sunduğu küçük bir saltanatın cazibesine kapılmıştır.  Bunu zaman gösterecek…

Ancak kesin olan bir şey var: Kıbrıs’ın kuzeyini birleştirme edasıyla yola çıkan birinin dili, adayı bölücü, adaya tepeden bakan, efelenen ve özeleştiriden kaçan bir ton taşıyor. Bu dili kullanan birinin, Ada’yı birleştirmesi mümkün değildir.

Dolayısıyla Erhürman’ın dili, barışın değil üstünlük kurma çabasının dilidir; Ada’yı birleştirmek yerine bölmeye hizmet eder. Kendi çevresi dışında kimseyi duymayan, eleştiriye tahammülü olmayan biri lider olamaz.

Liderlik, önce aynaya bakma cesaretini gerektirir. Bu cesaret olmadan ne halkı birleştirmek mümkündür ne de bu adada gerçek bir barış inşa etmek. “Korku ve tehdit alıyorum, bu yüzden köklü değişim yapamıyorum” gibi olası bir mazeret de geçersizdir. Bedel ödemeden, doğru ve kapsayıcı bir barış dilini kullanmadan hiçbir değişim gerçekleşmez.

Doğuş Derya’nın açtığı kapı, belki manipülasyonlarla kapatılmaya çalışılacaktır; fakat onun bu eleştirisi arşivlerde kayıt altında kalacaktır… Darısı sıradaki siyasilerin başına…

No comments

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.