18 Ocak 2026, Pazar
9.8 C
Lefkoşa
Kıbrıs iktibasLevent AtikoğluHükmü yok sayılan söylemler, provokasyon ve ada’nın geleceği - Levent Atikoğlu

Hükmü yok sayılan söylemler, provokasyon ve ada’nın geleceği – Levent Atikoğlu

Orjinal yazının kaynağıAvrupa Gazetesi 23 Kasım

Bürokratlık başka, liderlik bambaşka bir sorumluluktur. Bugün ortaya konan talepler, Kıbrıslı Türklerin gerçek ve acil ihtiyaçlarını yansıtmıyor, sürdürülebilir barış dili noksan. Savaş suçlarının ardından adaya illegal biçimde taşınan nüfusa hitap eden politik manevralar olarak karşımıza çıkıyor bu. Bu yaklaşım, ne Kıbrıs’ın bütünlüğünü gözetiyor ne de bu adayı samimiyetle seven tüm toplumları kapsayan bir dil kurabiliyor. Aksine, yüzleşme olmadan “haktan hak doğurma” iddiasıyla hem savaş suçlarını perdeleyen hem de yanlış terminolojiyi yeniden üreten sorumsuz kısır döngü ile bir söylem ortaya çıkıyor.

Tam da böyle bir atmosferde, Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hristodulidis’in askersizleştirme ve görevini kötüye kullanmış garantörlerin feshi yönündeki ciddi önerilerine karşı-yeri geldiğinde Hristodulidis’e de eleştiriler sunmakla birlikte- Erhürman’ın “hükmü yok” diyerek yanıt vermesi büyük bir sorumsuzluk. Bu fevri ve kolaycı yaklaşımın kimseye bir faydası yok. Tek yapılan, karmaşık sorunları daha da karmaşıklaştırmak. Oysa haktan hak doğurmak, geçmişin savaş suçlarıyla, ortak acılarla, bugünün gerçekleriyle ve barış dilinin gereklilikleriyle yüzleşmeyi gerektirir. Milliyetçi ve kısır döngü söylemler biçim değiştirerek yeniden kendini üretmeye devam ediyor… Suçlayarak, efelenerek, günü kurtaran dil oyunlarıyla barış kurulmaz. Değişim dilde başlar; kabullenmekle, ödün verebilmekle, yüzleşmekle…

Daha da önemlisi: İnsan hakları, çocuk güvenliği, sosyal koruma… Her gün yeni bir cinayet, ihmal ve istismar vakasıyla uyandığımız Kıbrıs’ın kuzeyinde, yaşanan tahribatla yüzleşmeden ve gerekenleri yapmadan hiçbir hak talebi anlamlı değildir…

Üstelik bunun sorumluluğunu bugünün hükümetine de yükleyemeyiz. Bu hep böyleydi, önceki iktidarlarda da. Bundan salt şimdiki hükümet sorumlu değildir.  Mevcut nüfus politikasıyla bu hakların sağlanması zaten mümkün değil. Bu nedenle ortaya atılan birçok “açılım”, gerçek bir reform değil, işgüzarca bir provokasyondur. Hem bize hitap etmiyor hem de adanın yapısal sorunlarını çözmüyor.

Hristodulidis’in asker ve garantörler konusunda cesur adımlara işaret ederken, Ankara karşısında bu konunun “gerçek bedelini” göze alamayanların değişimden söz etmesi de inandırıcı gelmiyor… Siyasi cesaret konfor alanında değil, sorumluluk almakta, risk göze almakta ve geçmişle yüzleşmekte yatar.

Peki bahsedilen haklar gerçekten kimin hakkı?

Türkçe konuşan Kıbrıslılar kim, Kıbrıslı Türkler kim? Bu adayı çıkarsız, bütünüyle seven kaç kişi kaldı? Kamu yararını savunan, bu toprağı bir bütün olarak gören kaç kişi gerçekten söz sahibi?

Çünkü mesele ne “milli” ne de “dini” kimlik olmalı. Mesele coğrafi kimliktir: Bu adanın ortak yaşamı, ortak tarihi, ortak hafızası…

Unutmayalım: Aceleyle kurulmuş her yanlış dil, her provokatif açıklama, her yüzeysel siyasi hamle yalnızca işgalcileri ve bu adayı yıllardır böl–yönet politikasıyla yönetenleri sevindirir. Biz ise bu kısır döngü yüzünden hâlâ “haktan hak doğurmak” zorunda kalır, kendi varlığımızı ve gerçek kimliğimizi yeniden savunmakla meşgul oluruz.

Kuzeyden gelen çok fuzuli bir listeye karşılık, askersizleştirme ve Kıbrıs’ın bütünlüğüne dair sorumluluğunu yıllardır suistimal eden garantörlerin feshi gibi son derece ciddi bir konuyu gündeme getiren Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hristodulidis’e kullanılan karşı dil gerçekten çok sıkıntılı. “Geçersiz” ve “hükmü yok” gibi fevri, sorumsuz ve rahat bir açılımla yapılan açıklamalar hiç kimseye hiçbir şey kazandırmaz.

Haktan hak doğurmak, ancak geçmişin savaş suçlarını hesaba katarak, adada yaşayan tüm halkların tarihini ve ortak acılarını unutmadan; barış dilini eksik etmeden ve milliyetçi, kısır döngü söylemlere yol vermeden mümkündür. Provokatif şekilde yapılan her açılım, sadece işgalcilere ve adada “böl ve yönet” politikasını sürdürmek isteyenlere yarar… Biz ise bu adada, tüm engellere rağmen, haktan hak doğurmaya devam edeceksek, bu sorumsuz ve bencil yaklaşım bizi bir beş sene daha çıkmaza sokmaya devam edecek…

Diğer yazıları

Denizaşırı Odalarda Aklanan Muhalefet: Bir Enkazın Anatomisi – Levent Atikoğlu

Türkiye’nin bütün dertlerinin, kirinin, pasının, her türlü rezilliğinin ve...

21 Aralık propaganda tarihi değildir – Levent Atikoğlu

21 Aralık 1963 ve bu hafta, milliyetçiliğin utanmaz diliyle...

3 Aralık Dünya Engelliler Günü: Hesaplaşma ve yüzleşme vakti – Levent Atikoğlu

Kıbrıs’ta, Türkiye’de, ihmal ve istismar üzerine kurulu işgüzar sistemlerde...

Derya’dan Erhürman’a kapsayıcı barış dili ayarı – Levent Atikoğlu

Canlı yayınların en çarpıcı yanı, samimiyete ve çoğu zaman...

Yanlışı eleştirmek, doğruyu takdir etmek – Levent Atikoğlu

Sosyal medya, bilgi ve duygunun hızla yayıldığı bir mecradır....
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,997TakipçilerTakip Et
761AboneAbone Ol

Son eklenenler

Chávez’den Maduro’ya: 21. yüzyıl sosyalizminin yükselişi ve çöküşü (2) – Özgür Orhangazi

Chávez döneminde uygulanan ekonomi politikaları, petrol gelirlerinin yeniden dağıtımına...

Venezuela, MAGA ve Çin – Cihan Tuğal

Orta büyüklükte bir ülkenin cezalandırılması Trump’ın hanesine yazılan bir...

Kıbrıs pencerelerinden içeriye sızanlarla – Özkan Yıkıcı

Bir Lefkoşa gecesine daha girdim. Bugünkü tuhaflık, ama ileride...

Diktatörler gitsin ama! – Yücel Vural

Dünya’nın büyük bir bölümünde büyük bir karmaşa yaşanıyor. Bunun adını,...

ABD ile Avrupa arasında ‘Grönland savaşı’ mı çıkacak? – Yücel Özdemir

ABD Başkanı Trump geri adım atmadığı takdirde “Grönland sorunu”,...

TRT nefret kuşağı: ‘Gökkuşağı Faşizmi’ – Gözde Bedeloğlu

2015 yılında ilk kez polisin plastik mermi, biber gazı...

Grönlandlı Olsaydım – Özkan Yıkıcı

Şu anda elbet ben Grönlandlı olamazdım. Bırakın olmayı, oraya...

Canlı yayın